|
Dünyada güzel, pırıl pırıl bir gün başlıyordu.
1998 yılının sonbaharı... Ufuktan yükselmekte olan güneşin berrak ışınları, sararmış ağaçların yapraklan üzerinde biriken çiğlerde şavkıyor, oradan tüm Dünya'yı sarmak istercesine dalga dalga etrafa yayılıyordu...
Otomatik sulama makineleri, akşam inen tozu sindirmek için var güçleriyle çalışıyorlardı.. Şafağın doğmasıyla birlikte, tüm sokak lambaları bir anda söndüler.
Ayağında kauçuk ayakkabıları, kısacık şortu ile koşan bir erkek, (vücudundaki fazla yağlan sabah sporuyla eritmeye çalışanlardan biri) ışıkların söndüğünü görünce duraladı.. Kat kat yağ bağlamış göbeğini eliyle okşayarak memnun .memnun sırıttı.. Gitgide eriyordu. Bir - iki ay daha koştuktan sonra, filinta gibi olacağından zerrece kuşkusu yoktu. Derin derin nefes aldı ve...
... ve baştan aşağı irkildi... İçine bir şeyler girmeye çalışıyordu sanki!.. Bedeninin her yanı kolları, bacakları hatta midesi, kalbi bile karıncalanmaya başladı.. Göğsü gerildi, gerildi. Korkunç bir çığlık attı adam. Patlayacak gibi hissediyordu kendini. Gerilme ve karıncalanma gitgide artarken bir yandan da, deliler gibi bağırıyordu...
Aynı anda. Dünya'nın tüm denizleri şiddetli bir rüzgâra tutulrnuşcasına titriyorlardı.. Önce küçük küçük çırpıntılar oluştu denizin yüzeyinde... Sonra sular taşacakmışcasına kıyılara doğru ilerledi... Sahili aştı, kıyıdaki köşklerin dibine ulaştı ve oradan otoyola doğru akmaya devam etti...
En garibi de, çöllerde oluşan aşırı nemlenmeydi... Yüzyıllardır yağmur yüzü görmemiş uçsuz bucaksız çöl kumları yoğun nemden yapış yapış olmuştu.
Uğursuz bir gündü besbelli. Parktaki adamın başına gelenler, binlerce insan için de geçerliydi. Evler, fabrikalar, yollar, köprüler belirli aralıklarla çatladılar. Evlerin sıvaları döküldü, yollarda ince uzun. yarıklar meydana geldi...
Tüm Dünya çılgınca bir korkuyla uyandı o sabah... Hiç kimse ne olduğunu bilemiyordu.. İçlerinde en çok korkan ve bu yüzden ölmeden az evvel deliren de kimdi biliyor musunuz?
Kendi kendine parçalanan baldırının içinde uzanan iki parmaklı, tek bir eli gören adam!..
@
Kabinin ışıksal koruganları önce benekleşti, sonra uzayda patlayan bir yıldız gibi tüm enerjisini yitirerek ortadan kayboldu.
Grup Sekiz, "Birleşik Yönetim Kabinesi"nin en büyük beyni, odayı dolduran huzursuz duygu patlamalarını, alabildiğine coşkun bir düşünce kanalından, hem de sert bir biçimde yanıtladı:
«Neler oluyor orada? Gittiğiniz okulda, düşüncelerinizi süzerek göndermeyi öğretmediler mi size?..»
Gençlerle çalışmanın sakıncaları olacaktı elbette. Bu denli yüksek mevkilere ilk kez getirilmişlerdi.. Ama kendi istememiş miydi bunu? Yıpranmamış beyinlerin, yaşlılardan daha fazla işe yaradığını öne sürerek tüm personelini genç bir kadrodan oluşturmak, bu sönesice beynin marifeti değil miydi!.. Katlanacaktı çaresiz!
«Evet?..» diye yineledi tekrar. Bu kez yu¬muşak bir dalgayla kurmuştu teması. Karşı taraftaki heyecan yavaş yavaş duruldu ve Personel Bölüm Şefinin titrek duyumları ulaştı zihnine:
«Efendim.. Çok garip şeyler oluyor... Pek anlayamadık, nasıl söylesem...»
Hay Allah! Bu çocuklar da fazla şapşal canım... Hem bu kadar zeki, hem de bu denli şapşal nasıl olunur, anlamıyorum...
«Tamam, tamam..» diye düşündü bıkkın tür tavırla.. «Az sonra ordayım.»
Yeni bir heyecan seli içinde boğulmamak için aceleyle perdeyi örttü.
Duyumların odaya girmesini engelleyen koruganlar örtülürken, "Büyük Beyin Personel Bölümü"nün yolunu tutmuştu bile...
@
Grup Sekiz Galaksisinin Başgezegeni olan Nora'nın. Atmosferi tüm gezegen sakinlerinin dehşet dolu bakışları altında ilginç bir değişime uğruyordu. Çalkalanmaya başlamıştı sanki, fırtına yüklü bulutlar bölük pörçük dağılarak sağa, sola, aşağı, yukarı sallanıyor, anlaşılmaz biçimlere giriyor, bir yılan gibi kıvrandığı hissini veriyordu...
Sonra nereden kaynaklandığı belirsiz, garip bir titreşim başladı... Her yanda, ama her yanda hissediliyordu. Bedenlerin içinde, duvarlarda, uzayda, yerin altında...
