|
-İlk defa bu müziği geçen ay duydum; Kentin istasyonunda en sondaki büfede çalınıyordu, ne var ki tren hızlanmış, atlamak imkansızlaşmıştı. İkinci kez troleybüsle giderken yanımızdan güzel bir araba geçmekteydi, pikabında da o müzik çalınıyordu. Ne çare "yine inip o müziği yakalıyamadım.
Doktor ürkek bakışlarla, otuz yaşlarında görünen keskin yüz çizgili, beyaz, çatık kaşlı hastasını süzdü. Birçok hastasında gördüğü belirtiler bu adamda yoktu. Şizofreni hastalıklarının keskin, ürkek bakışları, melânkoliklerin boş, aptal gözlerine sahip değildi. Gayet rahat ve kendinden emin konuşuyordu. Öyleyse yeni bir bulgu karşısındaydı. Bu hastalığın belirli bir müziğe her çalmışta aynı garip tepkiyi gösterme hastalığının adı neydi?
@
Doktorlara güveni kalmamıştı. Bu başka bir şeydi... Kesinlikle emindi bundan. Doktor kendisine garip bir yaratıkmış gibi bakmış,
-Vallahi beyefendi, ben henüz bu hastalığı tanımıyorum, üzgünüm; demiş, kibarca onu başından savmıştı.
Kavşağa ulaştı. Trafik hayli kalabalıktı. Yayalar için kırmızı ışık yanmıştı. Adımını atmışken geri döndü. Tam bu sırada, vücûduna iğne batırılmış gibi sıçradı. Yanılınıyordu! O çalınıyordu! O, uykularında sayıkladığı, rüyalarına giren, yaşamını altüst eden, kendisini çağıran melodi! Ses, karşıdaki plâkçıdan geliyordu. Hiç bir şey düşünmeden fırladı. Trafik bir anda alt¬üst olmuştu. Acı fren sesleri, küfürler, hiç bir şeyi duyacak durumda değildi. Nefes nefese dükkâna girdi:
-Şu çalan plâğı istiyorum, dedi, derhal yerin bana!
Satıcı kız, bu aceleci müşteriyi kızdırmamak için plâğı derhal pikaptan aldı, sardı. Adam plâğı alınca sakinleşmişti.
-Bayan, dedi bağışlayın, biraz sert davrandım galiba. İnanın elimde değil. Bu plâk var ya, yani bu müzik demek istiyorum... beni çıldırtıyor sanki!
Kız ilgilenmişti, tezgaha yaslandı, sordu :
-Çok garip! Ne hissediyorsunuz dinlerken?
-Garip bir duygu bu; koşmak, elimle bu ezgiyi tutmak için karşı konulmaz bir istek benliğimi dolduruyor; beni benden alıp götürüyor sanki...
-Garip, gerçekten garip! Bu plâk geleli bir ay kadar oldu, aynı olayın ikinci kez tekrarı bu!
Adam birden dikleşti, şaşırmıştı.
-Ne diyorsunuz? Benden başkaları da mı ilgi duyuyor bu melodiye yani?
-Evet, aynen sizin gibi geldi o da! Plağı aldı, aşağı yukarı aynı şeyleri söyledi, gitti. Haa, unutuyordum, plâk şirketinin adresini de istedi.
-Ayni şeyi ben de isterdim, mümkün mü?
-Bestekârı notalarını getirmişti.. Biz plâk yapmayacaktık, ama pazarlamacı arkadaş çok değişik olması nedeniyle satacağını iddia etti. Söylediği doğru çıktı, iyi satış yaptık, yavaş yavaş her yerde duyulmaya başladı. Bestekârı burada oturmuyor. G... Kentinde. Adresi şurada olacak. İşte buyurun.
-Çök teşekkür ederim bayan, iyi günler.
G..., ülkenin güneybatısında oldukça büyük bir kentti. Taksi kendisini kentin sakin mahallelerinden birine götürüp dört tarafı bahçeyle çevrili tek katlı bir evin önünde durdu.
Kapıyı orta yaşlı bir adam açmıştı.
-Buyurun bayım bir şey mi istiyorsunuz?
-Bay K...'mn evi burası mıydı acaba?
-Evet, bay K...'yi niçin arıyorsunuz?
-Bir bestesi hakkında görüşmek istiyordum.
-Hangi bestesi ve ne için, öğrenebilir miyim?
-Bu konuyu kendisi ile "görüşmek isterdim,
|
|
|
|
|
(1979, Sayı:31, Sf:4)
-Mesele şu bayım, bu müziği ne zaman, nerede, hangi koşulda olursan olayım, duyar duymaz garip, anlatılmaz bir şekilde etkileniyorum. Beni çağırıyor sanki...
-Tamam efendim, anladım. Demek geldiniz?
-Siz anladınız ama ben anlamadım. Ne demek «Demek geldiniz»?
-Anlayacaksınız efendim, lütfen beni takip edin.
@
Karşısındaki adamın sakalı hiç yoktu. Yüzü bir çocuğunki kadar kılsızdı, buna karşılık yaşlılığın bütün çizgilerini taşıyordu. Gözüktüğü kadarıyla altmış yaşlarında olmalıydı.
Farkında olmadan eli kendi yüzüne gitti. Oldu olasıya kendi yüzünde de sakal çıkmazdı. Arkadaşlarına alay konusu olurdu. Bembeyaz teni, tüysüz gövdesi, aşırı siyah kaşı-gözü ile çok garip bir görünümü vardı. Bunları anımsamasına neden olan uyarım, karşısında duruyordu; O da kendisi gibiydi; Tüm özellikleriyle hem de!. Ürkütücü bir gariplik vardı bu benzeyişte. O da merak ve biraz da sevgiyle kendisini süzüyordu.
