ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

NÖBETÇİ (The Sentinel)
SAYFA-3
SAYFA-4

NÖBETÇİ (The Sentinel)


amblem.2.1.jpg

NÖBETÇİ
(The Sentinel)



Arthur C.CLARKE
Çev: Ayça BİKE

(DEVAM, SAYFA-2)



Bu dağlar 10 bin fit (3000 m) yükseklikteydi ve erimiş kabuğun içinden, onları gökyüzüne fırlatan asırlar öncesinin bazı yeraltı fışkırmalarını anımsatarak, ovalardan dışarı dikine tırmanırdı. En yakındaki taban, ovanın yükselen yüzeyince gözden saklanmıştı; bu, Ay için çok küçük bir dünyaydı ve bulunduğum yatay hattan sadece 2 mil uzaktaydı.

Hiç kimsenin asla tırmanamadığı doruklara doğru gözlerimi kaldırdım; doruklar, hükümran yaşam gelmeden önce, mezarlarına güvensizce gömülen okyanusları kollayarak, onlardan umutlanarak ve bir dünyanın sabahına söz vererek süregelmişlerdi. Güneş ışığı, bu rampaları, gözleri yakan bir parlaklıkla dağlıyordu; üzerindeki belirli yörüngedeki yıldızlar ise, Dünya'daki bir kış gecesinden daha karanlık bir gökte parlıyorlardı.

Denizden batıya doğru, 30 mil mesafedeki büyük bir karaltının kenarında, bir metalsi parlaklığı gözlerim yakaladığında, dönmek üzereydim. Bu zalim doruklardan biri tarafından gökten kazınan bir yıldız gibi, boyutlu bir ışık noktasıydı vs bazı yumuşak kaya yüzeylerinin güneş ışığını yakalayıp gözlerime doğru üç boyutlu olarak gönderdiğini düşündüm. Bu tip şeyler doğaüstü değildi.

Ay, ikinci dördündeyken, Dünya'daki gözlemciler Procellarum Okyanusu'nda, birinden diğerine atlayan ve meyillerinden güneş ışığını fışkırtır gibi mavi-beyaz tayflarla yanan geniş gölgeler görürler. Ama ciddi olarak, buradan, ne tip kayaların böyle parlayabileceğini biliyordum; gözlem bölümüne tırmandım ve 4 inç'lik (10 cm) teleskopu batıya çevirdim.

Gördüğüm, beni tatmin etmeye yetecekti. Görüntü sahası açık ve kesindi; dağ dorukları yarım mil uzağa gelmişti, ama güneş ışığını yakalayan her ne ise, henüz çözümlenebilmesi için çok küçüktü. Kaçan bir simetrisi vardı ve bulunduğu açık tepe, oldukça düzdü. Çeyrek milyon millik seyahatleri sonunda kahvaltımız olacak olan sosislerin yanık kokusu burnuma gelene dek, bu pırıldayan şeye gözlerim dalarak uzun süre baktım.

Tüm sabah boyunca, batı dağlarının göğe yükseldiği yere kadar, Mare Crisium'u geçme konusunda yolumuzu tartıştık, durduk. Uzay giysilerimizin içinde beklerken bile, radyo vasıtasıyla tartışmamız devam ediyordu. Kesinlikle apaçıktı. Arkadaşlarım, Ay üzerinde asla akıllı bir yaşam şeklinin olmadığına emindiler. Tek canlılar, birkaç ilkel bitki ile onların çok az miktarda dejenere olmuş devamlarıydı. Ben de herhangi biri kadar bunları biliyordum, ama bir bilginin de aptallık etmekten kaçınmadığı zamanlar vardır.

2001.karata_.01.jpg

-Dinleyin! dedim, sonunda. Ben şu tarafa gidiyorum, sadece öyle uygun bulduğum için. Bu dağlar 12 bin fit'ten (4000 m) daha az yüksek değildir -Dünya çekimi ile sadece 2 bin (650 m) kadardır- ve dışarıda 24 saat gezebilirim. Daima şu dağlara tırmanmayı düşünmü¬şümdür, neyse... ;bu benim için harika bir özürdür, tabii.

-Eğer boynunu kırmazsan, dedi Garnett, üsse döndüğümüz zaman keşfin yüzünden alay konusu olacaksın. Bu dağ, şimdiden sonra «Wilson'un Aptallığı» olarak anılabilir.
-Boynumu kırmayacağım, dedim ciddi ciddi. Pico ve Helicon'a ilk tırmanan kimdi?
-O zamanlar, şimdikinden daha genç değil miydin? diye sordu Louis kibarca.
-Bu da, gitmem için bir başka nedendir, dedim büyük bir öfkeyle.

Ön çalışma için yarım mil (800 m) kadar traktör sürdükten sonra, gece erken yattık. Garnett, benimle geliyordu; iyi bir dağcıydı ve daha önceden de benimle bu tür kesiflere sık sık katılmıştı. Sürücümüz, kendisini makineyle baş başa bıraktığımızdan, çok memnundu.

İlk bakışta bu tepeler, hiç tırmanılmaz gibi görünüyordu, ama normal değerlerinden altıda bir tüm ağırlığı olan bir dünyada, kolay tırmanma, yükseklik için, herhangi birine iyi bir başlangıçtı. Ay dağlarındaki asıl tehlike, güvensizliğin ötesinde yatardı; Ay'da 600 fitlik (200 m) bir düşüş, Dünya'daki 100 fit (35 m) den düşmüş gibi öldürürdü.

İlk konağımızı, ovanın 4 bin fit (1300 m) kadar yukarısındaki geniş 'bir sahada yaptık. Tırmanış zor olmamıştı, ama organlarım güç harcamaya alışmamışlardı ve dinlenmek iyi olacaktı. Tepenin eteğindeki traktörümüz, metalden bir böcek gibi görünüyordu ve ikinci bölüme başlamadan önce, sürücüye programımızı bildirdim.

Giysilerimizin içi, soğutma ünitelerinin güneşin yakıcılığını engellemesi ve beden ısımızı dengelemesi bakımından rahat bir serinlikteydi. Düzenli tırmanışlarımız haricinde ve en iyi uygulama planını tartışmamızın dışında, nadiren birbirimizle konuştuk. Garnett'in ne düşündüğünü bilmiyordum, belki de ona göre bu yaptığı, en saçma tırmanıştı. Yarısından çoğunda onunla hemfikirdim, ama tırmanma eğlencesi, kişinin daha önceden gitmediği yerlerin bilgisi ve geniş manzaranın kışkırtması, gereksinimim olan tüm desteği bana sağlamıştı.

(DEVAM: SAYFA-3)


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com