ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

1989 - Ocak - Sayı:1
BK NOTLARI
HESAP GÜNÜ

BK NOTLARI


bk_notlar_.ba_l_k.jpg

Yüzyılımızın başına kadar bilimkurgu edebiyatı, fantastik ve düşsel romanın, özellikleri olan bir parçası sayılıyor ya da toplumsal ve felsefi ütopyaların kategorisine dahil ediliyordu. Türün kaynakları, tüm edebiyat kaynakları gibi uzak ve karanlık bir geçmişe dayanıyordu. Sözgelimi Kutsal Metinler'den Aziz Yuhana'nın Apocalipse (Mahşer)'ini veya Eflatun ve Aristo gibi Yunan filozoflarının yapıtlarını da kapsayabiliyordu. Günümüzün bilimkurgusu ise ütopyaya dönüşmektedir. Yeni, cennete benzeyen fantastik dünyaları ve düzenleri ideal bir yaklaşımla araştırıp yaratmakta; uzayda ve zamanda yolculuklara dalmakta; gelecek felaketleri simgelerle dolu bir dille anlatmaktadır. Düşünce, belirli bir aşamada ve kaçınılmaz bir şekilde, kozmosa açılmaktadır. Değişik ve umutlarla dolu gelecekler tasarlanmaktadır.

bk_notlar_.k2.jpg

Bu tür bir işlemin veya gereksinmenin amacı salt düş kurmanın zevki değildir. Gerçek amaç ve bunu oluşturan dürtü, insanın düşüncesine, özel, kehanetler doğurtan, adeta sihirli bir güç kazandırmakta ve bu güç sayesinde geleceği (dönemin gereksinmelerine, siyasal veya toplumsal özlemlerine uygun olarak) öngörmektedir.

Ütopya, destanla birleşir, hatta (fantastik yazının kaynağını oluşturan) mitologyayı kullanır. Dar kapsamlı bir kozmogonya'da "AY", en yakın kaynak ve hedeftir; ama, konular karmaşıktır. "Mahşer"in canavarları, fantastik yaratıklar olmaktan çıkıp simgeleri oluştururlar. Bu açıdan Eflatun'un ütopyasına, katıksız bir "felsefi yöntem" diyebiliriz. II.yy.da Lukyaaus, "Ölülerin Konuşmaları" adlı eserinde bir Ay yolculuğunu anlatır. Bu şiirsel macera, bilimkurgudan çok bir çeşit destandır. Yine de Jules Verne'den 1800 yıl önce yaşayan bu Yunan tarihçisi, geniş hayal gücü ile, Fransız yazarına yol açmıştır.

Kahramanlarını Ay'a kadar götürebilmek için Lukyanus, fantastik buluşlar kullanmaz. Yunanistan'a doğru yelken açan bir gemiyi, yolcularıyla birlikte gökyüzüne taşıyıp Ay'a indirmek için şiddetli bir fırtına yetecektir. Ay'a varan Dünyalılar, Ay ile Güneş arasında süregelen savaşa, böylece katılmak zorunda kalırlar.

Lukyanus bununla da yetinmez. İkarus adlı, uçan bir kahraman yaratır. İkarus'un kanatlarından biri alçıdandır; diğeri ise bir kartaldan alınmıştır. Kanatları sayesinde uzay kahramanı, atmosferi aşarak Ay'a varır ve orayı bir üs olarak kullanıp, yakın veya uzak, başka gezegenlere geçer.

Lukyanus'tan sonra, hayal gücünün eksikliğinden değil de kilisenin korkusundan, 1000 yıl süresince kimse uzay yolculuklarına değinmez.

bk_notlar_.k3.jpg

Reform hareketlerinden sonra, 1638'de, Piskopos Goodwin, "AY'DAKİ 1NSAN" adlı yapıtını yayınlar. İngiliz piskoposunun hayali, daha çok, şiirsel buluşlarla beslenmiştir. Kahramanını, kuğuların çektiği bir arabaya bindirerek saatte 265 km.lik bir hızla Ay'a ulaştırır. Piskoposun Ay insanları son derece barışsever yaratıklardır. Flüt nağmeleriyle aralarında iletişim kurar, komşularıyla iyi geçinirler.

bk_notlar_.k.jpg

Goodwin'in çağdaşı Fransız oza¬nı Cyrano de Bergérac'ın yapıtıysa, mizah dolu bir anlatımdadır ve akla hayale sığmayan buluşlarla doludur. Ozanlığı kadar silahşorluğuyla da tanınan Cyrano'nun ilk uzay yolculuğu deneyi bir fiyaskoyla sonuçlanır. Ozan, kemerine bağlı şişelere çiğ doldurur. Güneşin ışınları altında buharlaşan çiğ, onu yükseklere çekecektir. "ÖBÜR DÜNYA" (L'autre Monde)'da anlattığı gibi, rüzgâr tarafından Ay'a doğru değil de Güneş'e doğru sürüklenir; şişeler sıcağa dayanamayıp parçalanır ve Cyrano, oradaki Fransızların şaşkın bakımları altında, Kanada'ya düşer. İkinci bir deneye kalkışan ozan, bu kez daha "çağdaş" bir yönteme başvurur: Kemerine taktığı havaî fişekleri sırasıyla ateşleyerek hızını arttırır ve dosdoğru Ay'a varır. Kusursuz güzellikte bir delikanlı onu karşılar ve Cennet'te bulunduğunu müjdeler. Böylece de Bergérac, Adem ile Havva'yı, Ermiş Yuhanna'yı görür; Enoch ve Eliah peygamberlerle karşılaşır.

