|
SAPLANTI
(GÖK BAHÇELERİ: 1)
Selma MİNE
-Aptalca bir şey bu!
-Değil! Hiç değil! Çünkü bizim zekâmız onlara geçiyor... Çünkü ölülerimiz Gök Bahçeleri'ne gönderiliyor... çünkü onlar, orada yeniden dinliyorlar... çünkü...
Bir ses konuşmalarını kesti, aniden:
-18 no'lu Gök Bahçesi. İnmek üzereyiz, hazırlıklı olun! Yolcularımıza iyi eğlenceler dileriz!
Oto, güneş ışınlarıyla yıkanan bir ormanın altında uçuyordu, şimdi. Yeşil bir küme, enfes bir deniz gibi üstlerindeydi. Beyaz köklerin oluşturduğu ağ, besi suyu akan saydam kanallar içinde yüzüyordu. Bu kanallarda, ayrıca, hafif gazlarla doldurulmuş hava yastıkları vardı.
Ötelerde berilerde bulut kümecikleri uçuşuyordu, Yeryüzü kenti, ağdalı bir hava ile örtülüydü; buradan seçilebiliyordu. Ama Gök Bahçeleri'nde tertemiz ve pırıl pırıl bir hava vardı.
@
Kadın, suçlu bir tavırla:
-Biliyor musun, eve dönmek gelmiyordu, içimden! diye mırıldandı.
Işıklandırılmış koridorda, yürüyen şerit üzerinde ilerliyorlardı. Bölüm numaralarının önüne gelince, adam küçük bir sahanlığa adımını attı ve arkasından gelen karısına döndü:
-Dinle canım: "Bitkiler Gök Bahçeleri'nde, insanlar yeryüzünde yaşarlar". Bunun, başka bir çözümü olamaz!
Kadın inatla:
-Bilgisayarlar böyle der! diye homurdandı. Çünkü öyle programlanmışlardır... Sen de aynını söylüyorsun; çünkü sen de bilgisayarla böyle programlandın!
-Yine tartışmaya başlamayalım, lütfen! Benim gibi milyarlarca kişi programlanıyor da sen niçin programlanmıyorsun öyleyse? Bir akıllı sen mi kaldın aralarında?
Kadın, telaşla devam etti:
-Hayır hayır, sadece düşünüyorum ve devletin bu işe geç kaldığını anlıyorum. Geç kaldıkları içindir ki, insanları bahçelere gönderiyorlar ve orada, atalarımızla temas kurmamıza olanak sağlıyorlar!...
@
|
|
|
|
|
|
|
Psikolog:
-Demek Gök Bahçeleri'nde atalarımızın yaşadığını iddia ediyorsunuz?! dedi. Yani "Bitkiler Gök Bahçeleri'nde, insanlar yeryüzünde yaşar", öğretisi sizce yanlış?!
Kadın yüzünü buruşturdu. Sağlık İstasyonu'nun penceresinden görünen 6 numaralı Gök Bahçesi'ne bakarken, camdaki boyalı çiçeklere gözü takıldı.
-Ne düşündüğümü tam olarak anlatamıyorum, ya da sizler anlayamıyorsunuz, beni! Anlamak istemiyorsunuz! Gök Bahçeleri, ancak ölülerin barındığı bir yerdir, yani insanlardan bitkilere bir dönüşüm vardır, orada. İnsanların zekâları, buluşları, akıl düzeyleri hep onlara geçmektedir...
-Ama yine onları yiyoruz... bitkiler de insanlara dönüşüyor... yani bu durumda, biz atalarımızı mı yiyoruz, demek istiyorsunuz?
-Hayır, lütfen aklımı karıştırmayın! Öyle veya böyle... Onlar düşünüyorlar... düşündüklerine eminim! Kaskatı bir gelecek içinde, kendimizi diri diri beton-çelik-plastik-cam bloklara gömdüğümüzü görüyorlar. Bize ulaşmak istiyorlar... birlikte yaşamak istiyorlar!
-Nereden biliyorsunuz? Onlarla nasıl temas kuruyorsunuz? dedi psikolog bıkkın bir tavırla,
-Biliyorum, çünkü... çünkü... onları yiyorum, kokluyorum... orada, o mutluluğu yaşıyorum... ağaçların altında geziniyorum... ve yaşayan milyonlarca hücreye dağılan atalarımın düşüncelerini algılıyorum.
Adam, endişeli bir yüzle doktora baktı. Psikolog:
-Sizi anlıyorum, bayan, dedi. Bilgisayarlar, bir hafta kadar sizi teste tabi tutacaklar. Sanırım kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Endişelerinizin yersiz olduğunu anlıyacaksınız.
@
-Gerçekten de iyiyim! dedi kadın kocasına. Devlet Sağlık Teşkilâtı'nın konuyu insan sağlığı açısından ele almasında yarar var. Konutların üzerlerinin resimlerle donatılması her açıdan iyi... Yeni yaptığın binayı hangi renkle boyayacaksımz?
-Bilgisayar, bir söğüt ağacı motifi hazırlamış. Yakın zamanda uygulamaya geçilecek.
Kadın gülümsedi:
-İnsanlara onları sunmak gerekir, çünkü aynı ortamı paylaşamıyoruz. «Bitkiler Gökyüzünde, insanlar yeryüzünde yaşarlar.» Bu, kuraldır!
Adam, derin bir soluk aldı. Psikolog:
-Görüyorsunuz, bu bir haftalık süre, eşinize ne kadar yaradı, dedi. Sık sık Gök Bahçeleri'ne gidiniz. Duvarlarınızı renk renk boyayınız, çiçek resimleriyle süsleyiniz. Çok iyi gelecek bu size...
@
Adam, bilgisayarın ölçüm düğmesine dokundu. Kısa süre önce biten dev yapının cam duvarları, söğüt motifleriyle kaplanmaya başlanacaktı.
«Ne kadar büyük masraf... ve ne büyük mantıksızlık!» diye düşündü birdenbire. «Gerçekten de bu sloganda bir terslik var... Neden böylesine kesin bir ayırıma gidildi, acaba? Başka bir olanak yok muydu, birlikte yaşayacak?».
(BAŞA DÖN)
|
|