|
|
|
Teknisyen, kasketinin gölgeliğini geriye itti, yukarı baktı. Binanın 127. katına, bir ek blok yerleştiriliyordu. Böylece 30 ünitelik bir bütün daha, yapıya katılıyordu.
Önündeki düğmeye bastı. Bilgisayar bağlantı noktalarını hesaplıyordu, şimdi. İnce laser kalemleri, gerekli noktalan saptayacaklar ve bağlantı kancaları, bloğun bütününü sağlam bir şekilde raptedecekti.
350 katlı yapı son derece dayanıklıydı, dış etkenlere. Yine de en küçük bir emniyet payı gözden kaçırılmazdı. Birkaç yıl önceki çökme felaketinden bu yana (163. kattan kopan bir blok, piramit şeklindeki kademeleri aşarken, altındaki birçok bloğu zedelemiş ya da parçalamış; sonuçta 12.000 kişinin hayatına mal olmuştu.), dayanıklılık testleri daha da sıklaşmıştı. Zaten bu tip kazalar, öyle nadir olurdu ki...
Adam, birkaç düğmeye daha bastı. Devasa kaldıracın muazzam mıknatısları, bloğu yerine geçiriyorlardı. Geniş kancalar, tokalaşır gibi birbirlerini yakaladılar. Daha sonra üzerleri kaplanacak ve boyalı plakalarla örtüleceklerdi.
Devlet Sağlık Teşkilâtı'nın aldığı son kararlara göre, binaların boyanması, hatta üzerlerine dev boyutlarda ağaç, çiçek resimlerinin yapılması öngörülüyordu. Gerçi yasalaşmış bir durum yoktu ortada, ayrıca zorlayıcı yaptırımlar da getirilmiyordu. Yine de bu öneriye kooperatifler uymaya başlamışlardı. Cam sarayları andıran gökdelenlerin üzerinde, parlak yeşil yapraklı ağaçlar, pembe, sarı, kırmızı, eflatun çiçekler boy gösteriyorlardı.
Adam, en çok sarı ile pembeyi beğenmediğini düşündü. Turuncu çok hoş görünüyordu, uzaktan.
Başka bir düğmeye dokundu. Önündeki görüntü perdesinde, belirli yükseliş ve alçalışlar yapan yeşil ışık, düz bir çizgi halini aldı. Kenetlenme tamamlanmıştı, ayrıca 2 misli emniyet katsayısına göre tüm hesapları tamamdı.
Başka bir bloğun montesi için, bilgisayarı yeniden uyardı. Bu işler artık böylesine kolaydı. Hatta kolaydan da öte, korkulacak bir basitliğe sahipti.
Saatine baktı. Gösterge 1.30'u gösteriyordu, Yani vardiyanın bitmesine yarım saat kalmıştı. Yerini başka birine bırakacak (çünkü 2. vardiya başlıyordu) ve karısıyla Gök Bahçeleri'ne gidecekti.
«Bugün 18. numaralı bahçeyi gezmeli!» dedi kendi kendine. «Oraya ilk kez, 12 yaşında gitmiştim. Çok değişmiş olmalı!»
Başını biraz yana çevirdi ve gökte, yüzer gibi hareket eden yeşilimsi bir buluta dikkatle baktı. Bulutun altında, yüzlerce metre aşağıdan kolayca okunabilecek büyüklükte bir 18 rakamı vardı.
@
|
|
|
(1979, Say:31, Sf:10)
|
|
-Gök Bahçeleri'ni çok seviyorum! dedi kadın mutlu bir çehreyle. Gerçekten de, bir zamanlar yeryüzünde mi yetişirdi, bitkiler? İnanasım gelmiyor.
150 kişilik bir otonun içindeydiler. Havalanalı birkaç dakika olmuştu. Beş dakika sonra da 18 numaralı bahçede olacaklardı.
-Okuduğum kadarıyla öyle! dedi adam, alnını kaşıyarak. Ne kadar saçma değil mi? İnsan eli değmeden önceleri... bunca güzel bina yapılmadan yeryüzüne...
Kadın, gözlerini iri iri açtı:
-Sen bu beton-çelik kutulara, güzel bina mı diyorsun?
-Uygarlık ilerledikçe ne güzelleri yapılıyor, yapılacak da!
-Mide bulandıracak kadar uygar, hem de!
-Ne demek bu? derken adam hayretini gizleyemiyordu. Uygarlığa karşı mısın sen? Yeni gelişmelere? Yeni yapılara? Yeni trafiğe?
Kadın, geniş pencereden, altında uzanıp giden dünyaya baktı. Daha doğrusu kente... Bir karış boşluk kalmamacasına beton-çelik-plastiğin biçimlendirdiği, oymalı oymalı yükselen kente... ve uyuyan bir canavarın açık ağzından görünen dişler gibi yükselen gökdelenlere... buradan parlak ağaç ya da çiçek resimleri, normal boyda görünüyorlardı. Zaten ancak bu yükseklikten tüm o yapay yığınlar, ayakla ezilecek kadar küçük ve manasızdılar!
-Uygarlık kendi kendine karşı! dedi kadın yüzünü buruşturarak, Onun için psikologlar, bir insanın haftada bir Gök Bahçeieri'ni ziyaretini öneriyorlar... Onun için her yana: «Duvarlarınızı boyayın, konutlarınızı resimleyin!» diye sloganlar yazıyorlar... ve onun için, sırça saraylarımızı çiçeklerle, ağaçlarla beziyoruz... yapay bitkilerle, kısacası!
-Kafanı takma bunlara! "Bitkiler gökyüzünde, insanlar yeryüzünde yaşarlar."
-Niçin bitkileri yeryüzüne indirmiyorlar? Neden yapay şeylerle bizi aldatmaya devam ediyorlar?
-Bitkiler yeryüzünde yaşayamıyorlar da ondan! dedi adam konuyu kapatmak istercesine.
-Anlamıyor musun, aramıza dönmek istiyorlar. Onlara gereksinmemiz var ve bunu biliyorlar! Bizimle olmak istiyorlar, eskisi gibi!
(DEVAM)
YERLİ TARIM-GERİLLA BAHÇECİLİK
|
|