ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

BAŞLANGIÇ
Niçin "X-BİLİNMEYEN?"
TAŞ (öykü)
BİLİMKURGU'ya DOĞRU
İNFAZ (öykü)
BİLİMKURGU ve ÖTESİ
BK ve TÜRK SİNEMASI
İNTİKAM FİLOSU (öykü)
UZAYDAN GELEN SİNYALLER
BK NEDİR NE DEĞİLDİR
AY'da TÜRK ADLARI
BİLİMKURGUCU OLMAK veya OLMAMAK
DÖNÜŞ (öykü)
BK Romanlarında HIZ SORUNU

İNFAZ (öykü)


_nfaz.ba_l_k.jpg

1076, Sayı:3, Sayfa:22

Kozmik enerjiden olunmuş bir varlıktı, Bu kalıpsız astral beden ölümsüzdü, ölümsüzlüğünün, astral bir bedene sahıip oluşunun nedenini kendisi de bilmiyordu. O, öylece yaratılmış, fakat kozmik bilinç verilmemişti. Dünya var olduğundan beri o, bu küre üzerindeydi, Bir enerji bulutu şeklindeydi, çok kıt bir bilinci vardı. Aynı yerde, aynı batağın üzerinde, fakat bambaşka bir frekansta titreşir dururdu. Bu küreyi yeterince tanımıyordu. Çünkü, bulunduğu bataklıktan ve etraf dağlardan başka bir yerini görmemişti. Bir başka reaksiyona karışmaz, beslenme gereksinmesi duymaz, his diye bir şey bilmezdi. Ta ki, bir titreşim ona emir getirene kadar...

Kendisine geldiğinde, yüz milyonlarca yıldır tanımadığı, tatmadığı bir şeyler hissetmeye başladığını kavradı. Kendisinde de değişiklik vardı. Kendi kendini inceledi. Alıştığı astral bedeni yoktu; ama olduğunu 5 hissediyordu. Belki de bu yeni kalıbın içerisindeydi, onu bile bilmiyordu. Her zerresi gereksinmeler isteyen fizik bir bedendi bu, yeni bedeni... iri yarı bir görünümü vardı. Çeşitli gereksinmelerini gidermek için el, kol, bacak, ağız, dil, burun gibi birçok uzuv türemişti, Görüyordu, ama öncekinden başka bir açıdan başka bir düzeyden...

Tepeyi tırmandı, onun ilerisinde daha yüksek bir dağ vardı. Ona da tırmandı... Yürümek, koşmak, dokunmak, bu şekilde görmek çok güzeldi... Bambaşkaydı... HİSLER'i yeni tanıyordu. "Sevinmek", bu yeni bir şeydi. Her an yeni bir his öğreniyordu... Maddeye dönüşmüş vücuduyla koşarken bir kayaya dizi çarpmış.,. kaya parçalanmıştı; fakat dizi de hafifçe acıyordu. Bu da yeni bir şeydi: "Acı Hissi"... Dağın tepesine ulaşınca ufka kadar uzanan dağları, ovaları gördü. Bir his daha öğrendi: "Umut"tu bu. Oralara ulaşmak, görmek olanaksızdı. Bu düşünce, yeni bir hisse yol açtı; bu "Umutsuzluk"tu.

Bu kürenin zamanıyla aylarca yürüdü... Kendisinde, evvelki bedeninde olup da şimdi bulunmayan bir şeye ulaşmak için yürüyordu. Her gün üzerinden geçip giden o kuvvetli kaynağın saklandığı yere gidiyordu. O kaynakta, kendisinde evvelce olan bir şeyler vardı. Bunu da hissediyordu... 0nu, her karanlık zamanda, uyurken saklandığı yerde kıstırıp, anlamalıydı, öğrenmeliydi. Uyanık bulunduğu zamanlar ona yetişmesi olanak dışıydı. Çok çok yükseklerden, yavaş yavaş geçiyordu. En sonunda uzak dağların arkasındaki inine gidiyor, o zaman her taraf karanlık oluyordu. Onu bulmalı, her an kendisini izleyip aydınlatmasını sağlamalıydı. Yalnız aydınlatmak da değil... Onun ışıkları, yeni şekillenmiş, kalıplanmış bedenine çarptığı zaman bir hoş oluyor, haz duyuyor, güçlendiğini hissediyordu. Bu nedenle onun inine ulaşmalıydı...Yürüyordu...
@

Çok yüksek dağlara ulaştıktan sonra, nihayet bir gün -ki o ısı, ışık kaynağı kuvvetinin her dönemine bir "gün" diyordu- onun inine vardı. Alaca karanlıkta,ta aşağılarda o kuvvet, balçık renkli uçsuz bucaksız suyun içine gömülüyordu. Ona ulaşmanın imkânsızlığını anladı... Ulaşamazdı ona,.. Geri döndü, yüksek dağlardan inerken, bastığı kayalar, süper ağır kalıbının altında eziliyordu.

