ANILAR |ÖYLE İNCE UZUN BİR YOL Kİ...

ÖYLE İNCE UZUN BİR YOL Kİ...

an_lar-ba_l_k.jpg

İnsanın yaşamında çeşitli aşamalar vardır. Her olay (Bunlara tesadüf denilenleri de katıyorum) bir sonrakinin anahtarını, basamağını oluşturuyor. İnsanlarla tanışırsınız, onların yaşamına girersiniz, ya da onlar sizin yaşamınızın bir çizgisinde önemli roller oynayabilirler. Sonra "zaman" denilen çözümlenmemiş canavar, olayları da insanları da öğütür, yaşam sahnesindeki rol dağılımları değişir. Bakarsınız, bir başkasının repliklerini tekrarlıyorsunuz; ya da birileri, sizin yerinize sahneye çıkmışlar, bıraktığınız yerden oyunu sürdürüyorlar! Gün gelir bir sözünüz, bir davranışınız; hiç tanımadığınız kişilerin yaşam felsefelerini etkiler. Onlara bir şeyler verirsiniz veya onlardan bir şeyler alırsınız. İnsan olmanın en güzel yanı da bu alış-veriş olsa gerek!..

Bunları neden anlatıyorum? 6 yıl süreyle 65+6 (Kesintili toplam 71) sayı devam etmiş, yabancı literatürde yer almış, çeşitli ülkelerdeki yayınlarla ve yazarlarla yazışmış, Kültür Bakanlığı'nca bilimkurgu konusunda dış ülkelere duyurulmuş, il kütüphanelerince satın alınmış; yarışmalar düzenlemiş, ödül dağıtmış, amatör yazar ve çizerlere kucak açarak adlarının duyulmasına önayak olmuş, yerli-yabancı çeşitli kesimlerden abonelerce izlenmiş ve bu dalda öncülük etmiş X-Bilinmeyen Bilim-Kurgu Dergisi'nin iyi ve kötü günlerinden enstantaneler sunmak istiyorum, bu sütunlarda... ve o günleri anımsayan, nostaljik takılmak isteyen tüm eski yazar, çizer, okur ve de günümüzün sempatizanlarını, bu anıları paylaşmaya davet ediyorum!

Anılar güzel şeylerdir, insana hüzün de verirler, mutluluk da... Ancak en güzel yanları, daha-daha sonraki geleceklere temel olmalarıdır.

Bilimkurguya giriş:
1969'da kaleme aldığım, ancak bitiremediğim bir çocuk romanım vardı. Polisiye olarak kurgulamıştım; ama temposundaki ağırlık beni rahatsız ediyordu. Birkaç kez elimden geçtiği halde, konu bir türlü oturmuyordu. Ben beğenmedikten sonra, küçük okurlarım neyini beğenecekti ki? Bu tür çalışmaları zaman zaman oluruna bırakmayı yeğlerim. O da aynı akıbete uğradı, rafa kalktı!

Bu yıllar dünyanın uzaya gözlerini çevirerek büyük heyecanlar yaşadığı dönemlerdi. ABD, Sovyetler Birliği'nin (SSCB) uzay çalışmalarını katlayarak, Ay'a adım atmıştı. Uzay araştırmaları yüzünden her gün yeni bir buluş ortaya çıkıyordu ve özellikle de ev kadınları mutfak eşyalarına yansıyan bu yenilikleri Türkiye'de bulamadıklarından, yurt dışına yapılan gezilerden, dolar karşılığı, ülkeye çılgın bir kap-kaçak akını oluyordu. İstanbul'da İTÜ tarafından TV deneme yayınları yapılıyor, siyah-beyaz ekran yavaş yavaş evlere girmeye başlıyordu. Günde 1-2 saat de olsa, bu büyük bir görsel seyirlikti, insanlar için.

Yabancı kitap satan mağazalardaki orijinallerini kaç kişi okur, çevrilebilen tek-tük romanlar ise, çocuk veya gençlik kitapları olarak yayınlanıyordu. Ancak 1954'te Ertem EĞİLMEZ'in yönettiği 10 kitaplık Yeni Dünyalardan dizisi, konuyu ciddi ciddi topluma sunuyordu; adı konmasa da. Ortaokul yıllarımda, bu diziyi, kendisini şimdilerde hayırla andığım rahmetli eniştem Canbulat ERDİLEK, kitaplığından bana armağan etmişti. Eserlerin orijinal adları ve yazarları belli değildi, hatta çevirmenleri bile. Tek ipucu, daha sonra Yeşilçam dünyasında ünlenen Ertem EĞİLMEZ'in, yayınevinin sahibi oluşuydu. Yıllar sonra, Gürses ÖNER ile kendisini ziyaret ederek, konuyu araştırdığımızda, bir kısmı ödül de kazanmış bu romanların bir yıl gibi kısa bir sürede yayınlanması ve copyright endişesi ile orijinal adlarının ve yazarlarının yazılmadığından söz edecekti. Ancak, Ankara temsilciliğimizi de üstlenen Erol TULAY, bir dedektif titizliği ile bu romanların izini sürerek, hepsinin kimliğini ortaya çıkaracak ve X-Bilinmeyen'de yayınlanacaktı.

