|
SAYFA-2
Sonra Ayşe, kendi işine baktı. Dolabı bin bir zorlukla yerine çekti, ardından da karyolayı. Ne yemek yapacağını düşünerek mutfağa gitti.
Yemeği pişirip geldiğinde Ali'yi yine gözlerini dikmiş, oyuncak uzay gemisini incelerken buldu. Kendi kendine söylendi:
"Ne anlarsın bu uçaktan bilmem ki! Başka çocuklar evin içinde dört döner, sen ha bire düşünürsün!
Tekrar Ali'ye baktı. Onun gözlerinde Ayşe'nin anlam çıkaramadığı ışıklar yanıp sönüyordu,
@
Yazlar kışları, kışlar yazları izledi. Bin bir zorlukla dört yıl geçti. Ayşe, bir robot gibi işe gidip geliyor; şımarık zengin ev sahibelerinin bitmez tükenmez dırdırlarını sineye çekiyordu, Ali'si için. Ayşe, köy okulunda beşinci sınıfı bitirmiş, okuması yazması, az çok dünya görüşü olan bir kadındı. Şehre gelişinden beş ay sonra, babası kahrından ölmüştü. Geçim yükü iyice sırtına binen genç kadın, birçok zorlukla tek başına mücadeleye mecbur kalmıştı. Canını dişine takarak çalışa çalışa, artık robotlaşmıştı.
-Kızım, ne laf anlamaz şeysin sen! Bak, burası iyi silinmemiş. Tabloların da tozunu iyi almamışsın, bedava para veriyoruz sana!
Gözlerinin yaşı aka aka iş yapıyordu, Ayşe. Ali'si olmasaydı, bütün bu kahırları çeker miydi? 0 gün akşamı zor etti. Ali'si dört yaşına basmıştı, fakat bir kelime dahi konuşmamıştı, o zamana dek! Çocuk, inatla susuyordu. Ayşe, bu duruma kahroluyor, içi içini yiyordu.
"Ah yavrum!" diyordu kendi kendine, "Araplığından mı utanıyorsun.? Bir de beni düşünsene, seni doğuran beni!.. Konuş ne olur konuş..."
Sonra Ali'ye döndü, gözlerinin yaşını silerken:
-Ali! dedi. Ali, gel yavrum yanıma!
Yaklaşan Ali, karşısında durup duruyor, ona bakıyordu.
-Hiç mi sevmiyorsun ananı? Istıraplarımın, emeklerimin bedeli bu mu? Sarılsana anacığına!..
Fakat Ali, öyle şeyleri bilmiyordu. Ayşe, daha beter sinirlendi. Onu omzundan tuttu. Hem sarsıyor, hem de hıçkırarak bağırıyordu:
-Konuş Ali'm, konuş! Kime kahrediyorsun, konuş! Dünyaya gelmene sebep ben değilim, baban olacak o canavardır. Ne yaptım sana ben?.. Ohh... Tanrım, yeter bu kadar ıstırap, artık çekemiyorum!
Çocuğu bağrına bastı, sıktı sıktı... Çocuk, bu davranışa bir anlam verememişçesine anasının gözlerine bakıyordu. Parıltılar yanıp sönen gözlerinde sorgulu bir ifade vardı.
@
Ayşe, kapının anahtarını çevirdi, içeri girdi. O da ne? İçerden bir konuşma sesi geliyordu. Ses, ergenlik çağındakilerin sesine benziyordu. Telaşla içeri koştu, kapıdan girmeden önce, kulağına çarpan birkaç söz. onu yerine mıhladı. İçeride, dilini bilmediği birisi konuşuyordu.Elleri titreyerek yavaşça kapıyı açtı, içeri süzüldü. Odada Ali'den başkası yoktu.
|
|
|
|
|
|
|
Ali, başı tavanın köşesine dönük, sanki tavanda gizli birisiyle konuşur gibi öfkeli bir tonla konuşuyor, hayır... konuşmuyor, bağırıyor; yumrukları sıkılı, ayaklarını yere hırsla vurarak, Ayşe'nin bilmediği bir dilde bağırıyordu.
Dili tutulan Ayşe, bir şey söyleyemiyor, hiçbir hareket yapamıyordu... Gördüğü manzara ve duyduğu korku, müthişti. Bu sırada Ali, arkasında gözü varmışçasına döndü, annesini gördü. Ayşe, bir çığlık atarak kapıya doğru geriledi. Kapının tokmağına uzanırken, takati tükenerek boylu boyunca tahta döşemeye uzandı. Görme merkezinin ve belleğinin son kaydettiği şey, Ali'nin gözlerinde gördüğü o yanan kızıl ateşti. Bu kızıl ateş, titreşimlerle azalıp çoğalıyordu.
@
Ali, on sekizine basmıştı. Parlak siyah teni, parlak siyah dümdüz saçları, aşırı derecede iri elleri, çok geniş omuzları, dar kalçası ve iki metreyi aşan boyu ile çok yakışıklı bir insan azmanı olmuştu. Geçen ayki o hadiseden sonra, ana oğul yine o eski suskun hayatlarına dönmüşlerdi. Ayşe, oğlunun konuşmasından işkilleniyor, okuyamamış olmasına üzülüyor onu doktorlara da götüremiyordu. Zaten, ona teklif etse, iki yana red anlamında sallanan bir baş hareketinden başka cevap alamıyordu.
@
Ali, kendisini seyrediyor, yaptığı işe ilgisiz görünüyordu. Ayşe, büyük dolabı öbür duvarın köşesine, pencerenin yanına yerleştirmek istiyordu. Bir türlü kıpırdatamıyordu, yerinden.
-Ali'm, dedi, haydi yardım et yavrum! Sen bunu bir elinle yaparsın, haydi aslanım! Bak, anacığın kıpırdatamıyor bile!
Ali, yerinden kımıldamadı, Bunu gören Ayşe, başını çaresiz sallayarak dolabı sürüklemek için zorlamaya başladı. Terliyor, yüzü kızarıyor, bir yandan da söyleniyordu:
-Eskiden bu dolabı iter, çekerdim. Gayri ihtiyarladım, herhalde!
Ali, yüzünde bir tüy bile oynamadan onu seyrediyordu. Birden anasını bir kenara itti. Ayşe, neye uğradığını şaşırmıştı. İnanmaz gözlerle oğluna bakıyordu. Ali, gözlerini dolaba dikti. O kızıl ışıklar gittikçe artan titreşimlerle yanıp sönüyordu, gözlerinde. Dolap hareket etti ve tam Ayşe'nin istediği yere gelince durdu. Ali'nin gözlerinde o ışık kalmamıştı. Ayşe hayretten şaşırmış bir halde bakakalmıştı:
-Ali'm, nasıl yaptın bunu? Anlat bana yavrum. Beni öldüreceksin! Yeter çektiğim, neden beni kahrediyorsun? Ne yaptım sana?.. Hiç acımaz mısın anana? Hiç sevgin yok mu? Hayatımı sana adamadım mı? Yetmez mi çektiklerim? Ellerin evlerinde bin bir azar, bin bir suratla, yemeklerinin artıklarıyla geçinerek, her şeylerine katlanmadım mı? Sırf senin için seni mutlu yaşatayım, kimseye muhtaç olmadan ekmeğini kendin kazanıncaya kadar seni besleyip büyütebilmek için yaşadım... Seni hamileyken çok zaman kendimi öldürmekten vazgeçtim, sırf senin için! Bir defa yüzüme gül oğlum, ondan sonra Tanrı canımı alsın!
(devam için sol butonu tıklayınız)
|
|