Bir şey, çok önemli bir şey daha öğrenmişti. Bu gerçek, kendisinin de peşinden koştuğu gücün bir parçası olduğunu, yani ortak bir kaynaktan çıktıklarını, bu kaynağın, bu yaratıcı gücün birer zerresi olduklarını kavramıştı... Ama yine de içinde bir "Şüphe" vardı. Bu his de onun için yeniydi, tatmin olmalıydı. Eksik bir bilgi vardı, ulaştığı sonuçta... Anlamı neydi bütün bunların?.. Niçin?.. Neden... Rolü neydi bu düzende?.. Görevi neydi... Bütün bunların çözümünü yine göründüğü zaman her tarafı aydınlığa boğan, kaybolduğu zaman zulmetli bir karanlığın etrafı sarmasına neden olan o kuvvetli varlığa bağlıyor; gerçeğe ona ulaştıktan sonra kavuşacağını düşünüyordu.
Bu sefer, onun her gün çıktığı tarafa gidiyordu. Yine aylarca yürüdü. O büyük siyah, uçsuz bucaksız su artık görünmez olmuştu. Işık olunca yeşil, olmayınca siyah görünüyordu. Nihayet aştığı dağlardan görünmez olmuştu.

Bir gün, uçsuz bucaksız çöllerin olduğu bir yere geldi. O ısı, ışık kuvveti, bu çölün bitiminde bir yerden çıkıyordu. Onun ininin öteki kapısı burada olmalıydı. Onun için yürüdü...

Bir gün, hiç gölgesi olmayan uçsuz bucaksız bu çölde bir his daha öğrendi: "Şaşkınlık, heyecan!" Az ilerde kendisine, daha doğrusu kendisinin yeni bedeninin şekline benzeyen yaratıklar vardı... Çok heyecanlandı, koştu o tarafa... Koşarken yer sarsılır gibi oluyordu. Onu gördüler, önce korkup kaçtılar, sonra çekinerek yanına yaklaştılar. Kendi aralarında konuşuyorlardı:

-Kurtarıcımız belki de O'dur!
-Değilse bile isteyelim ondan, bizi kurtarsın...

_nfaz.k.jpg

O, bütün söylenenleri anlıyordu.
-Nedir derdiniz?.. Bu tavırlarınız nedir?..
-Korkuyoruz!
-Korku mu?.."Korku" nedir? Nasıl bir histir, bu, söylediğiniz?
-Korkuyu bilmediğin belli. Onu anlatmak zor, fakat bir derdimiz var...
-Nedir derdiniz?
-İki toplum var ki, biz insanlara rahat yüzü göstermiyorlar, soyumuz tükenecek...
-Nasıl şeylerdir, bunlar?
-Çok ufak tefekler. Boyları dizlerimizin yukarısına çıkmaz, fakat iki toplum da öylesine yırtıcı, öylesine acıma sız ki, ortaya çıktıkları zaman sürüler halinde, dalga dalga yayılıp, canlı bırakmıyorlar. Sonra yine, geldikleri yere gidiyorlar. Bir zaman sonra, yine geliyorlar. Onları gördüğümüzde duyduğumuz his "Korku"dur. Bizi bu beladan kurtaracak mısın?
@

Onları görebilmek umuduyla yanında diğer insanlar olduğu halde gitti. Dağa tırmandılar. Önce gitmemek için çok direnmişler, sonra kurtuluşlarının bu adama bağlı olduğunu düşünerek gitmişlerdi. Dağın üstü çok geniş bir yaylaydı. Az ileride büyük bir kuyu ağzı vardı. Gitti, oradan aşağılara, baktı. Bu kuyu, sanki sonsuza uzanan bir kuyuydu.

Bu sırada, ayaklarının altında bazı kıpırdanmalar oldu. Ufak tefek yaratıklar kaynaşıyorlardı, yerde. Diğer insanlar korkudan gözleri dönmüş panik içinde kaçıştılar.

Kızmıştı. Bağırdı:
-Durun! Nereye gidiyorsunuz?
Hepsi durdu. Bu kez, ondan korkmuşlardı. Sesi, ayaklarının altında kıvranıp duran yaratıkları da durdurmuştu.
-Girin ininize!

İlerlemeye devam etti, yaratıklar. Bu kez öfkelenmişti, geri geri gitti. Kuyudan açığa çıktı. İnsanlara çekilmelerini söyledi. Hepsi ona uydular.

Sonra ellerini kaldırdı. Her parmağından birer şimşek çakarken yer, kıvranan sürünen yaratıklarla dolmuştu. Hepsi de kuyuya ulaşmaya çabalıyorlardı.
Parmaklarından boşanan şimşekleri kesti. Kavrulup ölen yaratıklardan başka hiç canlı kalmamıştı, düzlükte.

İnsanlara aşağıya çöle inmelerini söyledi. Koşarak indiler. Sonra kendisi de indi. Dağdan oldukça uzaklaştıktan sonra döndü, ellerini dağa doğru uzattı. Parmaklarından bu sefer daha çok ışıklı parıltılar uzandı. Her parmağından çıkan, rengârenk ışıklar, dağla birleştiği anda koca dağ, korkunç bir gümbürtüyle patladı. Dağın üst kısmından üçte biri yüzlerce metre, havaya kalkıp, tekrar moloz yığınları halinde dağın üzerine düştü.

O zaman, insanlara döndü:
-Ben, gerçeği bulmaya gidiyorum, dedi. Siz iyi yaşayın, birbirinizi sevin, yekdiğerinizin hakkına saygılı olun!

-Ya bu iki toplum, bu ufak yaratıklar geri gelirlerse ne yaparız? dedi birisi.

Döndü, güldü:
-İçinizde iyiler oldukça, sonsuza dek çıkamazlar oradan. Korkmayın!.. dedi.

Ve güneşin doğduğu yere doğru uzaklaştı...

_nfaz.kk.jpg


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com