-Neden öyle çarpılmış gibi bakıyorsunuz?
-Şaşırmamak mümkün değil, bütün bu olanlar nedir? Bestekâr bay K... siz misiniz?
-Evet, benim, demek geldiniz ha? Ne iyi, Ne mutlu!
-Afedersiniz bayım, hâlâ anlamadım! Sorumu yanıtlamadınız.. Neler oluyor kuzum? Neden buralara kadar sürüklendim? Neden bu ezgi beni bu kadar eziyor?
Karşısında duran ve kendisine çok benzeyen adam gülümsedi.
-Haklısın, hepsini anlatacağım. Şuraya oturmaz mısınız? Dünyanın bugüne dek kaç devir geçirdiğini biliyor musunuz?
-Dört devir geçirdi.
-Peki kaç felâket geçirdi?
-Bunu bilemem işte.
-Dördüncü zaman içinde dünya üç felâket geçirdi. Birinci felâkette dünyanın ilk uydusu olan yıldız yörüngeden kopup saman yolunda kayboldu, bozulan dengeden ötürü doğan sarsıntıları düşünün bir kez. Bu olay 25.000 yıl kadar önce oldu.
-Bir şey sormak istiyorum...
-Sözümü kesmeyin sonra sorarsınız... ikinci felâket şimdiki ayın 12.000 yıl evvel yörüngeye girişi sırasında oldu. Tabii yeni bir denge söz konusu dolayısıyla dünyanın kutupları bile yer değiştirdi. Üçüncü felâket de bundan tam 9845 yıl önce cereyan etti. Atlas okyanusunda bulunan bir kıt'a halkının yaptıkları ve dizginini zaptedemedikleri bir silâhın patlaması sonucu koca kıt'a göçüp gitti, yerini de deniz kapladı. Her seferinde karalar denizler yer değiştirdi, ikincide Büyük Okyanusun ortalarında büyük bir kıt'a battı...
-Peki bütün bunları bana niçin anlatıyorsunuz?
-Asıl konuya girmek için, karanlık nokta kalsın istemiyorum. Nerede kalmıştım? Haa, 25.000 yıl evvelki ilk felâketten önce, dünyada büyük bir medeniyet vardı. İnsanlar yıldızlara gidip geliyor güneş sisteminin dışına seyahatler yapıyorlardı.
-Madem öyleydi, neden çare bulamadılar?
-Çareyi buldular, şöyle ki; Üçe bölündüler. Bir kısmı yeryüzünde kaldı, bir kısmı dünyanın derinliklerine sığındı, bir kısmı da uzaya açıldı. Uzaya açılanlar dört kola ayrıldılar. Dünyada kalanlardan bir kısmı ile uzaya açılanlardan iki gruba mensup olan akrabalar bir araya gelerek üstün insan neslinin devamını sağlama kararını aldılar. Bütün o insanlarda belli bir genetik kadrolama uygulandı, yani programlandılar. Artık onlar ve onlardan doğacak nesiller bu kodu taşıyacaklar, belli bir uyarıma cevap ve¬eceklerdi. Kodların gereği belli bir frekans yayacaklar ve ancak bu frekansı uzaktan alabileceklerdi. İşte ben o giden gruplardan birine mensubum. Görevim bu yörede saptanan frekansı inceleyip, yayan kişileri bulmaktı. Beş kişi bulduk, siz dahil. Şarkıdaki anahtar kodlarına cevap verdiniz.. Bu kod, bir ses dizişiydi,
-Bay K... çok karmaşık bir konu bu. Böyle bir şeye neden gerek duyuldu.. Örneğin kodlama, yeniden saptama falan, filân...
-Anlamıyor musunuz? Çok değer verdiğiniz bir şeyi saklarken, tekrar geldiğiniz zaman onu bulabilmek için ne yapardınız?
-Hem onu, hem de sakladığım yeri işaretlerim..
-Tamam işte, yapılan işlem bu.
-Fakat faydasız, üstün insan her yerde var! Etrafımız üstün insanla dolu. Belki o zamanki gibi uzayı fethetmedi, ama komşu gezeğenlerle ilişkilerin eli kulağında. Bu yolda dev adımlarla ilerliyor insanoğlu. Bu hırs ve azimle daha da ilerleyecek.
-Atalarımızın geçmişte en büyük hatası belki de «İnsan'a» saygı göstermeyişleri olmuştur. Fakat toplumuz bunu öğrendi. 9845 yıl önceki hataya bir daha düşmeyecektir insanoğlu. Bizimle atalarınızın yurduna gelmeye hazır mısınız?
-Hayır!... Acı, tatlı, sevinçli, kederli tüm yaşantım dünyada geçti.. Bazı borçlarım var bu insanlığa., Kalmam gerek.
-Çıldırdınız mı siz? Üstün bir ırka mensup olmanın gururunu duymuyor musunuz?
-Bakın Bay K... insan olmanın ve insanlığa hizmet etmenin gururu yeter de artar bana.
-Siz bilirsiniz. Bu durumda söylenecek söz kalmıyor. Sizi takdir etmem gerek.
-Söz veriyorum Bay K... plâğı saklayıp, arada bir çalarak sizleri anacağım
-Teşekkür ederim.
-Elveda!...
|
|
|
|