logo.evren.2.jpg

1981 ÖYKÜLER - YAZILAR
ZARARSIZ BİR DELİ
MASALLARDAKİ GİBİ
TANRILARIN KENTİ
ÖTEKİ

ZARARSIZ BİR DELİ


zarars_z.ba_l_k.jpg

-"Nerden bileyim, atmadığım? İspatlasana Ged.. Gad her neresiyse oradan geldiğini.."

Balkon merdivenlerini çıkıp yanıma geldi. İç cebinden bir ta¬banca çıkardı. -Bu sıcak havada bile ceket giyiyordu- Bana uzattı. Tipik bir uzay tabancasıydı, hani şu filmlerde görülenlerden... Kab¬zanın altındaki "made in Japan" yazısını görünce için için gülümsedim.

-"Güzel... Çalışıyor mu?"
-"Yok.... Enerjisi bittik... Çalışmaz şimdi."
-"Peki, sana inandım diyelim. Na'pıcaksın bu Firuzan istasyonunu?"
-"Firuzan değil, Fisan... Uzay gemime haber verecektim... Ama, galiba bana yanlış koordinat verdiler. Her neyse, kendi araçlarımla bağlantı kuracağım galiba."
-"Nerede kalıyorsun?"

Beni kaldığı yere götürdü. Tepede bir çadır kurmuştu. Orayı biliyordum. Tüm koy ve sayfiye köyü ayaklar altında idi. Şahane bir görünüm. Erkan çadırın içinden bir radyo çıkardı. Hani şu Japon radyoları var, National marka, tıpkı telsize benziyor. Radyoyu açtı:
-"Alo, Setrel. Setrel... Ben Drill... Beni duyuyor musun?"

Radyoyu biraz daha açtı, bir kadın sesi cevap verdi:
-"Antalya'dan Nuri, Ankara'dan Behçet, Aysel, Vedat ve adını sayamadığımız 15 kişi için Barış Manço söylüyor: Merhaba."
-"Allah kahretsin, hep bu yerel yayınlar karışıyor!.."

Erkan çok sinirlenmişti. Güldüğümü görmesin diye arkamı döndüm. O hala devam ediyordu:
-"Setrel, Setrel.. Neredesiniz ulan?"
-"Gööööözlerim, kurşuuuuun gibiiiii... Ağır ağır açıldı bu sabaaah..."
-"TRT, TRT.., çekil aradan... Setrel, Setrel... Cevap verin be!.."
-"emekli Salih öööğretmeeen, hepinize, hepinize merhabaaaa..."

Erkan ağlamaklı bir halde radyoyu kapattı. Acımıştım. Biraz avuttum..
-"Üzülme canım... Sonra gene ararsın..."

Erkan o tepeye yerleşti. Ünü bütün kasabaya yayıldı. Zararsız olduğu için kimse ona aldırmıyor ama gene de o tepeden uzak duruyorduk. Bir zamanlar mesire yeri olan tepe, şimdi Erkan'ın "dinlenme üssü" haline gelmişti.

zarars_z.resim.2.jpg

Bir gün kasabaya bir cemsenin geldiğini gördüm. İçinde jandarmalar vardı. Değişik olayları se¬verim. Hemen dışarı çıkıp kam¬yonu takip ettim. Cemse kasaba meydanında durdu. Şoför mahallinden bir astsubay indi. Yanına gittim. Kasabalılar kamyonun etrafını çevirmişti.
-"Sarıtepe ne tarafa düşer?"

Bizim Erkan'ın kaldığı tepeydi burası. Tarif ettik.
-"Affederseniz Üstçavuşum, ama niye sordunuz?"

Kamyona binmek üzere olan assubay bana döndü.
-"O tepeden bir kaç gündür telsiz yayını yapılıyor!.."

Cemse tozu dumana katıp tepeye doğru yöneldi. Donup kalmıştım. Erkanın bir takım kanunsuz hareketleri vardı demek. Bunu gizlemek için deli numarası yapmış ve başarılı olmuştu.

