|
Fredric BROWN
Profesör:
-Eğer gerçekten oraya gitmek istiyorsan, seni engelliyecek bir şey aramayacağım, dedi asistanına. Bir gün birisinin bu seyahati yapması gerekli ve hiç kimse, bize senin kadar kesin rapor verecek şekilde bu konuda bilgili değil. Biliyorsun, kızımı, onun seni sevdiğinden çok daha fazla seviyorum; ve yine eğer gönderdiğimiz tavşanlar gibi geri dönmezsen bir daha hiç bir zaman mutlu olamayacak. Gideceğiniz küçük dünyanın ne getireceğini bilmese bile, seninle olmayı tercih edecektir.
-Deney hayvanlarımızın neden dönmediğini biliyoruz, dedi genç adam. Küçük dünyanın yüzeyine vardıklarında, önerilerimizi dinlemediler ve bu yüzden aletlerimiz onları geri getiremedi. Bana inanabilirsiniz, gittiğim yerden ayrılmayacağım.
Yerinden kalktı ve geniş odanın loş bir köşesine doğru yürüdü; son derece modern ve karmaşık elektronik aletleri gizleyen büyük mavi perdeyi çekti. Yeşil, yarı saydam bir maddeden yapılmış, bir temel üstüne oturtulmuş dev silindirin ortasında; iki, hatta üç kişinin ayakta sığabileceği irice, büyük, camdan bir çan bulunuyordu. Silindirin değişik bölgelerinden çıkan bakır kabloların ucuna yüksek voltajlı birçok katot tüpü bağlanmıştı. Yarı saydam yeşil, temel bir hidrolik topluluğu oluşturan ve cam çanın içine sokulacak olan maddeler, ağır diski hareket ettiren bir kaç pistona tutturulmuştu.
-Birazdan gideceğim, dedi genç asistan sevgilisine. Baban sana tehlikeleri açıklayacak Şayet hâlâ gelmekte ısrarlıysan beraber hareket edeceğiz.
-Biliyorsun, kızım, diye bilimsel bir havayla başladı profesör. İkimiz atomun oluşumunu açıklamak için ince araştırmalara girdik. Çalışmalarımızda bazı ilerlemeler sağlamıştık ki, bir başka şeyi bulduğumuzu fark ettik, aradığımız gerçeklerden bile daha önemli, daha heyecanlı ve daha da müthiş!
Bütün bilinen ışınların dalga boylarından, son derece kısa yeni kozmik ışın sayesinde, fizikçilerin zannettiği gibi elektronların sadece negatif elektrik yüklü parçacıklar olmadığını; varlığını başka yollarla anlayabileceğimiz son derece mikroskopik gerçek bir madde parçacığı olduğunu öğrendik.
Bu araştırmaları izleyerek, şans eseri, en büyük özelliği maddenin şeklini ve özelliklerini değiştirmeden kütle ve ağırlığını çeşitli boylarda küçültüp, büyütebilen başka bir kozmik ışın keşfettik. İstediğimiz boyu elde edebiliyorduk, sınır tanımayan bir buluştu bu!
Eğer atomun çekirdeği ve elektron dediğimiz gezegenleri ile birer sistem oluşturduğunu; bunun da küçük bir evrenin parçalan olduğunu ispat edebilirsek, belki de evrenin oluşumunu açıklayabilecektik. Bunu ispatlamak artık bir hayal değildir. Bizimkinden çok ufak evrenler olduğu gibi daha büyükleri de vardır.
Bu küçük evrene sandalye, para, cam, tuğla ve bunun gibi bir sürü şey gönderdik ve geri getirebildik. Fakat ne zaman kobay, tavşan, köpek gönderdikse, bir türlü geri getiremedik.
Canlıların bu dünyalara gittikten sonra yerlerini terk ettiklerini düşünüyoruz. Böylece ışı¬nın yolundan çıkıyorlar; belki de bilmediğimiz korkunç tehlikeler var. Bunu anlamanın tek yolu oraya gitmek! Bu yolculuğun ne getireceğini bilmiyoruz, belki ölebilirsiniz, belki de bir daha geriye dönemezsiniz. Eğer onunla gitmek istiyorsan seni engelliyemem.
Genç kız kararlı bir sesle:
-Onunla gitmek istiyorum, dedi.
Profesör bir düğmeye bastı ve yeşil temel, yavaşça yere kadar indi. İki genç üstüne çıktıktan sonra tekrar hareket ederek onları çana çıkardı.
Sesiyle bütün laboratuarı kaplayan jeneratör çalışmaya başladı. Profesörün yeni bir düğmeye basması çanın içinin kızılımsı bir ışıkla kaplanmasına neden oldu. İki genç sanki bir sisin arkasındaydılar, belli belirsiz bir siluet şeklinde görünüyorlardı.
İki genç tam kaidenin ortasını bulmak için bir-iki adım attı. Tam merkezde, karbon, parçacıkları vardı, onlardan birine gideceklerdi. Çok küçüktüler ve görülmek için mikroskoba gerek vardı, ama şimdiden çıplak gözle görüyorlardı. Delikanlı hoşuna giden bir tanesine döndü ve genç kızın adını verdi.
