|
Adam, ışığı nereden geldiği belli olmayan, çelik duvarlı hücrede hakkında verilecek kararı bekliyordu. «Biliyorum», diye düşündü. «Suçsuz olduğum anlaşılacaktır.. Beni serbest bırakacaklar ve hatta 'Özür dileriz, adlî bir yanılgıya düştük' diyecekler, eminim.»
Titredi...
Ya suçlu görülürse, ya gerçekten 'Adlî bir hata' olursa?
-Hayır! diye inledi adam... Tanrı şahidimdir ki; suçsuzum!..
Ölmek...
Korktuğu bu değildi oysa; suçsuzdu ve büyük bir haksızlık olurdu, ölmesi.
Avukatını anımsadı.. Evet, evet... Ne olursa olsun, masumiyetini ispat edecek ve kendisini buradan kurtaracaktı. İnanıyordu buna, inanmalıydı da.
«Kim bilir» diye aklından geçirdi. «Belki de şu anda beni temize çıkartacak bir sürü kanıt bulmuştur ve yarın bu lanet, ölüm kokan hücreden elimi kolumu sallayarak çıkmama engel olunmayacak.»
Bir umut, bir sevinç dalgası kapladı içini. Hücrenin tek möblesi olan şeffaf, içi hava dolu yatağa oturdu, bir sigara yaktı. Ağız dolusu dumanı keyifle üfledi. Dağılan gri duman, gizli havalandırma nedeniyle hemen kayboldu.
Birden keyiflenmiş, tarif edemiyeceği bir rahatlık kaplamıştı içini. Sonra boylu boyunca uzandı yatağa. Ne demişti avukatı:
-Merak etme, senin suçsuzluğuna inanıyorum ve sen de, seni kurtaracağıma inanmalısın.
En son, sekiz gün önce görmüştü avukatını. İnanıyordu O'na. Şimdiye dek en umutsuz davaları kazanmış, hatta kaç kişiyi ölümden kurtarmıştı. Ama kurtaracağı kişinin gerçekten masum olduğuna inanmalıydı.
-Bir parça içki olsa, diye mırıldandı adam.
Tam oniki gündenberi bu hücredeydi ve ağzına bir damla içki koymamıştı. Hoş, pek içkiye düşkünlüğü yoktu, ama bu sıralarda özlemini çekiyordu işte. Gülerek:
-Neyse, dedi, yarından sonra bir şişe romun başına geçerim, artık.
Otomatik kapının tıslıyarak açılmasıyla, yattığı yerden heyecanla fırladı,
Karar günüydü bu gün...
Açılan kapıdan, üzerine iyice yapışık parlak mor renkli elbisesi, başında, siperi kaşlarına kadar inen beyaz madenî kaskı ve elinde ışın tüfeği ile iri yarı bir gardiyan girmişti önce. Adam ayağa kalkmış, koyu renkli gözlerini, gardiyanın çelik mavisi gözlerine dikmişti.
Bir karar verilmişti...
Tüm hayatı, şu anda karşısında duran gardiyanın ince dudaklı ağzından çıkacak kelimelere bağlı idi,
«Ölmek» ya da «Yaşamak»!
Vücudunun tüm kasları gerilmiş, heyecanı son haddini bulmuştu.
Asırlar kadar uzun süren bir kaç saniye geçti aradan...
Ve nihayet bir kaç kelime döküldü ince dudaklarından:
-Avukatınız geldi...
Gardiyan dışarı çıktı ve kısa biran sonra, avukat girdi içeri. Adam, büyük bir inançla ilerledi ve:
-Hoş geldin! dedi.
Avukat, güç duyulan bir sesle:
-Teşekkür ederim, diye yanıtladı sadece.
Susuyordu Avukat. Sonra yüzündeki îfade... Birden bir şimşek çakar gibi oldu adamın beyninde. Gardiyanın bakışlarındaki anlamın nedenini birden anlamıştı. Bu bakışlarda «Acıma» vardı sadece.
Sormaya cesaret edemediği, avukatın da anlatmaya, cesaret edemediği acı gerçek birden gözlerinin önüne serilmişti. Avukat, bakışlarını kaçırdı ve gözlerini yere dikti:
-Çalıştım, çok çalıştım inan. O kadar sağlam kanıtlar buldum ki... İnanmıştım kurtulacağına... Bu sabah bulduğum tüm kanıtları Bilgisayar'a verdim, ve...
Adam hâlâ susuyordu. Arkasını döndü, duvara doğru yürüdü.
