ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

1978, ÖZEL SAYI: 20
BOTANİK BAHÇESİ
DÜNYANIN TÜM DERTLERİ
EVRENSEL KADER
MAKİNELER
MİKRO EVREN
SON
DON KİŞOT ve YELDEĞİRMENİ
UZAK DÜŞÜNCELER
BİLİMKURGU MÜZİĞİ
UZAY CANAVARLARI
TİMSAH-DENİZALTI

EVRENSEL KADER


evrenselkader.ba_l_k.jpg

Bir süre hiç bir gözün delemeyeceği karanlığı dinledi. Alnından süzülüp, gözlerini tuzlu tuzlu yakan teri, elinin tersi ile sildi. Hızlı ye düzensiz çarpan kalbinin sesinden başka bir şey duyulmuyordu, karanlıkta.

Titreyen elleri ile oküleri tekrar düzeltti, gözünü dayayıp baktı. Yanılmasına imkân yoktu. Gördüğü yuvarlak bir şeydi. Sonsuz karanlıkta kendisine bir ümit ışığı, gibi parlıyordu. «Acaba düşündüğüm gibi mi? Bu gördüğüm gerçekten bizimki gibi bir toprak mı? Onun üzerinde de buz çok mu?..»

-Uta!.. Seni yüce meclis adına tutukluyorum!..

Ses karanlıkta kırbaç gibi şakladı. Uta kendine gelemeden kaba eller yakasına yapıştı, yıllar yılı uğraşarak yaptığı aygıtı elinden alındı, yaka paça sürüklenmeye başlandı.

-Hayır!.. Olmaz, yılların emeğini kırmanıza müsaade edemem!..

Kolcubaşı Uta'nın elinden aldığı aygıtı, zemini kaplayan buz üzerine çarparak parçaladı. Uta, haykırırken kendinden geçti.
@

Gözyaşını silerek önce Ulki'ye, sonra yere baktı. Oturduğu sıradan kalkarak kendisini oğlundan ayıran demir parmaklığa yaklaştı. Ulki, babasını derin bir üzüntü ve şefkatle süzdü.

Uta «Bak oğlum,» diye başlayacak oldu, Ulki babasının dudaklarını parmaklarıyla kapatarak:
-Biliyorum baba, dedi, ne söyleyeceğini biliyorum. Bu konuda bir şey söyleme; kendimi bu davaya adadım zaten. Senin kaldığın yerden devam edeceğim, davamızın sonunu alıncaya dek! Bakalım Mukaddes Kitaplar mı haklı, biz mi?..

Uta, parmaklıkların müsaade ettiği kadar uzandı, tek çocuğu Ulki'yi bağrına bastı. Kendilerini koparırcasına birbirlerinden ayıran kolcuların çekmesiyle ayrılabildiler.

Saatler sonra kendisini almaya geldiler. Yüce kurul amansız çıkmış, idama mahkûm edilmişti. Hüküm, büyük yeraltı boşluğunda toplanmış ve îdamı seyretmek için akın akın gelen kalabalığın önünde infaz edildi. Üzerine giydirilmiş siyah gömleğe iğnelenmiş fermanında:

«DÎN KİTAPLARININ YAZDIĞI GERÇEKLERE AYKIRI HAREKET EDiP ONLARI YALANLAYICI ÇALIŞMA YAPMAK VE TOPLUM DÜZENÎNİ BOZMAK SUÇUNDAN ÎDAMA MAHKÛM EDiLMiŞTiR!..»

yazıyordu.
@

-«Babamın idamından beri oldukça uzun zaman geçti anne, davamızda haklıyız! Kurduğumuz örgüt çığ gibi genişliyor. Binlerce kişi kendini bu davaya adadı. Hepsi de benim yaptığım aygıtlarla karanlık boşluğu tarıyorlar. Babamın gördüğü nesne birden üçe, altıya yirmiye ulaştı. Her geçen gün de sayıları çoğalıyor. Arkadaşlar büyük bir şaşkınlık içindeler... Her geçen gün yeni bir boşluk nesnesi keşfediliyor... Kavrayabiliyor musun anne? Sonsuz karanlıkta yalnız değiliz!.. Din Kitapları, «SONSUZLUKTA YALNIZIZ» diyorlardı, bak, yalnız değiliz, anne!. Hani yaşadığımız, üstü yüzlerce birim buzla kaplı bu toprak boşluk da tekti? Tek değil, canlı yok diyordu, belki canlı da vardır.

-Oğlum, belki baban da sen de haklısınız; fakat bu yaptığınız hareket doğru değil. Binlerce yılın tecrübesi ile yazılan din kitapların haklı bir yönü olsa gerek. Kısacası, seni de baban gibi kaybetmek istemiyorum.

-Korkma anne, güçlüyüz! Yüce meclisi istediğimiz anda devirebiliriz, sırf atalarımıza hürmetsizlik olmasın, diye yapmıyoruz.
@

Artık sonsuz karanlığın hüküm sürdüğü boşlukta değil, ışıl ışıl yüzlerce, binlerce nes¬nenin parladığı bir ortamdaydılar. İdamından beri pek de fazla zaman geçmemiş olan Uta için. büyük yeraltı boşluklarında heykeller dikilmişti.

