amblem.1.jpg

1976 ÖYKÜ - YAZI - İNCELEME
DÜŞÜNEN ŞİİRLER
HAPLAR
DEĞİŞİM
BİR SON
MAURICA RENARD
9.SAYININ ARDINDAN
BİLGİSAYAR ŞİİRLERİ
PHOBOS
RUS UZAY ÇALIŞMALARI
ORHAN DURU ile RÖPORTAJ
X-BİLİNMEYEN BKFK

PHOBOS


fobos-_yk_.ba_l_k.1.jpg

-Yörünge uçuşuna geçiyorum. Şu anda, dünyadan 78 milyon 146 bin Km. uzaktayım. Teleskopumla onu inceliyorum. Manzaranın güzelliğini anlatmama olanak yok. Pembe bir gezegen; rüzgârın önünde hızla uçuşan aynı renk bulutlar... Toprak, kızıl renkte açıklı koyulu bir örtüyle kaplı. Ne olduğunu inince saptıyacağım. Kameraların çektiği fotoğrafları dünyaya aktarıyorum... Şimdi Deimos doğdu. Çok güzel bir görünüşü var. O da Mars gibi kırmızı- kahverengi. Bilgisayarın verdiği bilgilerle eski bilinenlerin doğruluğu kesinlik kazanıyor. Çapı 16 Km... Hesaplarıma göre, devrini 36 saat 17 dakika 26 saniye'de tamamlıyor... Şimdi ufukta Phobos gözüktü. Bakılamıyacak kadar parlıyor... Yaklaştı. Çok garip bir görünümü var. Daha da yaklaştı... Gerçekten, bütün evrensel sistemlerde olanın tersine hareket ediyor. Büyüklüğü Deimos'tan biraz fazla... Bilgisayar, şimdi devrini hesapladı. 7 saat, 30 dakika 14 saniye... Deimos'un görünümü Mars'a benziyordu, Phobos öyle değil. Soğuk, parlak mavi... iyice yaklaştı...

Phobos'un araya girmesiyle, Dünya ile ilişkisi kesilmişti. Birkaç bağlantı denemesi yaptı, başaramadı.

«Birazdan Phobos aradan çekilir,» diye düşündü.

Fakat hayır, çekilmiyordu. Yerçekiminin artışının farkına vardı. Phobos'a doğru kayıyordu. Yörüngeyi düzeltmek istedi, beceremedi. Sistemler, motorlar zayıf geliyor, yararlı olamıyorlardı. Göstergelere baktı, yakıt da azalmıştı. Boşu boşuna yakıt harcadığını farketti. Kapıldığı dehşet duygusuyla tekrar kontrollara sarıldı. Hayır, en ufak bir fonksiyonu yoktu.

Biraz sonra Mars yeniden gözüktü. Fakat çekim potansiyeli sıfırdı. Anlaşılıyordu ki, Phobos'un yörüngesindeydi. Uyduya çok yaklaşmıştı, inilecek bir yer bulup çarpışmayı önlemek ve ölümünü geciktirmek istiyordu. Bu nedenle, aracın teleskobunu çevirdi, Phobos'u incelemeye koyuldu.

îlk an, gözlerine inanamadı. Gözkapaklarını ovaladı, yeniden akülere eğildi. Evet, yanılmıyordu: Dümdüz ve pırıl pırıl madeni döşemeler uzanıyordu, önünde. Yükleme, boşaltma vinçleri, uzay liman tesisleri, kontrol kuleleri... Bu sırada, -ki 4 bin metre yüksekteydi- bir yere çarpmışçasına düşüşü kesildi. Şaşırdı... Spektroskop analizi için çok geçti, artık. Çünkü çok yakındı. Ama bir şeyden iyice emindi: Bu bir yapay uydu idi!

Durumu hiç de iç açıcı değildi. Ne yapması gerektiğini düşünürken sert bir çarpma dalgasıyla uzay gemisinin madensel döşemesine yuvarlanıverdi.

Kocaman bir cisim araca yapışmıştı. O şey, neyse, manyetik kapı tarafındaydı.

Başı fena halde ağrıyordu. Düşerken kontrol konsoluna çarpmış olmalıydı.

Uzay elbiselerini giydi. Kapıyı açan şalteri indirdi. Kanadın açılması, o şeye ulaşmasına yetecekti.

fobos.2-_yk_.jpg

Kapı tıslayarak açıldı. Karşısında, kendi aracının bir kopyası duruyordu. Daha önce dün¬yadan, buna benzer bir araç fırlatılmadığını anımsadı. Ama, karşısında duruyordu iste!..

