|
Adam, otomatik kapıdan geçerken, bu işte ne denli haklı öldüğüne kendi kendine inandırmaya çalışıyordu. Koridor boyunca ilerledi. Küçük holdeki bankoya yaklaştı. Burada, çeşitli ışıkların yanıp söndüğü geniş bir pano vardı. Adam, gözleriyle bankonun ardında birisini aradı bulamadı. Çevresine bakındı. Hole birkaç kapı açılıyordu, ama bunlardan hangisi işine yarayabilirdi?
Birkaç adım attı, geldiği koridora doğru.
Ardından bir ses işitti:
-Kimliğiniz ve adresiniz?
Adam şaşırmış bir yüzle döndü, panodan yana baktı. Yaklaştı. Soru, buradan geliyordu. Yanıtladı düşünmeden.
-Bir form dolduracaksınız! dedi ses.
Kişiliksiz, tekdüze bir konuşmaydı, bu; hatta bir kadına veya bir erkeğe mi ait olduğu bile farkedilmiyordu. Mekanikti... Hole giren herke¬se yöneltilenin aynını yineliyordu, adama da!
-Ellerinizi şu yeşil panoya basın. Parmak izleriniz alınacak... Adınızı ve adresinizi yineleyin... imzanızı atın!
Adam, her söyleneni uyguladıkça, geniş panoda bir seri ışık yanıp sönüyordu. «ÖZEL SORULAR BÖLÜMÜ» diye bir başka kayıt işareti görüldü. Şimdi ses ona saçının telinden, yediği yemeğe kadar her türlü soruyu yöneltiyordu. Adam, sonsuza dek burada sorguya çekileceğini sandı, birden. Bir türlü konuya girmiyorlardı. Galiba girmeyeceklerdi de...
Panoda kırmızı yandı ve «BEKLEYİNİZ» yazısı belirdi. Adam, derin bir soluk aldı.
Bilgisayar, elindeki verileri değerlendiriyor olmalıydı.
Ses, yeniden konuşmaya başlayınca, bu kez pek umut verici değildi:
-Sonuç evinize bildirilecektir, üç gün bekleyiniz!.
-Üç gün çok değil mi? diye telaşlandı adam. Çoluk çocuk aç... Onlara ne yedirebilirim? Hiç bir umut yok mu?
Bilgisayar, bir süre adamın cevabını değerlendirdi. Sonra bankonun üzerindeki bir yarıktan, bir kart çıktı:
-Bu kartı Devlet Besleme Komisyonu'na götürün, dedi. Üç günlük yiyecek karşılığıdır, para ödemeyeceksiniz.
Adam sevinmişti. Yüzü mutlulukla aydınlandı:
-Demek umut var! diye bağırdı. Beni kabul ediyorsunuz!
-Üç gün sonra bildirilecek! diye yineledi ses. Ortadaki kapıdan çıkın!
Adam, elindeki karta ve ortadaki kapıya baktı. Memnundu, biraz da tedirgindi. Eğer üç gün sonra bir sonuca ulaşamazsa... Yoksa kendisini gerekli ve değerli mi bulacaklardı? Kararsız bir sesle:
-Ben, toplum için önemli bir kişi değilim! dedi. İnanın, tam aradığınız niteliklere sahibim!
Ses:
-Değeriniz saptanacaktır; diye onu yanıtladı. Üç gün sonra duyurulacak... Bekleyiniz!
Adam, orta kapıya yaklaştı. Kanat otomatik olarak açıldı. Koridoru yarı uykuda gibi geçti. Bir başka kapı, onu dış dünyanın kalabalığına bağlayıverdi. insanlar... insanlar... insanlar... yeterince solunacak hava yoktu insanlar için... besin yoktu... Adamın içinden, gerisin geriye, kaçmak geçti, fakat buna da olanak yoktu. Çıkış kapısı kapanmıştı. Elindeki karta baktı. Sarsak adımlarla, Devlet Besleme Komisyonu'nun gökdelenine doğru yürüdü.
***
Adam, evin kapısından girerken, bu durumu eşine nasıl anlatacağını düşünüyordu. Holde, kısa bir an durakladı. Çok maksatlı tek odadan, çocukların cıvıltısı duyuluyordu.
