ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

NÖBETÇİ (The Sentinel)
SAYFA-3
SAYFA-4

SAYFA-4


amblem.2.1.jpg

NÖBETÇİ
(The Sentinel)

Arthur C.CLARKE
Çev: Ayça BİKE

(DEVAM)

Kendi çağımın eskiliğini düşünmekten başka bir şey yapmadığımı biliyordum. Bu, bir bina değil, sonsuzluğu planlamış, gücüyle kendini koruyan bir makineydi! Bu kuvvetler, her ne iseler, hâlâ görevdeydiler ve ben, şu anda çok yakınlarındaydım. Geçen yüzyıl için¬de insanlığın yakaladığı ve uysallaştırdığı tüm yayınları düşündüm. Tüm bildiğim, korunaksız bir atom pilinin ölümcül sessiz ışını içine yürümüş gibi değişmez bir kaderimin olduğuydu.

Bana katılan ve yanımda hareketsiz duran Garnett'e döndüğümü anımsıyorum. Bana oldukça açık göründü, böylece onun aklını karıştırmadım, ama düşüncelerimle hesaplaşma çabamdan dolayı, kayanın kenarına doğru yürüdüm. Altımda Mare Crisium uzanıyordu -gerçekte garip ve çok kişiye korkunç gelirdi- fakat bana güven verecek kadar doğaldı. Belirli yıldızlar arasında uzanan Dünya'nın hilaline gözlerimi kaldırdım ve bu bilinmeyen inşaatçıların işlerini bitirdiğinde ne tür bulutlarla kaplı olduğunu düşündüm. Buğulu ormanların, ilk Anfibia'ların keşfettikleri çıplak sahil boylarının olduğu Karbon Devri veya daha önceleri, hayat gelmeden önceki uzun yalnızlık dönemi miydi?

Yakın gerçeği niçin görmediğimi bana sormayın, gerçek şimdi çok açıkça görülüyor. Kuşkusuz bu kristal görüntünün, "Ay'ın geçmişine ait bazı uygarlıklarca" yapıldığını iddia ederdim, ama birden, üstün gelen bir güçle, bunun, benim kadar Ay'a yabancı olduğu inancına kapıldım.

20 yılda, hayat değil, dejenere birkaç bitki bulmuştuk. Kaderi her neyse, Ay uygarlığı basit bir işaret dışında bir şey bırakmamıştı.

Ayda bulunması gerekenden daha fazla kalmış görünen ışıltılı pramide tekrar baktım ve birden kendimi merak ve atılımın ötesine geçiren histerik bir kahkaha, aptalca bir çırpınış içinde buldum: Küçük piramidin benimle konuştuğunu ve «Üzgünüm, burada ben de bir yabancıyım» dediğini tasarladım.

Bu görünmeyen korunganı geçmek ve bu kristal duvarın içindeki aygıtı keşfetmek için 20 yılımız geçmişti. Anlayamadığımız, doğal atom gücünün sonunda becerebildiğimiz tek şey, şimdi burada, dağın tepesinde şu pırıltılı şekillerin karşısında duruşumuzdu.

Piramitlerin mekanikliği manasızdı -eğer gerçekten mekanikseler- bizim ufkumuzun çok ötesinde, belki de salt fiziksel güçlerin teknolojisine uzanan bir teknolojiye aitti.

Diğer gezegenlere ulaşan esrar hayalimizi şimdi daha fazla zorlamaktadır; oysa evrenimizde sadece Dünya'nın akıllı hayatın yuvası olduğunu sanırız. Plato üzerindeki tozların inceliği yüzünden yaşını ölçmemiz olanaksız bulunan bu makineyi, kayıp uygarlıklarımızdan hiçbiri yapmamıştı. Dünya'nın denizlerindeki hayat başlamadan önce, dağların üzerine kurulmuştu.