Dedim ya, değişik olayları severim. Tepeye kestirmeden varmak için koşmaya başladım. Kamyon tepeye varmış olmalıydı. Birden garip bir tıslama duydum, birisi "Yandım!" diye bağırdı.. Bir makineli tüfek tarakası etrafı çınlattı. Gene. tıslama.. Bir çığlık daha.. Otomatik tüfeklerin yaylım ateşi... Gene bir çığlık... Öğünmek gibi olmasın, silahlardan iyi anlarım. Sesler jandarmaların G-3'lerinden çıkıyordu, ama o tıslama?..

zarars_z.resim.1.jpg

Tepeye çıktığımda jandarmalar Erkan'ın çadırını söküyordu. Yerde üç vücut yatıyordu. Erkan ve iki asker. Diğerleri beni görünce silahlarını doğrulttular. Hava barut kokuyordu.
-"Dur... Kıpırdama!.. Ellerini başında kenetle!.."
-"Silahsızım Üstçavuşum... İnanmazsanız gelip arayın!"

Üstümü aradılar. Sonunda zararsız olduğuma inanmış olmalılar ki namluları üzerimden çevirdiler. Gene de tetikteydiler..
-"Meraklanmayın.." dedim, "Yalnızdı, yanında başkası yoktu.."

Assubay yanıma yaklaştı."Onu tanıyor musun?" dedi.
-"Pek değil... Buraya geleli çok olmadıydı. Bütün kasaba onu zararsız deli diye bilirdi. Bütün gün burada durup uzaylılarla ilişki kurmaya çalışırdı.."
-"Ne?. Uzaylılarla mı?"
-"Dedim ya... Deliydi..."
-"Hmm... Bu herif hepinizi inandırmış. Şuraya baksana."

Çadırın yanını işaret etti. İki asker telsize benzer birtakım araçların yanında duruyordu. Erkanın bana gösterdiği National de oradaydı.
-"Sizin deli birinci sınıf telsizciymiş.. Şu aletlere bak!.."

Bir asker yanımıza geldi. Sevinçle, "Ahmet'le Hasan ölmemiş komutanım!.. Heç bi yaraları yok!.. Sadece baygınlar!.."

Boğazımda bir şey düğümlendi.. "O sadece bayıltmak için ateş etti." demek istedim.. Ama bunda askerlerin suçu yoktu. Her insan gibi tepki gösterip karşılık vermişlerdi. Silahın bayıltıcı olduğunu ne bilsinler?

Assubay Erkan'ın yanına çömeldi. Silahını aldı.
-"Hiç böylesini görmemiştim. Kurşun atmıyor. Parlak bir ışık çıkartıyor, o kadar.."

zarars_z.resim.4.jpg

Ben. de çömeldim. Tabanca, Erkan'ı ilk gördüğümde bana gösterdiği tabancaya çok benziyordu. Bir farkla: Kabzasında "made in Japan" yazmıyordu. Kalkıp çadırın yanına gittim. National radyoya baktım. Düşündüğüm gibi üzerinde hiç bir marka veya yazı bulamadım. Arama yapan askerlerden biri bir kutuyu açın¬ca oyuncak tabanca ile asıl rad¬yoyu buldu.

Aradan iki hafta geçti.. Resmi çevreler hala uluslararası casusluk fikrindeler Ama ben biliyorum. Biliyorum ve bekliyorum. Erkan'ın yaptığı telsiz yayınında ne dediğini, hangi dili kullandığını bize söylemiyorlar. Onun dünya dışı bir dille konuştuğuna eminim. Öyle olmasa, Erkan bayıltıcı değil öldürücü kullanırdı.

Zavallı Erkan... Gizliliğini gerçekten korumuş, hala bilmediğim görevini başarıyla yürütmüştü. Bir de ülkemizde telsiz kullanımının yasak olduğunu öğrenseydi...

(1977, Sayı:54, Sayfa:29)


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com