Yalnız hepsini meşgul eden bir düşünce vardı: Bütün bunlar geçip gidecekler miydi? Kendileri yine o karanlığın içine gömülecekler miydi? Her şey bir kurgu muydu?..
@
Ulki birkaç gündür huzursuzdu. Üç kısa zaman evvel kendilerine yaklaşmakta olan yuvarlak varlıkları incelemiş, topraklarının karanlık tarafında yani kendilerine yaklaşan parıltıların aksi tarafında bir ışıklanma dikkatini çekmişti. Nedense bu durum içini bulandırıyordu. Sıkıntısını kimseye açmadı.

(1978, Sayı:20, Sayfa:13)

evrenselkader.resim.jpg

Bu sisli ışıltı acaba yaklaşan nesnelerin ısısı ile eriyen buzların buharı mıydı?

Bu şekilde düşünmek onu ferahlatıyordu. Çalışmalarını sürdürdü. Kendilerine iyice yaklaşmış olan korkunç büyüklükteki sarımtırak ateş topunun etrafındaki renkli yuvarlaklar ne kadar da güzeldi. Onlar büyük ateşin etrafında dönüyorlar, onların da etrafında daha küçücükleri dönüyordu. Çok görkemli bir durumdu. İster istemez orada da kendileri gibi canlıların olup, olmadığım düşündü.
@

Toprak sarsılıyordu. Telâşla yatağından fırladı, dışarı koştu, yolda ilk rastladığı kişiye sordu:
-Ne oldu? Ne var?
-Ben de senin kadar biliyorum Ulki, görüyorsun, yer sarsılıyor!

Ulki büyük toplantıların yapıldığı kent meydanına koştu. Pompalar bu yeraltı dünyasının dolan suları boşaltmaya çalışıyordu. Çukurda olan meydanlıkta çok su birikmişti. Ulki, «Neden,» dedi kendi kendine, «neden oluyor bunlar?» Din kitapları sarsıntıyı yazmıyordu, su baskınını da.

Galiba işi anlıyordu; Kendilerine yaklaşan ve etrafında kendinden çok küçük parıltılar dönen o büyük yuvarlak ateşin sıcaklığı ile kendi topraklarının etrafım saran çok kalın buz tabakasını eritiyor olmalıydı. Ya o sarı ateş daha çok yaklaşırsa ne yaparlardı? Topraklarının etrafını saran yüzlerce birim kalınlıktaki buzlar eriyip, herkesi boğmaz mıydı?
@

evrenselkader.resim.3.jpg

Sarsıntılar ve su baskınları otuz zaman birimi daha sürdü, halk ölüm korkusuyla yaşadı. Ulki, sanki bu felâketin sorumluluğunu kendi omuzlarında taşıyormuşçasına halkına karşı eziklik duyuyordu.

Nihayet bir zaman sonra sarsıntılar durdu, su baskınları bitti, toprağın üstüne çıkış yollan temizlendi, buz içinden yüzeye tüneller açıldı.
@

Ulki, uzaklarda küçülmüş mavi-yeşil yıldıza içini çekerek baktı. Kaderleri demek buydu: İçlerinde doğan en ufak bir umuda yer yoktu. Bu kadarcık bir saadet bile onlara felâket getiriyordu. Daha değişik, biraz daha renkli yaşam haklan yoktu. EVRENSEL KADER onları böyle yarı ölü bir yıldızda yaşamaya mahkûm etmişti.

«Ne olur, dedi kendi kendine, tehlike olmadan yaklaşsaydı o renkli yıldızlar bize. Onların üzerlerinde de bizim gibi yaşayanlar var mı? Varsa nasıl yaratıklar?..»

O yıldız kümelerine bakarken kendi ölü dünyalarının arka tarafına gözü ilişti. Muazzam ışıltılı bir sis, arka tarafta uzayıp gidiyordu!.. Dehşetle irkildi, her şeyi anladı o an: Demek yaklaşan o yıldızlar kendilerine yaklaşmıyor, kendileri o yıldız sistemlerine yaklaşıyorlardı.

Gerçek, beyninde bir silâh gibi patladı. Kendileri, sonsuzlukta dolaşan, hiç bir sisteme bağlı olmayan, uzun, çok uzun kuyruğu olan bir yıldızın insanlarıydılar!.. Evrensel kader onları bir kuyruklu yıldızda yaşamaya mahkûm etmişti. Bu sırrı bilen, bu tecrübeyi geçirmiş ataları, din kitaplarını düzenlerken onların faydasız ümitlere kapılmalarını önlemek için «YALNIZLIK» temasını işlemişlerdi.. Demek her zaman olduğu gibi bu defa da DİN KİTAPLARI HAKLI ÇIKMIŞTI!..


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com