ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

SAYFA-2
SAYFA-3

SAYFA-2


par_alanan_g_ky_z_.ba_.2.jpg

Poul ANDERSON

(DEVAM - SAYFA:2)

-Aynı deneylere başvurarak. Gözlerini açarak... Her neyse, bazı süper kozmik yazarların karakterleri olduğumuzu iddia ediyorum, Bu, bir yalıtlamadır.

-Düşüncen, aslında Berkeley'ci değil mi? diye tahminde bulundu Bronson. Tüm yaşayan gerçeklerin, Tanrı'nın aklındaki düşünce ve kavramlar olduğunu iddia etmiyor musun?

-Bunlar aynı şeyler değil, dedi Burkhardt. Bunu kelimelere vurmak zor. Bazen bana öyle geliyor ki, tam uykuya dalmak üzereyken -yarı uyanıkken- farklı bir şeyler olduğunu hissediyorum. Evet, Berkeley okumaktayım... belki de bu düşünce, bu yüzden aklıma geldi.

-Yani, tamamen kendi buluşun öyle mi? diye mırıldandı Bronson.

-Zamanın akışını merak ediyorum, dedi Burkhardt. Niçin zamanın aynı yönde sürüklendiğine inandırmışız kendimizi? Geçmişten gelen nedir? Gelecek nedir ve niçin geçmişi bildiğimiz gibi bilemiyoruz? Henüz mevcut olmadığı için mi?

-Bir bilimsel soruya benziyor! dedi Bronson. Bu konuda ne düşünüyorsun, Bernie? Zamanın aslı nedir?

-Nedenini kesinlikle kimse bilmez. Görelik teorisine göre, zaman dört boyutlu bir evrende bir boyuttur. Geçmiş ve gelecek eşit şekilde gerçek ve sabittir. Fakat dalga makineleri ve belirsizlik prensibi, bu teoriye küçük bir şüphe düşürmektedir.

-Niçin zamanı durağan değil de akar şekilde görüyoruz? diye sordu Gray.

Cogswell düşündü:
-Kim bilir? Sadece görüyoruz. Bazı otoriteler, zaman boyutunu entropiyi yükselten bir boyut olarak önermektedirler. Her neyse, ben asıl bu teoriyle tatmin olmadım, çünkü kesinlikle açık değildir.

-Geçmişten geleceğe doğru hareket ettiğimizi söylüyorum, çünkü yazar devamlı yazmaktadır. Zamanın hareketi, yazarın kaleminin devamlı bir karşılaştırma yapması için hareketine bağlıdır. Şimdiki zaman, şu anda yazdığıdır. Geçmiş ise, henüz yazıp bittiği.

-Ve asla yeniden yazmaz, dedi Bronson zayıf bir gülümseyişle. Hareketli parmaklar, yazar ve yazılan...

-Eğer yeniden yazarsa, dedi Gray, durumumuzun doğallığından dolayı, bunu asla bilemeyiz. Aman, bunların hepsi saçma! Bazı dev olguların bir hayal ürünü olduğumuzu, gerçek olmadığımızı söylüyorsunuz. Lanet olası, "gerçek olduğumu" biliyorum! Dediğiniz gibi Burkhardt, bu bir doğrudan deney meselesidir.

-Elbette öyle, dedi Burkhardt sabırlı bir sesle. Gerçek olduğumuzu inkâr etmiyorum. Basitçe, nasıl olduğumuzu açıklıyorum. Şu masa, daha hafif olamaz, çünkü bilim, onun boşlukta dönen atomlardan yapıldığını göstermektedir. Ağırlık açıklanmıştır, savuşturulmamıştır. İşte bu, benim gerçek diye yapmaya çabaladığımdır.

-Böylece her şey büyük bir Yazar tarafından yazılmaktadır; fakat kim okuyor bunu? diye sordu Gray.

-Dur bir dakika, dedi Bronson; fantazi hoşuna gitmişti, bunu mantıksal çatışmaya götürmek istiyordu: Tüm evrenin, bir yazarın çalışması olduğunu kim söyledi? Her meskûn gezegen ve uzayda bulunan pek çok cisimde, bu yaratıklardan birinin çalışması bana daha man¬tıklı görünmektedir,

-Yazarları bulunmayan bir sürü cisim de olmalı... ve ne tür tasanlar geliştirip nasıl sonuca gidildiğini diğerlerinden örnekleyerek görmelidirler. İşte bu Dünya'nın Kitabı'dır. Daha pek çok roman bulunmalı, bu şekilde.

-Akıllı yaşam olmayan gezegenlerden ne haber? dedi Gray.

-Bunlara çocuk karalamaları diyebiliriz. Onlar büyüyünce, karakter kazanacaklardır.

Bronson kadehine baktı ve yerinden kalktı:
-Başka içki isteyen var mı?

Viski ve soda hazırlamak için birkaç dakika ara verildi. Tekrar oturdu. Ateş, sönmeye yüz tutmuştu; minik alevler ızgaralar arasından ölgün ışıklarıyla dans ediyorlardı. Pencerenin dışındaki gece parlak ve ışıltılıydı.

-Rahat bir düşünce tarzı, dedi Gray. Bunun anlamı, bizlerden daha akıllı ve büyük bir şeyin varlığı, bize ne olursa olsun, ilelebet gidebilecek yüksek bir düzen... Fakat bu insanın benliğinde büyük etkiler yapar, bizleri hiç işe yaramaz hale sokar.

(SAYFA:3'e Devam Ediniz)


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com