Dünyamız çağının yarısmdayken, bir şey, kendi sözü edilen yörüngesini terk ederek güneş sistemi boyunca yıldızları taradı ve yoluna devam edip gitti. Onu tahrip ettiğimiz zamana kadar, makine kurucularının amacıyla doluydu ve bu amacı, tahminime göre burada bulunuşumuzda.

sentinel.3.k.jpg

Aşağı yukarı yüz bin milyon yıldız, Samanyolu grubunda dönüyor. Çok önceleri diğer güneşlerin dünyaları üzerindeki diğer uygarlıklar, bizim ölçümüze ulaşıp geçmiş olmalılar. Bu tür uygarlıkları düşünerek, sadece bir avuç dünyada hayatı başlatan çok genç evren ustaları, yaradılışın ortaya çıkıp gelişmesine karşın, zamanın çok ötesindedirler. Tahmin edemeyeceğimiz bir yalnızlığa sahiptirler; sonsuzluğa bakan ve düşüncelerini kimseyle paylaşmayan Tanrıların yalnızlığıdır, bu.

Bizim gezegenleri bulduğumuz gibi, onlar da yıldız-yaratanları keşfetmiş olmalıdırlar. Dünyalar her yerde vardır, fakat boşturlar ve sürünen insanlar, akılsızdırlar. Büyük volkanların dumanları göğe yükselirken, Plüton'un öteki ucundan kayarak şafakta ilk akıllı gemisi geldiğinde, kendi Dünyamız da bu tür bir şey olmalıydı, Hedeflerinin bir bölümü üzerinde yaşamlarını sürdüremeyeceklerini bilerek donmuş dış dünyadan geçtiler. Güneşin çevresinde kendilerini ısıtarak ve öykülerinin başlamasını bekleyerek iç gezegenler arasında dinlenmeye koyuldular. Bu gezginler ateş ile buz arasındaki dar bölgede emniyet içinde dönerken, Dünya'ya bakmış ve Güneşin çocukları için ideal bir yer olarak önermiş olmalıydılar. Uzak bir gelecekte, burada zekâ gelişmiş olacaktı; onlardan önce var olan sayısız yıldız hâlâ buradaydı ve onlar bir daha bu yöne dönmediler.

Böylece, hayat vadeden tüm dünyaları gözleyen, evren boyunca milyonda bir yayın yapan bir "nöbetçi" bıraktılar. Herhangi biri onu bulana dek, gerçeği sabırla çağlar boyu yayınlayan bir işaret feneriydi, bu.

Belki bu kristal piramidin neden Dünya yerine Ay üzerinde kurulduğunu anlamışsınızdır. Kurucularının, şimdi vahşetten kurtulmaya çabalayan toplumla bir ilgisi yoktu. Uzayı geçen, beşiğimiz olan Dünyamızdan kaçan, çevremizle uyuşmamızı ispatlayan uygarlığımız onların ilgisini çekiyordu. Bu, geçmişteki ve gelecekteki tüm akıllı yaşama bir çağrıdır. Bu, atom enerjisinin fethine ve hayatla ölüm arasındaki son seçim üzerine bir çağrıdır.

Bu krizi bir keresinde geçirdik, piramidi bulmadan ve onu açmaya zorlamadan önce, bu bir zaman sorunuydu. Şimdi bu sinyaller başlayınca, onların akıllarını Dünya üzerine çevirecekti. Belki, bizim çocuksu uygarlığımıza yardım etmeyi diliyorlardı. Ama çok, çok yaşlı olmalıydılar ve yaşlılar, gençlerden son derece akıllı olurlardı. Bu yıldız bulutları yığınının neresinden yayın geldiğini me¬rak etmeden Samanyolu'na artık bakamıyorum. Eğer olağan bir gülümseyişle beni bağışlarsanız, yangın alarmı verdiğimizi ve beklemekten başka yapacak bir şey olmadığını söylemek isterim.

Fazla uzun bekleyeceğimizi de sanmıyorum.

BAŞA DÖN


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com