Kozmik ışının sihirli temposu yeniden başlayınca iki küçük beden yok oldu. Profesör dikkatle kontrolleri gözlüyordu. Kronemetreye dönüp saati anladı ve unutmamak için not etti.
|
|
|
|
|
Dinamoyu durdurduktan yarım saat sonra geri geleceklerdi. Yerinden kalktı, artık beklemekten başka yapacak bir şey yoktu Sinirli bir şekilde ileri geri sağa sola yürümeye başladı. Alnı ter içindeydi. Çanın ortasındaki binlerce milyonlarca sistemin ve birinde de iki sevdiği varlığın bulunduğu karbon topluluğuna baktı.
Şayet bu son derece küçük evrende tehlikeli varlıklar varsa ve iki genç bunlarla çarpışmak zorunda kalırlarsa? Gittikleri yer aktif bir güneşse veya bomboş atmosferi bile olmayan bir uyduysa?
Yarım saat neredeyse dolacaktı. Bir kaç dakika, bir kaç saniye daha...
Kesin bir hareketle düğmeye bastı ve kızıl ışın tekrar çanın içini doldurdu. Akımı düzenli bir şekilde kontrol altına aldıktan sonra, hızla çanın yanına gitti.
Bir kaç dakika sonra hareketli bir iz belirdi, mikroskobik karbon evreninin üstünde. Profesörün keskin bakışları altında iz gelişti, bacaklar ve kollar fark edilmeye başlandı, hatta erkek ve kadın da seçilir duruma geldi. Bir sürü erkek ve kadın görünüyordu. Profesörün gözleri heyecanla iki sevdiği varlığı aradı topluluğun içinde, ama göremedi. Şef olduğu anlaşılan birisi ayrıldı, aralarından:
-Neredeyiz? diye sordu.
Makinemsi bir sesle «Dünya'dasınız» diye cevap verdi profesör.
Bu söz toplulukta müthiş bir heyecan yarattı. Bu ufak varlıkların hepsi dize kadar gelen eteğimsi elbiseler giymişlerdi.
Şef, topluluğa döndü ve bağırdı:
-Duyunuz! Duyunuz! Atalarımızın, peygamberlerimizin bize belirttiği gibi değil mi? Ey dindarlar, yaşadığımız o yerden buraya, Dünya'ya geldik; altından kapıların, süt ve bal akan çeşmelerin bulunduğu Dünya'ya! Onun sesini duydunuz! Yıldırım gibi sesiyle size bildirdi: «Siz dünyanın kapılarındasınız! Siz inananlar, içînde gözyaşı ve diş ağrılarının bulunduğu karanlıklara atılmayacaksınız!»
Profesör:
-Kimsiniz siz! dedi hayretle.
-Bir elektronun sakinleriyiz! Binlerce, milyonlarca yıl önce jeolojik devirde gelen adamla kadının çocuklarıyız.
-Bizim dünyamızın ismini nereden biliyorsunuz?
-Nesilden nesile geçerek geldi bu isim bize. Atalarımız arşivlerinde ve kitaplarında sakladılar bu ismi. Yüz yıllardan beri bekliyorduk. Gezegenimiz artık soğumaya başlamıştı. İnançlıydık, çünkü "Adam"la "Kadın" böyle söylemişlerdi. Bir gün geldiğimiz yere dönecektik. Onlar elektrona geldiklerinde, gezegenimiz daha çok gençti.
-İkisinin, gezegeninize binlerce yıl evvel geldiğini söylüyorsunuz. Gezegeninizde insan yok muydu?
-Hayvanlar vardı, kimisi dev ve tehlikeli. Onlar bütün bu tehlikelerle savaştılar. Bilgilerini çocuklarına, onlar da kendi çocuklarına aktardılar. Biz onların lisanlarını, dinlerini, adetlerini ve "Büyük Son"a olan inançlarını devam ettirdik.
-Büyük Son?
"Büyük Son"u onlar bildirmişlerdi: "Bir gün bir ışık, bir melek, sonsuzluğun habercisi gökleri yararak gelecek". Gösterdikleri yerde torunları, torunlarının torunları "kozmik ışığı" beklediler. Zamanla birçok kişi inançlarını kaybetti; ama biz inananlar, o yerde tapınak yapıp bekledik, kutsal ışığı.
@
Profesör anılarında elektron dünyasındaki hayatın çabukluğu konusunda şunları yazdı:
«Şu noktayı evvelden düşünmemekle çok büyük bir hata işlemiştik: Nasıl bizim dünyamız güneşin etrafında dönen bir gezegense, Elektronlar da birer gezegendi. Bizim düşünmediğimiz ve hesaplamadığımız, aradaki muhteşem boyut farklarıydı; dolayısıyla değişik zaman ölçüşüydü,
Dünya'mızın güneş etrafında yaptığı bir turun zamanına yıl diyoruz. Elektronların da çekirdek etrafında bir dönüşü bir yıla eşitti, gerçi onların bir yılı bizim zaman ölçümüze göre saniyenin milyonda biri kadardı, ama bir yıl, bir yıldı!
Daha onları gözden kaybettiğim anda evlenmişler, çocuklar hatta onlarında çocukları olmuş, nesiller değişmişti.»
(1978, Sayı:20, Sayfa:24)
|
|
|
|