ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

1979 OCAK, SAYI:31
SAPLANTI
GİZLİ ŞARKI
PARÇALANAN GÖKYÜZÜ
ÜCRET
NÖBETÇİ
GÖLGEDE
BİR YILBAŞI GECESİ
ÜÇÜNCÜ BODRUM
YEŞİL IŞIK
UZAYIN EN BÜYÜK OYUNU
KIYAMET GÜNÜ
MUCUR
EMMA-2
ARIZA

BİR YILBAŞI GECESİ


amblem.2.1.jpg

y_lba__-ba_l_k.jpg

«Bize en yakın uzaklığı 56 milyon kilometre olan dünyanın yeni yılını kutlamak da ne biçim iş!» diye düşünüyordum. Yöneticiler babalarının tatlı anılarını yaşatıyorlarmış sözde! Gereksiz ve saçma bir gelenek. Çünkü dünya yılı 365 gün, Merih yılı 687 gün, Büyüklerimizi bağnazlıkla suçlayacağım ya çilekli pastanın hatırına susuyorum!..

-Babacığınızın bu gece döneceğini sanıyorum, diye konuşarak odaya girdi annem. Üzerinde beyaz kremayla "2223" yazılı pastayı masaya koyusunu yutkunarak izledim. Pastadan gözlerini ayıramayan kız kardeşim Ayla:
-Yılbaşı gecesi de olur mu bu anne?! Gitmeseydi ya, diye yakındı.
-Görev kızım, diye boynunu büktü annem. Birinci ekipten ses çıkmayınca, gönderilen ikinci uzay gemisinin komutanı olmak kolay mı?!.
-Aman aman! diye omuzlarımı silktim. O pis dünyalıları kurtaracaklar da ne olacak sanki?!.

Pastayı kesip tabaklarımıza bölüştüren annem, dudaklarını büzerek Dedem'i gösterdi.

Dedemin yanında dünyayı kötülemek yasaktı. Bizler Merih'te doğmuştuk ya, doksan yaşındaki Dedem, dünyadan Merih'e gönderilen göçmenleri taşıyan uzay gemilerinden birinin astronutuydu. Dedemin karısı olan Aymin ninemiz ise Biyo-Sibernetikçiymiş.

Dedem Merih'e değil Ay'a gitmeye bile hevesli değilmiş. Öncü astronotlar seçimine katılmayı güzel Aymin'e kavuşmak için kabul etmiş. Fakat Merih'te evlenen iki dünyalı sevgiliyi bir kaza ayırıvermiş. Merih kraterlerinde yapılan inceleme sırasında büyük bir toz fırtınasına kapılarak 6000 metre derinlikteki uçuruma düşen genç kadın ölmüş.

Zaten dünyadan gelip Merih'te koloni kuranların içinde sağ kalan tek kişi Dedem'di. Yine öncülerden, Dedem'le yaşıt bir Tarım Uzmanı vardı. Onun yirmi gün önce ölümü Dedem'i çok sarsmıştı. «Fasulyeci» derdi ona. Çünkü, Merih ortamında yetişebilen bir dünya bitkisi olan fasulyeyi gezegenimizde ilk yetiştiren, o pek sevdiği arkadaşıydı.

Çanımın sıkıldığını gören annem:
-Alp! diye seslendi, git limonata kabını getir.

Aslında soğutucumuz vardı ya, depremler yüzünden bölgemizin jeneratörü bozulmuştu. Elektrikten yoksunduk. Yiyeceklerimizle içeceklerimizi çelik bir kubbeden ve dört bölümden oluşan evimizin dışındaki özel bölmeye koyuyorduk. Evdeki küçük jeneratörse salt oksijenimizi sağlayan aracı çalıştırabiliyordu. Dışarıdaki ısı sıfırın altında 85 derece olduğundan buz kesilen kabı ürpererek aldım. Eldiven olmasa kap elime yapışabilirdi.

Gözlem penceresinden kapkara gökyüzünü seyrederken içim sızladı. O mavimsi parlak yıldızda bulunan babam şimdi ne yapıyordu acaba? Yüzümü cama dayayıp. 9.000 ve 20.000 kilometre uzaklıktaki Fobos'la Demos'u görmeye çalışırken bir sevinç çığlığı atmışım. İçeri koştum. Koşarken de elimdeki kap yere düştü.

-Anneciğim! diye bağırdım. Vadinin başındaki kontrol kulesinde ışık yandı. Jeneratörün onarımı bitmiş.

