amblem.1.jpg

SAYFA-2
SAYFA-3

SAYFA-2


ta_.ba_l_k.jpg

Arra ayağa kalktı:
"Sağ ol... En geç yarın seninle son kez konuşurum... İki gün sonra yola çıkacağım..."
"Şimdiden bol talihler dilerim sana... Haydi, yukarı çık..."

Nöbetçiler birbirlerini selamlayarak duvar değiştirdiler. Ay, artık iyice yükseldiğinden ilk büyüklük ve rengini kaybetmişti, ama şimdi daha parlak bir ışık saçıyordu. Uzun bir yol... günler boyu kat ederek kente ancak gece vakti ulaşan yük kervanı, kapılar kapalı olduğundan, geceyi surların önünde geçirmek için çevreye yayıldı ve konakladı. Kervanın hayvanları, konağın bahçesindeki köpeklerin haykırışlarıyla titrediler.
@

Arra ile Bilge'nin bu konuşmalarının üzerinden iki gün batımı geçmişti ve vakit sabahın erken saatleriydi Surların küçük kapılarından birinin önünde toplanmış yirmi kadar atlı, postlarına bürülü ve mızraklarını sıkıca kavramış bir durumda sert ve soğuk rüzgâra meydan okuyorlardı. Çevrelerindeki nöbetçilerin meşaleleri, onları, tamudan fırlamış bir bölük süvariye benzetiyordu.

Kentin çevresinde, gece dolaşmasına çıkmış çakallar haykırıyor, iki gün önce konaklayan kervandan arta kalanları yemek için sur diplerine kadar sokuluyorlardı.

Topluluğa en yakın kapıdan bir adam çıktı. Hızlı adımlarla genç bir uşağın tuttuğu ata yaklaştı, sert bir devinimle üzerine atladı. Arkasına dönerek adamlarına baktı ve atını kapıya doğru mahmuzladı. Diğerleri onu izlediler. Topluluk nal sesleri arasında kentten uzaklaştı.
@

Ormanın son ağaçlarının bitmesine az kalmıştı. Ağaçsız, otsuz tepeler, daha sonra gelecek olan dağlara, Gökgürültüsü Dağları'na öncülük ediyorlardı.

Ağaçların arasında küçük bir açıklık vardı. Üç adam atlarının eğerlerini çözmüşler, ortaya bir ateş yakmışlar ve çevresine oturmuşlardı. Üçünün de saç ve sakalları uzundu, giysileri parçalanmıştı. Mızraklarının, kılıçlarının üzerinde kırıklar göze çarpıyordu. Ellerindeki et parçalarını yerken hiç konuşmayarak ateşe baktılar.

Arra başını kaldırdı:
"Döneceksiniz demek!.."
Diğer ikisi, ütanmışcasına başları eğik duruyorlardı.
"Daha orman bitmeden üç kişi, üç at bir de eşek kaldık... O korkunç hayvanlar, hastalıklar, yorgunluk. Dağlara böyle çıkamayız...

Yine sustular. Son et parçalarını da yediler. Birisi elindeki kılıçla ateşi karıştırdı ve üzerine dal parçaları attı.
"Peki, gidin..."

Üçünün de bakışları eğilmişti... Hafif esen rüzgâr, alevleri dalgalandırdı. Yakınlarından geçen bir hayvan, atların ürkek kımıldamalarına yol açtı.

"Sen de gel, Arra..."
"Hayır!.."

ta_.2.jpg

Açıkta başıboş dolaşan kara eşek, acı acı anırdı. Atlar şaşkıyla ona baktılar.

"Ben dağlara gideceğim..."
"Baban da kederinden ölmüştür..."

Arra sesini çıkarmadı biran... Yalnızca, gözlerini kırpıştırarak iki adama baktı. Birden haykırdı:

"Gidin haydi!.. Eğer oraya varırsanız deyin ki, Arra benim gibi cesaretini kaybetmedi, deyin... Tamam mı?.. Tek başına dağlara çıktı,deyin... Taşı alıp dönecek, hanlığın düşmanları titresinler,deyin.,. Tamam mı?!.."

Yanıtlamadılar... Teki dalgın dalgın ateşi karıştırmaktaydı. Ötekinin başı eğikti. Arra'yla göz göze gelmekten çekiniyorlardı.
Arra:
"Gidin artık!.. " diye bağırdı.

İki adam yavaş yavaş doğruldular. Atlarına doğru ilerlediler.Yerdeki eğerlerini aldılar.
"Bütün hayvanları alın... Dağda bana gerekli olmazlar..."

Adamlar,diğer atı da eğerlediler. Torbalarını ona yüklediler. Bir tanesi eşeği yakaladı ve ata bağladı. Bindiler, arkalarına bakmadan uzaklaştılar.
"Onlara, Ârra korkmadı deyin!.. "
Ağaçların arasında kayboldular.

Arra gözlerini kapadı, uzandı, bir zaman kendi kendine mırıldandı. Sonra doğrularak kılıcını aldı, beline taktı. Pelerinine örtündü ve dağlara: doğru yürüdü. Hâlâ kendi kendine konuşuyordu.
@

Yaratık, oturduğu yerden bir yarım çember biçiminde görünen mağaranın ağzına baktı. Kayalardan oyulmuş bir koltukta, oturuyordu. Üzerinde eski bezlerden başka giysi yoktu. İki kolu iki bacağı, bir başı olduğu halde insanı ancak andırabiliyordu. Derisi, yüzyıllar geçse bile hiç bir çizgi taşımayacak sanısını veren bir düzlükteydi. Gözleri, derin ve karanlık uçurumlar gibiydiler. Başında tek bir saç,yüzünde sakal yoktu. Kafa derisi de gövdesinin diğer bölümleri gibi pürüzsüzdü. Ne gençti ne yaşlı, hiçbir zaman genç de olmamıştı, yaşlı da olmayacaktı. Onun için zaman akmıyordu, çünkü zamanızı bekçisiydi, o!


bilimkurgu@x-bilnmeyen.com