-... red etti! diye devam etti Avukat... Verdiğim kanıtları değerlendirdikten sonra... İnanamıyorum, o kadar sağlam delillerden sonra, seni nasıl suçlu buldu?
|
|
|
|
|
(1979, Sayı:31, Sayfa:30)
Adam, içinde korkunç bir boşluk hissetti önce, sonra bu boşluğu anlatılması imkânsız bir sevinç dalgası doldurdu. Kurtulmuştu, inanıyordu buna. Haykırmamak için kendini zor tutuyordu sevincinden,
Bir an gardiyanın bakışlarını garipsedi. Anlamını bulamadı, bunun üzerinde fazla durmadı.
Adam, susuyordu hâlâ... Büyük bir uçurumdan, karanlıklara düşüyordu sanki. Omuzları çökmüş, birdenbire yaşlanmış gibiydi.
Avukat, elini adamın omzuna koyarak:
-Metin olmalısın, dedi.
Sert bir hareketle döndü adam. Büyük bir öfke ile:
-Metin olmalısın, demek kolay! diye bağırdı... Ölecek olan benim!-
Sonra, parlak çelikten yapılmış hücre duvarına var gücüyle yumruk atmaya başladı.
@
Ertesi sabah, hücresinin kapısı erkenden açıldı. Mor elbiseli, beyaz kasklı iki gardiyan girdi içeri. Adam, sedire oturmuş, çaresiz bir durumdaydı.
Gardiyanlar, âdeta külçe gibi olmuş vücudu kaldırdılar. Adamın ayakları vücudunu tartamıyacak kadar güçsüzleşmişti. Kollarına girmiş olan iri yarı gardiyanlar, âdeta sürükler gibi çıkardılar kapıdan.
Adamı bu denli perişan eden ölüm korkusu değildi aslında...
Kendisini taşıyan gardiyanlara ağlamaktan şişmiş gözlerle baktı bir müddet ve güç duyulan bir sesle:
-Haksızlık bu... dedi..
Gardiyanlar, hiçbir şey söylemeden, mekanik hareketlerle, upuzun parlak çelik duvarlı koridorun sonundaki «Ölüm Hücresi»ne doğru yine sürükler gibi götürmeye başladılar onu...
@
Beyaz gömlekli teknisyenlerden biri, neşeli bir sesle, cezaevi müdürünün kapısındaki gardiyana:
-Müdür Bey içerde mi arkadaş? diye sordu.
-İçerde! Bir şey mi vardı?
-Yargıç Bilgisayar'ın haftalık bakımını yaptık, rapor vermemiz gerek,
Gardiyan, bir düğmeye bastı ve üzerinde «Müdür» yazılı kapı tıslayarak yana kaydı.
-Geçin bakalım.
Teknisyenler, büyük bir çalışma masasının üzerindeki yazılı renkli kâğıtları okumakla meşgul olan müdürün karşısında saygıyla durdular. Genç ve uzun boylusu:
-Bilgisayarın haftalık kontrol raporunu verecektik efendim, dedi.
Müdür, okumakta olduğu kâğıtlardan başını kaldırdı:
-Evet?!
-Bilgi değerlendirme ünitesi olan A-7 1.P kısmında devre tamamlıyan transistor yanmıştı, değiştirdik.
Müdür, okumuş olduğu kâğıtları dosyalarına yerleştirirken:
-Peki, bu transistorun görevi nedir? diye sordu.
Bu kez, kısa boylu teknisyen, elinde bulunan ve rulo şeklinde sarılmış planı müdürün önüne titizlikle serdi.
-Efendim, şu kısımda görmüş olduğunuz ünite A-7 1.P diye kodlanmıştır. Görevi, bilgi değerlendirmesi yaparak, neticeyi, yani verdiği kararı manyetik bantlara geçirir...
-Yani?
Teknisyen, sözünün kesilmesine kızmıştı, ama bunu belli etmedi. Planı tekrar dikkatle rulo yaparken devam etti anlatmasına:
-Bu ünitede bulunan herhangi bir arıza, özellikle devre transistörlerinden birinin yanması, manyetik bantlara ters bilgi ve kararların kayıt edilmesine neden olur,
Müdür, birden telâşla fırladı yerinden. Çünkü böyle önemli bir arıza, tamiri imkânsız hatalara yol açabilirdi. Önündeki sesyayın cihazının düğmesine bastı:
-Dikkat, dikkat!... Tüm infazları derhal durdurun... Tekrar ediyorum; yeni bir emre kadar tüm kararlar ve infazlar durdurulacaktır!..
Gerçek anlaşılmıştı...
İnsan, yaşamı hakkında karar veren, güvenilen «Bilgisayar» bozulmuştu.
Oysa adam, özlemini çektiği romu, hiç bir zaman içemeyecekti...
|
|
|
|