Büyük Beyin, tüm bilginlerini ve Personelini harıl harıl çalıştırıyor, bir yandan sıtmaya tutulmuşcasına titrerken, diğer yandan da korku dolu doyumlarını gizlemek için elinden gelen gayreti gösteriyordu...
|
|
|
|
|
Yönetim odasının renkli pencereleri ardından bu garip olayları seyrederken, Araştırma Bölümünün sinyali ulaştı zihnine:
«Buldunuz mu bir şey?..» diye sordu heyecanla. «Ne oluyor, bilmek istiyorum?..»
«Sadece bir tahmin yapabilirim efendim..»
«Nee?.. Tahmin mi?.. Yıllardır bu saçma sözü duymamıştı! Kodlanıp, diğerleri seviyesine inmek istiyorsunuz galiba? Nerede kaldı sizin o..»
Karşı taraftaki, bu sözleri hiç duymamışcasına devam etti:
«... ama doğru olduğu kanısındayız... Zamanımız çok az... Yeterli bir inceleme yapacak vaktimiz yok..»
«İyi iyi, söyleyin bakalım, neler oluyor?..s
Tek bjr düşünceyle yanıt verdi Araştırma Bölümü...
«Boyut değiştiriyoruz efendim..»
«Ne!? Ne değiştiriyoruz dedin?..» Bir yandan da buz gibi terliyordu. «Ama bu imkânsız.. Nasıl olur?..»
«İmkânsız olmasına imkânsız da, yine de gerçek.. Yapılan araştırmalar olayların bu yönde geliştiğini gösterdi bize... Emin değiliz tabii. Umarım yanılmışsınızdır, eğer doğruysa...»
«Neden duraladın?..» Ensesi de terlemişti simdi.. «Konuşsana, gerçekten boyut değiştiriyorsak, ne olur?»
«Şimdiye dek, böyle bir deneyle karşılaşmamıştık efendim. Sadece bir tahmin yapabilirim... Belki sağ kalabiliriz.. Boyut değiştirmedin nasıl bir şey olduğu bilinmiyor, sonuçları hakkında da kesin bir şey söylenemez...»
«Yani... Yani tüm gezegenin sonu mu geldi? Bunu mu söylemek istiyorsun?»
Karşı taraf bir an duraladı.. Olasılıklar üzerinde düşünüyordu besbelli... Sonunda bir şey bulmuş olmalı ki, yanıt verdi:
«Başka bir boyutta bedenlerimizin yaşamım sürdürüp dürdüremeyeceğini ancak oraya gidince anlayabiliriz... Ama bundan daha tehlikeli bir şey var...»
«Nedir o?»
«Gittiğimiz boyutta bir başka gezegenle kenetlenebiliriz!,.»
«Vay canına!..
Nicedir unutulan bir şey yapmış (yasak olduğu halde) seçilmişlere uygulanan tüm kurallan bir yana atarak sesli bir şekilde düşünmüştü.
Sonra kendini toparlayıverdi, birden:
«Üst üste çakışırız yani.... İçice geçeriz, öyle mi?»
«İlk defa boyut değiştiriyoruz, efendim..» Duyumda ince bir alay vardı. «Sanırım öyle...»
«Ve bu da sonumuz olur..» diye devam etti,
Kabinenin en Büyük Beyni. «Korkunç bir ölüm..» Sustu..
Söylenecek bir şey kalmamıştı aslında,
«Halka bir açıklama yapılmasını ister misiniz?»
Yanıt yok.
«Orada mısınız efendim?.. Halka bir açıklama yapıp yapmayacağımızı sormuştum..»
«Evet... Yoo, hayır... Bunun hiçbir faydası olmaz, öyle değil mi? Başlarına ne geleceğini bilmemeleri daha iyi...»
Bağlantıyı kesti.. Umutsuz bir bezginliğin İçinde kalmıştı artık. Yıllar yılı uğraşıp didin, tüm gezegenlerin yönetimini eline geçir, sonra da Allah'ın cezası bir boyut değişimiyle öbür dünyayı boyla!..
Sadece iki parmağı bulunan eliyle yüzünü sıvazlarken titreşimler arttı... Geniş pencerenin önünden çekildi korkuyla...
Ve sanki bir kutunun, ya da toprağın altına girermiş gibi hissetti kendini...
@
Büyük Beyin, boyut değişiminin en şanssızlarından biriydi... Toprağın yirmi metre altında buldu kendini... Dünya toprağının!
Grup Sekizin Başgezegeni, Dünya gezegeni üzerinde bütünleşirken, ilginç şeyler oldu.. Yaşayan canlıların pek çoğu içice şekillendiler... Grup Sekizli bir canlı, Dünya'lı bir yaratığın bedeninin içinde belirdi... Aynı anda öldüler... Evler içice geldi, dağıldılar teker teker.. Dünyanın en büyük şehirleri, Grup Sekizin yoğun, yeşil renkli denizleri altında kaldı...
Ve sonunda aynı boyutta ve aynı zamanda birleşmesi tamamlanan iki gezegen korkunç bir şekilde patlayarak, güneş sisteminin dört bir yanına dağıldılar. Pek çok gezegen de, bu zincirleme patlamalardan nasibini aldı...
Geride tek bir kırıntı bile kalmamacasına
(1979, Sayı:31, Sf:25)
|
|
|
|