Aracın kapı manivelasını çekti. O da tıslayarak açıldı. Hayret... kendi aracının aynısıyla karşı karşıyaydı. Sanki, bunun içinde tek eksik, kendisiydi. Hayır, bir fazlalık vardı. Kontrol konsolunun üzerine yüzükoyun kapaklanmış birisi oturuyordu.

(1976, Sayı:9, Sayfa:137)

(1977, Sayı:Özel, Sayfa:20)

fobos.1-_yk_.jpg

İlerledi, adamı çevirmek istedi. Ceset, sandalyadan kayarak döşemenin üzerine yığıldı. Konsolun üzerinde, günlük kâğıtlarına yazılmış bazı yazılar yardı. Yaklaştı, okumaya çalıştı:

«Uyduyu meteorlardan koruyan enerji kalkanına çarparak hareketsiz kaldık. Arkadaşım, küçük cankurtaran botu ile enerji perdesini geçip uyduya indi. Ondan sonra hiçbir haber alamadım. Oksijenim bitinceye kadar yörüngede kalacağım. En iyi hareket, kapıyı açarak şereflice intihardır, içeride hava kalmazsa, mesele yok...»

Metin üç dilde yazılmıştı. Adama acıdı. Demek mücadele azmini çabuk yitirmişti.

«Uyduya inmeyi neden denemedi acaba?» diye düşündü. Fakat üzerinde durmadı. Aynı sorunlarla kendisi karşı karşıyaydı.
Aracına döndü. Diğer aracı itip, kenetlenmeyi çözecek kolu indirdi. Görevi araştırma olduğuna göre, o da Phebos'a inecekti.

Anladığı kadarıyla, karsı taraf, kendi planlarını kopya etmiş ve Phobos'a inmekte ön sırayı kapmıştı. Fakat son anda ortaya çıkan ters yörünge ve güç kayıpları sorununu bilmiyorlardı. O sıralar kendi aracının fırlatılması ertelenmişti. Keşke o zamandan haberleri olsaydı, bu adamlar ölmezlerdi... Acaba öyle miydi gerçekler?..

Koca araç, parlak maden platform üzerinde sarsıla sarsıla ilerliyordu. Fakat bir türlü kapı, merdiven gibi giriş yeri yoktu.
Nihayet, yükleme - boşaltma için kullanıldığını sandığı bir merdiven buldu. Aracı durdurup uzay giysileri ile aşağı indi.

Aracın dışında, uzayın koynunda baştan beri sinirlerini bozan sessizlik, burada daha da artmıştı. Mutlak bir sessizlik vardı her yanda... Astronotları çıldırtan, yana-yakıla anlattıkları sessizlikti bu...

Merdivenin başına geldi. Peşinden sürüklenen bağlantı kablosunu merdiven korkuluğuna çengelledi. Zorlukla madenî kapıyı açtı.

Karşısında bir hangar vardı, çok büyük bir hangardı bu... Yürüdü bir süre... Asansörler, odalar, salonlar, ne işe yaradığını anlıyamadığı bir yığın tesis... Burası 18 Km çapında bir kürenin içine yapılmış son derece büyük ve modern bir kentti.

Neden burada kimse yoktu? Bu uyduyu dışarıdan gelen bambaşka canlılar mı yapmıştı? Yoksa Marslılar, Mars'ın gittikçe kısırlaşan olanaklarından ve yaşam zorluklarından kurtulmak için mi bu uyduyu inşa etmişlerdi? Günün birinde burası da mı yeterli gelmemişti? Canlılar, uzak sistemlere mi göç etmişlerdi? Mars bir çöl müydü artık? Kimbilir...

Daha fazla düşünemedi, çünkü bir gariplik hissetmişti: SOĞUK... îlk kez, buranın son derece soğuk olduğunu farkediyordu. Ayrıca gösterge, oksijenin azalmakta olduğunu gösteriyordu.

Döndü, panik içindeydi. Koridorlar, koridorlar... bitmek bilmiyorlardı, bir türlü. Yolu mu şaşırmıştı, yoksa? Geldiği yönü nasıl bulacaktı? Deli gibi koşmaya başladı.

Koşusu, daha fazla oksijen kaybına neden oldu. Geldiği yerleri anımsamaya başlamıştı, indiği merdiveni gördüğünde son oksijen kabarcıklarını suluyordu. Merdiveni düşe kalka tırmandı. Eldivenli elleri ve tükenmiş enerjisi ile çengeli açamadı.

Tam düşerken, yerinden kurtulan bağlantı kablosu eline dolaştı. Amacına ulaşmıştı, ama hayat yolunun da sonuna varmıştı.

Uzay başlığının panoramik camı arasından, ölürken açık kalan gözleri, uzayın sonsuzluğuna dikili kaldı ebediyen...


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com