Üçüncü yolculuğunda Cyrano, hayal gücünü daha da çalıştırır ve buluşuna "bilimsel" bir damga ya¬kıştırır. Toulouse kentinde tutuklu iken, Güneş'e gitmek için yeni bir araç tasarlar. Düşündüğü, tabanı ve tavanı delikli, bir çeşit tahtıravallidir. Tavanına kristal¬den yapılan bir "ikosaedr" (ne olduğu konusunda hiçbir açıklama yoktur) yerleştirir. Araca biner ve birkaç saniyede gökyüzüne yükselir. Aracı ile ilgili açıklamalarda bulunmamakla birlikte, Cyrano de Bergérac, başarısının temel kuranını anlatır: İçbükey camlardan geçip derişen güneş ışınları, büyük miktarda hava emeceğinden, araç hızla yükselecektir.

Bergérac'tan bir yüzyıl sonra, Lukyanus'un ilkel yönteminden yararlanan Müncchausen Baronu, Güney denizlerindeki bir yolculuğunda, bir kasırgaya kapılıp altı haftalık bir uzay yolculuğundan sonra, kendini Ay'da bulur. 1720'de Bodenwerder am Weser'de dünyaya gelen ve 1797'de ölen Alman soylusu Hierorymus-Karl-Friedrich von Müncchausen, daha çok İngiliz Edebiyatı'nın hiciv dolu öykülerinin etkisi altında kalan bir masal kahramanı olarak anılırdı. Hatta bir ara "palavracı" diye nitelendirilmiş; bu görüş bir yüzyıl boyunca sürekli olarak yayınlanan olağanüstü maceraları sayesinde gelenek haline gelmişti.

1786'da İngiliz Erich Raspo, Müncchausen'in maceralarını derledi ve bu derleme, Gottfried-Augustu Burger tarafından Almancaya çevrilip genişletildi. Birçok savaş da katılmış, bir hayli yaşlanmış Baron'un, oldukça abartarak, dostlarına anlattığı maceralar, ihtimal bir kat daha abartılarak bir araya getirilmişti. Böylece, Müncchause'in, çocuk klasikleri arasında yer alan, ünlü fantastik maceraları ortaya çıktı.

Konumuzu ilgilendiren de bu derlemelerin en ilginç, en can alıcı bölümüdür. Erich Haspe'in derlemesinin II.bölümünü teşkil eden "Onuncu Deniz Macerası-İkinci Ay Yolculuğu"nda bir ilk Ay Yolculuğu'ndan söz ediliyorsa da asıl ayrıntılı anlatılan, bu ikinci yolculuktur. Burada Baron, devasa akbabalara binen üç başlı Ay yaratıklarından söz eder. Etraflarında canavarları andıran sinekler uçuşur (Müncchausen'e göre Ay'da her şey kocamandır). Kalkan olarak mantar, ok yerine de kuşkonmaz kullanırlar. "Ateş Adamlar" diye tanınan Siryüs'teki yaratıklar da bir o kadar şaşırtıcıdır. Yemeklerini özel bir kapak kullanarak, doğrudan doğruya midelerine doldururlar. Bir de köpek başlı yaratıklar vardır. Gözleri, burunlarının ucunda ve kirpiksizdirler. 6.50 m. boyundadırlar. Uyumak için gözlerini, dilleri ile örterler.

Müncchausen'in öykülerindeki fantezilerin ince bir tadı vardır. "Marjinal" bir bilimkurgu örneğidir bu; az çok hicve dayanan bir masaldır. Ancak, esnek bir yorumla çağdaş bilimkurgu, geçmişteki masalların çok güncel ve teknoloji ile beslenen bir uyarlaması olarak da tanımlanabilir: Uçan halılara karşın uçan daireler ve uzay araçları; Alaaddin'in "cin"ine karşı Carel Kapek'in "Robot"u; dünkü canavarların yerini alan "mutan"lar, karanlıkların kötü ruhlarına eşdeğer olan bilinmeyen dünya yaratıkları... Sihirbazların, cadıların, simyadan ve kabaladan türeyen simgelerin, doğaüstü güçlerin yerini artık nükleer bilimin yarı-tanrıları almaktadır.

"Palavracı" Baron'a dönerek, tanık olduğu garip olayları sıralamaya devam edelim: Kimi ağaçlardan tanrıbilimciler ve askerler çıkar; kiminden de filozoflar ve köylüler. Tek parmaklı insanlar... Kafalarını sağ koltuklarında taşıyan, yolculuğa çıktıklarında ya da tehlikeli bir uğraşla meşgul olduklarında başlarını evde bırakan; ya da vücutlarını evde bırakıp başlarını yolculuğa çıkartan yaratıklar. Gözleri olmaksızın görenler; gözlerini ellerinde taşıyanlar; birini düşürdüklerinde veya kırdıklarında hemen en yakın göz satıcısına koşan insanlar...

Cyrano'da da Lukyanus'ta, Goodwin'de hatta Swift'te olduğu gibi asıl konu, apaçık ortadadır: Fantastik çağrışımlarla süslenen hicivler ve katıksız şiirsel buluşlar...

O çağlarda bilimkurgu henüz doğmamış olsa da, atılan ilk adımlar (nedenler ve yaklaşımlar ne olursa olsun) anlamlı buluş ve çözümlere yol açmıştır.


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com