|
Poul ANDERSON
(DEVAM - SAYFA:3)
-Elbette haklısın, dedi Burkhardt, senin kafana bu düşünceleri sokan, yazarın kendisidir.
-Gerçekten yaşıyor muyum? diye diş gıcırdattı Gray. Cehennem olası, eğer Dünya bir kitapsa, cisimler gerçek yapacaklarından daha duyumlu olabilirler.
Bronson tekrar gülümsedi ve boşluğa sigarasından halka halinde duman üflerken:
-Gerekli değil, dedi. Çok genç bir yazarımız var. Edebiyat prensipleri hakkında ilk adımları bile bilmiyor. Karakterlerinin çoğu aptal ve silik. Melodramatik düzeyde anlamsız, uzun ve dar bir sahada çatışıp duruyorlar. Bir hedefi de yok.
-Birkaç gerçek büyük olayda gerilim noktaları bulunmayabilir; dramatik üniteler ne olursa olsun hareket yoktur. Dünya Tarihi'ni, 14 yaşında bir romantiğin edebiyatı inceleyişi gibi okur.
-Umarım yazdığı her şey tersine olur, diye mırıldandı Cogswell.
-Sanmam, dedi Burkhard, o bir deha kıvılcımıdır. Bir kere bir olay veya karakterle gelişecektir ki bu kesinlikle bir peygamber, bir Shakespeare, bir Beethoven, bir Einstein, ateşin veya Amerika'nın keşfi gibi bir olaydır. Oh, tekniğin ustası olduğundan çok ilerleyecektir. Henüz başlıyor. Ona zaman tanıyın!
-Başka bir gezegeni yazma zamanı olabilir, dedi Cogswell. Biz ilk çabasıyız, taslağıyız. Bizimle yorulduğunu sanırım.
Bir çırağın, Bilgin'in yaptığı aptalca yanlışı nasıl becerdiğini anlamak istercesine ona baktılar. Cogswell biraz sarhoştu.
-Böyle olduğunu sanmıyorum, dedi ağır ağır. Konu üzerine çok küçük bir atıfta bulundum, insanlık olduğunda bir "gözcü" ya da bir "ezber parçası" olabilecek kadar güçlü değil. Fakat bir araya nasıl getireceğini bildiğimiz bilgi kırıntıları şurada burada duruyorlar.
-Ve arkadaşlar, parçalama bombası, uzak bir teori değildir. Yapılmış. Düzinelerle de yapıyoruz. Ve onlar vardır.
Bir dinamonun durması gibi uzun bir sessizlik oldu. Bronson, dışarıdaki memnuniyetsizliğin hatırlatılmasından rahatsız oldu. Bu günlerde, çok fazla bunu hatırlatan vardı.
|
|
|
|
|
-Alışılıyor, dedi Cogswell. Alışılıyor, çünkü bir taraf korkuyla diğerinden bir hamlede kapabilmeye dayanacak güçte değildir. Ve madde, ton başına %100 enerjiyle dolunca, ne olacağını kimse bilemez. Benim düşüncem, Dünya'nın kabuğunda parçalanma olacaktır. Bazı hesaplar yaptım...
Bronson kalktı ve pencereye yaklaştı. Kızıl geceye bakmaya başladı. Gerçeği aramanın, bu atılıma girişmenin gülümseyişi parlıyordu, yüzünde:
-En azından, dışarıya çık¬manın bir mantıksal yolu olmalı, dedi.
-Elbette, diye Cogswell yüksek sesle güldü. En melodramik şekli tasarlayabilirsin. Senin gelişmekte olan yazarın seçtiği yol, bu değil mi? Onu sıkmaya başlayan milyonlarca öykü sonunun cehenneme kadar yolu var. Hepsini silip süpürsün, karakterlerinin her birini alevlere atarak yok etsin; daha ilginç bir konuya başlasın!
Sweat, Bronson'a bakarak gülümsedi:
-Sen biliyorsun, dedi. Sen biliyorsun... Eğer gençliğimde bu tip bir kitap yazmışsam ve onunla doluysam, sonunu noktaladıktan sonra birkaç karakterini alır ve onları, aptalca yazılmış bir romanın karakterleri olmaktan kurtarır, kafamdan çıkarıp gerçekleştiririm.
-Onların mekanikliği gerçek olmayışları, tatminsizliklerine duyduğum nefreti dile getiren bir roman yazmıştım... Ve onlara alevli bir son hazırlamıştım.
Odadakiler, dikkatle ona baktılar. Bronson ise pencereden dışarı bakıyordu. Uzaktaki sirenlerin çığlıkları ona ulaştı ve ışıklar sönükleşmeye başladı. Göğü yararak parçalayan roketlerin korkunç alevden izlerini gördü.
(BAŞA DÖN)
|
|
|
|