|
BİR SON
Güneş Filiz KÜLAHTAŞ
Güzel bir gezegendi. Yüzyıllar önce üzerinde canlılar yaşayan bir dünyaydı. Soluk renkte bitkileri, kızıl toprağından fışkırırken, sıcak güneşinin ışıklarıyla parıldayan lacivert suları, ona cennet havası verirdi. Şimdi, bütün canlılığını yitirmiş, sonunu bekliyordu. Buna rağmen güneşinin azalmış ışıklarıyla buzulları ışıldarken, geçmişinden daha güzeldi.
Yaşamının her bölümünde, üstünde alev alev yanan canlılığın güzelliğini taşımıştı. Canlılarla birlikte yaşamış, onların mutluluğunu içmiş, acıyı tatmıştı. Uzun yüzyıllardan sonra, şu sıralar ölüme yaklaşırken, uzayın bir köşesinde, acı bir yalnızlığa bürünmüştü.
O, artık can çekişmekte olan bir dünyaydı. Üzerindeki cıvıl cıvıl yaşam çoktan sona ermişti. Üzerinde binlerce yıl yaşayan akıllı yaratıkları, bir süre önce, son kez uğurlamıştı. Son gemiler de gezegende kalanları almış, yeni yaşamlarına götürmüştü.
Şimdi bir buz çölünden farksızdı. Ufka kadar uzanan buz ve karların arasında tek tük yapıların çatıları görünüyordu.
Kaçınılmaz son, bu güzel dünyaya iyice yaklaştı. Soğuk yalnızlık, gezegeni iyice kapladı. Dondurucu rüzgârlar, yüzeyde kalmayı başaran son yapıları da karla örttü.
Ve bir gün, uzayın kıyısındaki güneşi ve diğer gezegenlerle birlikte yok olup gitti. Yerlerini buz ve taş parçaları ile tozlar aldı.
Aynı sıralarda, uzak ışık yılları ötede, başka bir gezegende yeni bir hayatın başlangıcı yaşanıyordu. Bu canlılar, şimdi onlardan çok uzakta olan, geçmişleri güzel gezegenlerini düşünmüyorlardı bile...
|