|
-"Nerden bileyim, atmadığım? İspatlasana Ged.. Gad her neresiyse oradan geldiğini.."
Balkon merdivenlerini çıkıp yanıma geldi. İç cebinden bir ta¬banca çıkardı. -Bu sıcak havada bile ceket giyiyordu- Bana uzattı. Tipik bir uzay tabancasıydı, hani şu filmlerde görülenlerden... Kab¬zanın altındaki "made in Japan" yazısını görünce için için gülümsedim.
-"Güzel... Çalışıyor mu?"
-"Yok.... Enerjisi bittik... Çalışmaz şimdi."
-"Peki, sana inandım diyelim. Na'pıcaksın bu Firuzan istasyonunu?"
-"Firuzan değil, Fisan... Uzay gemime haber verecektim... Ama, galiba bana yanlış koordinat verdiler. Her neyse, kendi araçlarımla bağlantı kuracağım galiba."
-"Nerede kalıyorsun?"
Beni kaldığı yere götürdü. Tepede bir çadır kurmuştu. Orayı biliyordum. Tüm koy ve sayfiye köyü ayaklar altında idi. Şahane bir görünüm. Erkan çadırın içinden bir radyo çıkardı. Hani şu Japon radyoları var, National marka, tıpkı telsize benziyor. Radyoyu açtı:
-"Alo, Setrel. Setrel... Ben Drill... Beni duyuyor musun?"
Radyoyu biraz daha açtı, bir kadın sesi cevap verdi:
-"Antalya'dan Nuri, Ankara'dan Behçet, Aysel, Vedat ve adını sayamadığımız 15 kişi için Barış Manço söylüyor: Merhaba."
-"Allah kahretsin, hep bu yerel yayınlar karışıyor!.."
Erkan çok sinirlenmişti. Güldüğümü görmesin diye arkamı döndüm. O hala devam ediyordu:
-"Setrel, Setrel.. Neredesiniz ulan?"
-"Gööööözlerim, kurşuuuuun gibiiiii... Ağır ağır açıldı bu sabaaah..."
-"TRT, TRT.., çekil aradan... Setrel, Setrel... Cevap verin be!.."
-"emekli Salih öööğretmeeen, hepinize, hepinize merhabaaaa..."
Erkan ağlamaklı bir halde radyoyu kapattı. Acımıştım. Biraz avuttum..
-"Üzülme canım... Sonra gene ararsın..."
Erkan o tepeye yerleşti. Ünü bütün kasabaya yayıldı. Zararsız olduğu için kimse ona aldırmıyor ama gene de o tepeden uzak duruyorduk. Bir zamanlar mesire yeri olan tepe, şimdi Erkan'ın "dinlenme üssü" haline gelmişti.
Bir gün kasabaya bir cemsenin geldiğini gördüm. İçinde jandarmalar vardı. Değişik olayları se¬verim. Hemen dışarı çıkıp kam¬yonu takip ettim. Cemse kasaba meydanında durdu. Şoför mahallinden bir astsubay indi. Yanına gittim. Kasabalılar kamyonun etrafını çevirmişti.
-"Sarıtepe ne tarafa düşer?"
Bizim Erkan'ın kaldığı tepeydi burası. Tarif ettik.
-"Affederseniz Üstçavuşum, ama niye sordunuz?"
Kamyona binmek üzere olan assubay bana döndü.
-"O tepeden bir kaç gündür telsiz yayını yapılıyor!.."
Cemse tozu dumana katıp tepeye doğru yöneldi. Donup kalmıştım. Erkanın bir takım kanunsuz hareketleri vardı demek. Bunu gizlemek için deli numarası yapmış ve başarılı olmuştu.
Dedim ya, değişik olayları severim. Tepeye kestirmeden varmak için koşmaya başladım. Kamyon tepeye varmış olmalıydı. Birden garip bir tıslama duydum, birisi "Yandım!" diye bağırdı.. Bir makineli tüfek tarakası etrafı çınlattı. Gene. tıslama.. Bir çığlık daha.. Otomatik tüfeklerin yaylım ateşi... Gene bir çığlık... Öğünmek gibi olmasın, silahlardan iyi anlarım. Sesler jandarmaların G-3'lerinden çıkıyordu, ama o tıslama?..
|