|
SARMAŞIK, Sf:2
En şaşırtıcısı da, sarmaşığın hakimiyet kurduğu bu yerde, bir başkasının yaşayamamasıydı. Bir kaç sene evveline kadar Leybourne'u çevreleyen orman, yabani çiçekler ve sık çalılarla doluydu. Fakat hepsi, tıpkı hayvanlar, tavşanlar ve kuşlar gibi yok olmuştu. Bu olay, beni düşünmece zorladı! İngiltere'de, Gobi çöllerini gezmekten daha ilgi çekici şeyler olduğunu anladım. Arkadaşım Conway'i, Allington Castle'ı tamir projesinden caydıran parasızlık değildi. Yeteri kadar zengindi ve gayretliydi; ama orada çalıştıracak elaman bulamıyordu.
A, bu arada çok içtikten sonra, evlerine dönmeyen, gece orada kalan 3 işçiyi anlatmam gerekir! Sabahleyin ustabaşı geldiğinde, onları ölü bulmuştu. Bunun üzerine hiçbir işçi işini sürdürmek istememişti, Conway de çalışmayı durdurmak zorunda kalmıştı. Pek kızgındı ve benden gidip onu görmemi istedi. Bütün problemi onunla birlikte baştan sona inceledik. Aynı olayın Angkor ve Honduras'ın da başına gelmiş olabileceği fikrine kapıldım. Bir başka deyişle aklımdan koymak istediğim fakat başaramadığım korkunç düşünce, bana kendini zorla kabul ettirdi. Dolayısıyla Amerika'ya, Bay W'hite'tan yardım istemeye geldim.
Ben birçok yerde ölümle karşılaştım. Bunu övünmek için söylemiyorum. Fakat aklıma takılan şüphelerin gerçek olabileceğini düşündükçe çıldıracağımı sanıyorum.
Kolunu uzattığında heyecandan elleri titriyordu.
-Bunu anlıyorum, dedi Binbaşı Young. Bir insan ne kadar cesur olsa, o kadar korkuyu tanıyor. Bunları duygularıma değil tecrübelerime dayanarak söylüyorum.
White, merakla:
-O üç adam öldürüldü dediniz, değil mi? diye sordu.
-Evet, zannedersem bu terimi rahatça kullanabiliriz. Herhalde, sabahleyin ölmüşlerdi.
-Ve sarmaşığın öldürdüğü düşünülüyor... Usta başının kararı, değil mi?
-Hayır! Ne düşündüğünü bilmiyorum; doğal olarak raporunda böyle bir şeyden bahsedemezdi. Fakat arkadaşım bana cesetlerin ne durumda olduklarını anlattı. Birlikte ufak bir deney yapmaya karar verdik. Yaşlı bir ineği, sarmaşığın en kesif olduğu yere, ormana sürükledik, bir ağaca bağladık. Ertesi sabah döndüğümüzde, inek ölmüştü. Conway, bir doktor olmamasına rağmen, kadavranın, diğer 3 işçinin cesedi gibi olduğunu belirtti.
Bütün bunlar, İngiltere'nin boş bir kesiminde geçiyor. Arabayla bir insanoğluna rastlamadan kilometrelerce gidilebilir. Eskiden orada oturan insanlar kendileriyle alay edilmesini istemedikleri için bölgeden niçin ayrıldıklarım söylemiyorlar.
-Sarmaşık, diye mırıldandı, White. Bütün eski yapılarda görüldüğü tipten, adi sarmaşık mıydı?
|
|
|
|
|
|
|
Milligan:
-Hayır! diye bağırdı. Daha kalın ve iri. Conway ve ben, 30 cm. eninde, kilometrelerce kıvrılarak giden dallara şaşıp kaldık. Kökünü nereden aldığını öğrenmek imkânsızdı. Birkaç metrede bir, üçer yapraklı dalcıklar çıkıyordu. Bütün dallar, en fazla 2 km. yaklaşabildiğimiz bir yerden geliyora benziyordu. O yeri harita üzerinde kabaca saptadık,
10 sene kadar önce, bu ormanlarda bir tane bile sarmaşık bulunmuyormuş. Sadece ormanın ortasında bulunan büyük çukurdan bahsettiler, orada sarmaşık varmış. Efsaneye göre orada iri bir yılan yaşıyormuş. Saçma muhakkak ki; ama sarmaşık, bu çukurdan yayılmaya başlamış. 10 sene içinde İngiltere kırlarında 184 km2'lik bir alanı kaplamış. Siz bunlara ne diyorsunuz, White?
Biyolog cevap vermeye zaman bulamadan Yeartford'un belediye başkanı söze karıştı.
-Bu yapraklar yeşil ve beyaz benekli mi? Bu dallar havaya doğru kalkık mı? İneğin kanını içtiğini düşündünüz mü? Ya diğer üç adamın? Acaba Honduras'ta da bu tipte batak ve bostanlar bulunuyor mu?
Kaşif ve bilim adamı hayretle ona bakıyorlardı. Nihayet White sordu:
-Nereye gelmek istiyorsunuz, binbaşım?
Young son, derece heyecanlıydı:
-Benim kentin yakınında böylesine büyük bir çukur var. Bu gün, bir avcı gelerek köpeğinin burada öldürüldüğünü söyledi. Sarhoş olduğu için inanmadım. Fakat o, iri bir sarmaşığın çukurdan çıkarak köpeği yakaladığını ve içeri çektiğini söyledi. Acaba burada, Amerika'da aynı tip sarmaşığın olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Gerçek şu ki, Yeastford'da bir çukurumuz var ve bu çukurdan bir şeyler çıkıyor! Siz bu bitkinin ana kökünü hiç görmediğinizi, başlangıç noktasına ulaşamadığınızı söylediniz. İşte size bir şans! Kentime gelin, birlikte o çukura inelim.
-devamı, Sayı:23, Sayfa:25-
|
|