|
Hesap günü gelip çatmıştı. ölüm getiren ve yargıya çağıran borazan sesleriyle gökyüzü titriyordu. Her taraftan kayalar yükseldi, püskürdüler re un ufak olarak yere serildiler. Sonra gökyüzü açıldı; yeşil renkte bir gökkuşağına binmiş beyaz, nurdan bir taht belirdi.
Aydınlık, ufuklara doğru titreşerek kayboldu. Tahtın çevresini, beyazlara bürünmüş beş kutsal varlık sarmıştı; başlarının üzerinde altın hâleler vardı. Her biri, devasa elinde, gökyüzüne duman ve is salan küçük bir sürahi taşıyordu.
Tahtın nurundan bir ses duyuldu:
-Görevlerinizi yapın ve dünyanın üzerine Tanrı'nın gazap sürahilerini boşaltın!
İlk melek alçaldı re sürahisini karanlığın içine boşalttı. Bomboş dünyadan duman yükseldi. Sessizlik oldu.
Sonra ikinci melek dünyaya indi ye aynı tarzda davrandı. Boş sürahisiyle tahta geri dönüşünde:
-Efendim, benimkini denize boşalttım, diye seslendi; ancak deniz nerede?
Tekrar bir sessizlik oldu. Çorak, dünyanın tozlu kayaları, sınırsız gökyüzünün altında uzanıyordu; ve okyanusların olması gereken yerde, durgun olduğu kadar ıssız ve kupkuru, taş tüneller ve mağaralar vardı.
Üçüncü melek,
-Efendim, benimkisi nehirler ve kaynaklar içindir, dedi.
Dördüncü melek söz aldı:
-Efendim, benimkini boşaltmama, izin verin...
Ve kendi sürahisini güneşe boşalttı; müthiş bir ışımayla dayanılmaz bir sıcaklık yükseldi; geriye püskürdü ve ışığı yeryüzünü sardı. Bir süre sonra melek telaşa kapılmış şekilde tahta geri döndü: Tekrar bir sessizlik oldu.
Sonra, tahttan bir ses yükseldi:
-OL.
Cennetin geniş kubbesi altında hiçbir kuş uçmadı. Dünya yüzünde uçan ve sürünen hiçbir yaratık yoktu. Ne bir ağaç, ne de bir ot vardı.
Ses:
-Beklenen gün, bugündür, dedi. Haydi inelim!
Sonra Tanrı, eski günlerdeki gibi yeryüzünde gezindi. Şekli, kımıldayan bir duman yığınına benziyordu. Ardından, ellerinde küçük sürahileri, mırıldanarak gelen yedi beyaz melek vardı. Sarı-yeşil göğün altında, yapayalnızdılar.
-Gazabımızdan kaçarken öldüler, dedi Tanrı Yehovah Hazretleri. Ama hiçbir şekilde yargıdan kaçamayacaklar.
Durdukları çorak vadi, ilk erkek ve ilk kadına yemeleri yasaklanan meyvenin yetiştiği Cennet Bahçesi idi. Doğu yönünde hem ıssızlık hem de kuraklık hüküm sürüyordu. Batıya doğru bir parça uzakta, Ararat Dağı'nın tepesini gördüler; ki buraya Tufan'dan sonra Nuh'un Gemisi takılmıştı.
Ve Tanrı yüksek sesle:
-Hesap kitabı açılsın! dedi. Ölüler, denizlerin derinliklerinden ve mezarlarından kalksınlar.
Sesi, sessiz gökyüzünün altında yankılandı. Ve tekrar çorak kayalar yükseldi, gerisin geriye çöktüler; ancak ölü-mölü görünmedi. Dünyadaki milyarlarca canlı ve ölüden geriye kalan oymuş gibi sadece toz havalandı.
Birinci melek, kollarının arasında kocaman açık bir kitap tutuyordu. Bir süre sessizlik devam edince, kitabı kapadı. Çehresini korku sarmıştı ve kitap, ellerinin arasından kayboldu.
|
|
|
|
|
Diğer melekler mırıldanıyor ve birbirleriyle işaretleşiyorlardı. Biri:
-Efendimiz, dedi. Kulaklarımız yakarışlara alışık olduğu için, bu sessizlik müthiş bir şey.
Ve Tanrı:
-Bu, beklenen gündür, dedi. Cennette bir Gün, dünyada bin yıldır. Cebrail, söyle, insanın yaradılışından bu yana kaç Gün geçti?
Birinci melek bir kitap açtı:
-Efendim, dedi, insani zaman ölçülerine göre, Yaradılış Günü'nden bu yana "Bir Gün" geçti.
Melekler arasında şaşkın mırıldanmalar oldu.
Ve onlara dönen Tanrı:
-Sadece bir Gün bir dakika, dedi. Ve hâlâ meydana çıkmadılar.
Beşinci melek dudaklarını büzdü:
-Efendim, Siz Tanrı değil misiniz? Her şeyi Yaratan'dan hiçbir şey gizlenebilir mi?
-Susun! dedi Yehovah; ve şimşekler alacakaranlık ufka doğru gürüldedi. Zamanı gelince, bu taşlar şahadet edecekler. Gelin, daha uzaklara gidelim.
Çorak dağlardan ve denizin boş kanyonlarından merakla geçtiler. Ve Tanrı dedi:
-Mikâil, sen bu insanları gözlemek üzere bırakıldın. Onların son günlerinde neler oldu?
İki kez acımasızca püskürerek binlerce canlıyı küllerine gömen Vezüv Yanardağı'nın yanında durdular.
İkinci melek cevap verdi:
-Efendim, onları son gördüğümde, büyük bir savaşa hazırlanıyorlardı.
-Onların zaafı, geçmiş inançlardı, dedi Yehovah. Savaşa hazırlananlar hangi uluslardı?
İkinci melek yanıtladı:
-Efendim,kendilerine İngiltere, Rusya, Çin ve Amerika diyorlardı.
-Öyleyse İngiltere'ye gidelim.
Bir zamanlar deniz olan kuru vadiyi geçtiler. Ada, ufalanmış ve dağılmış taş bir masaya benziyordu. Kayalar narin ve dayanıksızdı. Ve Tanrı öfkelendi ve bağırdı:
-Taşlar dile gelsin!
Bunun üzerine, boş bir karınca yuvasının ağzı gibi, gri kayalar, kumdan çavlanlar halinde mağara ve tünellerin üzerine çöktüler. Ve bazı yerler metal gibi parıldadı; güzel fakat düzensiz bir şekildeydiler. Sanki metal erimiş ve su gibi akmıştı.
Melekler mırıldandılar; ama Tanrı:
-Bekleyin, dedi. Hepsi bu değil.
Tekrar emretti:
-Konuşun!
Ve kayalar bir kez daha yükseldiler ve daha derin bir odacık oluşturarak içe çöktüler. Ve sessizlikte, Tanrı ve melekler, çukurun çevresinde bir çember oluşturdular ve orada beliren şekilleri görebilmek için eğildiler.
Bu alçacık odanın duvarında, birisi bir dizi harf kazımıştı. Ve bu odacığın içindeki makine tahrip olduğunda, akışkan metal dışa püskürmüş ve duvardaki harf oyuklarını doldurmuştu. Bu yüzden şimdi, karanlıkta gümüş gibi parlıyordu.
Ve Tanrı, sözcükleri okudu:
BİZ BURADAYDIK. SİZ NEREDEYDİNİZ?
1989, Sayı:1, Sayfa:3
|
|
|
|