logo.evren.2.jpg

1981 ÖYKÜLER - YAZILAR
ZARARSIZ BİR DELİ
MASALLARDAKİ GİBİ
TANRILARIN KENTİ
ÖTEKİ

MASALLARDAKİ GİBİ


amblem.2.1.jpg

mas-gibi.ba_l_k.jpg

"Güle güle küçük Moos. Umarım kazanırsın, içimizde puan alamayan bir sen kaldın!"

"Şansım yok."dedi Moos."En güç yerler bana düşüyor!"

Eğleniyorlardı. Yaşlan küçüktü daha. Yönetici bir sınıfın çocuklarıydılar, değerleri yüksekti. Hiçbir sorunları yoktu ve boş vakitlerini "Bil bakalım nerdesin?" oyunu ile doldurmağa çalışıyorlardı.

Basit, heyecan verici ve eğitici bir oyundu bu... Belirsiz bir gezegene gönderiliyordu yarışmacı... Gezegen ve bulunduğu zaman kuşağı hakkındaki temel veriler sunuluyor ve şimdiyi dek edindiği derslerden yararlanarak nerede olduğunu bulması isteniyordu. Moos, küçücük bacakları üzerinde tüy gibi sekerek odanın tam ortasındaki, kubbeyle örtülü koltuğa doğru yürüdü...

Kapı, ardına dek açıldı ansızın. Üstü başı dökülen, soluk yüzlü bir adam, gülle gibi düştü içeri.

"Aka!.. Haber ver çabuk!..Onlardan birinin burada olduğunu bildir..."

Aka, kapalı devre çalışan televizyon ekranının bulunduğu kabine erişmeğe çalıştı. Ama adam, kendisinden umulmayacak bir çeviklikle yerden fırladı ve Aka'nın önünü kesti. Çocuk geri kaçtı, hemen.

"Şu aleti çalıştırın..." dedi adam soluk soluğa. "Kimseye bir şey yapacak değilim.. Bir an önce gitmek istiyorum.."

Moos bakakalmıştı. Neden gitmek istiyordu ki?.. Memnun değil miydi yaşamından?

"Gideceğiniz yere uyum gösteremezsiniz." dedi saf saf. "Sanırım bilmiyorsunuz, bu aygıt yalnızca geçmişe yolculuk için ayarlanmıştır... O ilkelliğin içine girip de ne yapacaksınız sanki?.."

Adam, yorgunluktan ölecek gibiydi.. Şaşırdı bir an, sonra acı dolu bir sesle "Burada mutlu olduğumuzu sanıyorsunuz öyle mi?" diye fısıldadı yavaşça. Gülmek istedi ama başaramadı bunu. "Mutlu olan yalnızca sizlersiniz. Altın bir kafesin içindeki kabuğunuza çekilmişsiniz... Benim çocuklarım yerin yüz metre altında yaşıyorlar... Yeterli beslenememekten ve doğduklarından bu yana güneş yüzü görmediklerinden sapsarı kesildiler... Bunları biliyor musun siz?.. Kendinize bakın bir de. Düşlerimizde bile göremeyeceğimiz yemyeşil, geniş bir bahçeye sahipsiniz.. Köstebek yuvalarını andıran o cam ve metal karışımı iğrenç deliklerde sürünmediniz hiçbir zaman!.. Her gün pırıl güneş altında dolaşıyor, can sıkıntınızı gidermek için, bize yasak olan zaman yolculuklarını yapabiliyorsunuz... Bizler mutlu değiliz çocuklar..."

H.G.WELLES'in Zaman Makinesi öyküsünün farklı bir yorumu. Geçmişe her giden, oranın koşullarını tam bilmezse, başına neler gelebilir?

mas-gibi.jpg

"Ama., ama babam rahat ve mutlu bir topluma kucak açacağımızı söyler hep.." diye adamın sözüne karıştı, Moos.

"İlerde bir gün, sistemin sorumluluğunu yükleneceksiniz..." Küçümser bir tebessüm yapıştı dudaklarının kıyısına. "Daha hiç dışarı çıkmamış, halkının yüzünü yalnızca ekranlarda gören, sesini mikrofonlardan duyan sizler... Omuz omuza, nefes bile alamadan yaşamın ne demek olduğunu bilmeyen sizler..."

Adam sustu bir an, sonra kendi kendiyle konuşuyormuşçasına "Biz mi büyüyoruz, yoksa dünyamız mı küçülüyor?" diye mırıldandı.

"Neyse, bunları anlayamazsınız." Omuzlarını dikleştirip, kapıdan yana bir göz attı. "Şimdi, yanlış bir şey yapmadan gönderin beni."

Adam, koltuğa doğru yürüdü. Kubbeyi kaldırıp içine girdi. Oturup, manyetik bağları sardı dört bir yanına.. Çocuklar onun elindeki güçlü silahın ilk kez farkına varıyorlardı.

"Haberleşme aygıtını burada unuttunuz." diye seslendi Moos. "Şey, özür dilerim ama bilgisizliğinizden ötürü, gideceğiniz yerde pek çok şey gelebilir başınıza.. Haberleşme aygıtı sayesinde sizi uyarabiliriz..."

"Unutun beni yahu!.. Yepyeni bir yaşam kuracağım, artık sizleri dinleyecek değilim!"

"Bunu alın hiç olmazsa." Küçük, siyah bir kutu uzattı Moos. "Alışkın olmadığınız doğasal etkilerden soyutlar sizi."

Adam, uzanıp kutuyu aldı.. Çözülen manyetik bantları yeniden sarınarak, "Teşekkür ederim." dedi. "Kötü çocuklar değilsiniz, ama halkınızı tanımıyorsunuz! Aralarına girin, konuşun onlarla."

Çocuklar suskun suskun önlerine bakıyorlardı.

"Ben hazırım.."

Irkının tüm çekiciliğini üzerinde toplamış küçük bir kız, duvardaki pırıltılı kolu indirdi aşağıya. Koltuk önce ağır ağır, sonra da hızlanarak dönmeye başladı.. Döndü, döndü ve adam koltukla birlikte gözden yitti.
@

(DEVAM)


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com