Gazeteler ve dergiler, bol bol UFO'lardan söz eder olmuştu. 1972 sonlarında, birkaç yıl önce rafa kaldırdığım roman aklıma getiriverdi. Neyi aradığımı bulmuştum: Aksiyon, güncel bir konu olmalıydı! Yazdıklarımı önüme çekerek bir kez daha gözden geçirdim ve oturup yeni baştan kaleme aldım. Zaman zaman teyzemin kızına içinden pasajlar okuyup fikrini alıyordum. 1973 başlarında bir gece beni arayarak, TV'de Star Trek (Uzay Yolu) adlı bir uzay dizisinin yayına girdiğini ve yazdığım romandakine benzer ortamlarda geçtiğini haber verdi: Yakışıklı, duyarlı, aklını ve vicdanını bir arada kullanabilen, maceracı ruhlu Kaptan Kirk; salt bilimsel gözle olayları irdeleyen ve mantıksal sonuçlar arayan, sevgiyi bile akıl yoluyla tanımlamayı yeğleyen, Dünya-Volkan melezi, sivri kulaklı Mr.Spock; ikisi arasında dengeyi bulmaya çalışan duygusal Dr.McCoy, meraklıları ekran başına çekiyordu. Sanki insanlarda bir Ortak Zihin oluşmuştu ve belki de ben, bu güçten etkileniyordum!

Bir süredir hem Son Havadis Gazetesinde Çocuk Köşesi hazırlıyor, hem de Milliyet Yayınlarına çocuk romanları yazıyordum. O sırada Çocuk Kitaplarını rahmetli Ulvi OKAR yönetiyor, redaksiyonları Kezban AKÇALI yapıyordu. AKÇALI'nın "Pırıl pırıl bir roman" olarak değerlendirdiği "Kırmızı Bisiklet" baskı için gün bekliyordu.

Yeni bitirdiğim romana "Pembe Bulutlar" adını koyarak, Milliyet Yayınları'nın yolunu tuttum. Uzaylıların güncelliği dolayısıyla, bu romanın öne geçme şansı vardı. Öyle de oldu zaten! İki hafta sonra uğradığımda, Pembe Bulutlar'ın baskıya girdiğini öğrendim. Ulvi Bey, adını değiştireceklerini ve uzayla ilgili olduğunun anlaşılabilmesi için, TV'de doğru dürüst izleme olanağı bile bulamadığım "Uzay Yolu" dizisinin adını vereceklerini söyledi. İlk Baskı: Mayıs 1973.

Bir uçan dairenin kaçırdığı iki kardeşin uzayda, değişik gökada ve gezegen ortamlarında yaşadığı maceralar, bu kitaba 4 baskı yaptırdı. O sıralar pek farkında değildim, ama Türkiye'de ilk kez bir kadın yazar olarak, bilimkurgu yazınının en sevilen ve ilgi çeken "space-opera" yani "uzay maceraları" dalında eser veriyor; böylece sayısız çocuğun ve gencin hayallerini kurguluyordum. Üç yıl sonra (Kasım 1976), kitabın devamı olan "Renkli Ülkeler" iki kardeşin yeni maceralarıyla, Milliyet Çocuk Yayınları dizisinde yerini alacaktı.

Temmuz 1973, yine Milliyet yayınlarında, Avusturyalı yazar Erich von Däniken'in "The Chariots of the Gods - Was God an Astronaut?" adlı eseri "Tanrıların Arabaları" adıyla Türkçe'ye çevrilerek yayınlandı. Kitabın tanıtımı için İstanbul'a davet edilen Däniken'in dialı konferansına, Milliyet Çocuk Yayınları aracılığıyla katılma şansını elde ettim.

Olaylar olayları tetiklemeye başlamıştı... Anahtarlar, yeni kapıları açıyor; basamaklar, başka basamaklara doğru kademeleniyordu... ve 1974 yılı baharında, çalıştığım işyerine, ince, zarif, sarışın bir genç adam geldi...

(devam edecek)

6_tem_75-ufo.k.jpg

apollo_1_ilk_aya_inis.k.jpg

palenkta__.2.jpg

uzay_yolu_05.k.jpg

renkli_lkeler_11.k.jpg

selmamine@mynet.com