Yarım dakika sonra oda aydınlanıverdi. Ayla çoktan televizyonu açmıştı. Televizyonda, Merih'te su kanalları olduğunu sanan eski dünyalıların saflığıyla eğlenen bir çizgi film gösteriliyordu. Oksijen'den yoksun Merih'te su ne arardı? Kutuplarındaki donmuş karbondioksit'in altında uzanan su buzundan başka suya benzer bir şey yoktu.

Bu güldürücü program bitince, bilimkurgu filmine sıra geldi. Dedem bile coşkuyla îzliyordu o ilginç görüntüleri.

Dünya'dan milyonlarca km. uzakta, 2223 yılında Merih'te kutlanan bir yılbaşı gecesi... Geçmişin ve geleceğin bir hesap dökümü... Gelecekte bilimkurgu anlayışı.

(1979, Sayı:31, Sf:18)

Öykü, buzların buhara dönüşerek atmosfere yayılmasıyla başlıyordu. Karbondioksit'in etkisiyle ısı otuz dereceye yükselince buzlar eriyor ve tükenmek bilmeyen yağmurlar ırmakları, gölleri oluşturuyordu. Böylece salt yarı canlı mikropların yaşadığı gezegenimizde, türlü türlü yaratıklar meydana çıkıyordu. Merih'in magnetik alanı yoktu. Demir iç çekirdekte toplanmayıp dağılınca oksijeni emmiş ve bu kimyasal bileşim, yüzeyin kırmızımtrak tozlarla kaplanmasına neden olmuştu. Bu kırmızı toprağın üzerinde dolaşan sarılı beyazlı sürüngenlerin yeşil bitkileri yediğini gören Ayla:

-Ah keşke o zaman doğsaymışız! diye geleceği özlediğini belli ederek küçük kaplumbağasının sırtını okşadı.

Babamın geçen yıl dünyadan getirdiği bu dünyalı yaratığın, Merih'in yüzeyinde ölmeden gezdiğini görünce öyle şaşırdık ki. Oysa dünya denizlerinde yaşıyan ve sudan çıkınca ölen deniz yıldızı adındaki yaratığın, gezegenimiz koşullarında yaşıyabilmesine hiç şaşmazdık.

y_lba__gecesi-resim.jpg

Ekranda babamın en sevdiği sanatçı görününce, kardeşimle derhal ayağa kalktık. Mavi çitarili çağla gözlü kız, «Beta Işınları» orkestrası eşliğinde «Çıvgınlar Getiren Gece» şarkısını söylüyordu. Hızlı bir melodiydi. Dans ederken çok gürültü çıkarıyorduk. Annem:

-Dedenizi rahatsız etmeyin, der gibi yüzümüze bakmıştı ki müzik kesiliverdi.

Konuşmacının verdiği haber korkunçtu. İlk giden gemiye saldıran aç dünyalılar, babamın gemisine de kurnazca saldırıp yağmalamışlardı. Tek amaçları vardı. İçindeki insanları parçalayıp çiğ çiğ yemek! İnsanlıklarını öyle yitirmişlerdi ki, Merihlilerin onlara yardım etmek istediklerini anlıyamıyorlardı.

Uzay gemimizin gönderebildiği ilk ve son bilgi işte bu acı haber olmuştu.

Sapsarı kesilip, yere yığılan annemize sarılarak hıçkıra hıçkıra ağlaşırken:
-Susun! diye üçümüzü de azarladı, Dedem. Bakın ben ağlıyor muyum?
-Ama Dede! dedik, o bizim babamızdı..
-Benim de oğlumdu! diye üçümüzü de süzdü. Canımdı benim, gözbebeğimdi...

Yanına giderek dizlerinin dibine oturmuştuk.

-Bilincini yitiren dünya insanının son çırpınışıydı bu, diye mırıldandı. O akıllı yara¬tıklar, önce yaşadıkları kürenin biyosferini zehirledi. Tüketim ekonomisi yeraltı ve yerüstü zenginliklerini acımasızca yedi, bitirdi. Ham¬maddeleri paylaşamayan büyük ülkeler arasındaki kaçınılmaz çıkar savaşı doğayı öldürdü. Nükleer bombaların bozduğu atmosfer milyarlarca insanı boğdu. Sağ kalanların yaşamına da açlık ve hastalıklar son verdi. Geri kalan iki-üç bin zavallının tek seçeneği vardı. Onu da uzay gemilerimize saldırarak yok ettiler. Sizler Merih'te doğdunuz. Ne var ki dünyanın ürünü sayılırsınız. O dünya ki uygarlıklar yaratan, çağ açan insanlar yetiştirdi. En içten isteğim, dünyanın anılarımızda kötülük simgesi olarak canlanmamasıdır... Çünkü dünya güzel bir dünyaydı çocuklar...


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com