-Sen misin? diye seslendi, karısı.
Eşikte belirdi, gülümsedi. Sonra adamın yüzündeki acı ifadeyi görünce, gözlerindeki parıltı soldu.
-Neyin var? diye üsteledi.
Kocası, cebinden üç kutu çıkardı, ona doğru uzattı:
-Üç günlük yiyecek... Devlet Besleme Komisyonu'ndan verdiler!
Kadının tüm rengi uçuverdi. Kutularla adamın yüzü arasında gidip geldi, gözleri.
Kutulara dokunmaktan korkarak geriledi, odaya girdi. Yüzünü elleriyle örttü, hıçkırmaya başladı. Adamın tedirginliği geçmişti. Karısının saçlarını okşadı, sevgiyle:
-Böylesi gerekti, inan bana!
-Hayır, gerekli değildi! diye isyan etti kadın. Bize gerekli olan sensin!
GELECEKTE BESİNLER
|
|
|
|
|
(1976, Sayı:7, Sf:99'da yayınlanan bu öykü, daha sonra 1977, Sayı:11, Sf:9'da okurları ile buluşmuştur.)
|
|
Adam başını salladı:
-Böylece, daha yararlı olacağım... Çocuklara, büyüyünceye dek bir gelir sağlamak gerek! Ayrıca kabul ederlerse beni, aç kalmayacağınızda muhakkak! Devlet Besleme Komisyonu, düzenli olarak üçünüz için besi hapları verecek... Az şey mi bu?
Kadın, itiraz, eder gibi oldu, ama yapacak birşey yoktu, işleme geçilmişti... Kocası ile, düzenli beslenme arasında bir seçimde bulunmaya çalıştı. Uzun zamandır, dünya yaşamı besi haplarıyla sağlanıyordu. Bunların yapımı ve besin kaynakları dengeli bir düzeyde değildi. Dünya üzerinde bir zamandır çalışmaya başlıyan Devlet Besleme Komisyonları, yeni tüketim kaynaklarının bulunması için çabalıyorlardı. Artık, doğum kontrolünün bile bir anlamı kalmamıştı. Çünkü, ölüm oranındaki korkunç azalma, yeterince kalabalıklaşmaya nedendi. Bunun yanısıra işsizlik sorununun yol açtığı geçim darlığı, son sınırına ulaşmıştı.
Çocuklar, sevinçle babalarına doğru atıldılar. Kadınsa, hâlâ besi haplarına bakıyordu ve yutkunuyordu. Üç günden söz ediyordu, kocası... Uç gün sonra... sanıldığı kadar uzun değildi bu süre; kısa da değildi...
***
Her evde bulunan duvar vericisinden, kişiliksiz bir ses:
-J-J-K-J 428 kot numaralı ev cevap versin! dedi.
Adam yerinden sıçradı. Dinlediğini belirtmek için, vericinin düğmesine bastı. Ses:
-Devlet Besleme Komisyonu, başvurmanızı inceledi, diye devam etti. Bedeliniz 12 dünya yılı olarak saptanmıştır. Ayrıca ailenize gi¬yim ve gerekli şeyler, bu yıllar boyunca Devlet Besleme Komisyonu tarafından sağlanacaktır.En kısa zamanda, Komisyona başvurunuz!
Ses, başladığı gibi bitiverdi. Adam, derin bir soluk aldı. Uç günlük bekleyiş bitmişti, artık. Kadın, rengi uçmuş bir yüzle:
-Gerçekten kararlı mısın? diye sordu.
Adam başını salladı:
-12 yıl bu... az değil! Aç kalmıyacaksınız...
Kadın bir çığlık attı:
-Ya 12 yıl sonra?.. O zaman... o zaman belki de sıra bana gelecek... belki bende... Devlet Besleme Komisyonu'na başvuracağım!
-Şimdiden bunu düşünmemelisin! dedi adam. 12 yıl sonra, çocuklar büyümüş olacaklar... ve sanırım dünya, daha düzene girecek!
-Daha kötü olacak diye sızlandı, kadın, inan bana, daha kötü olacak!
Boğazlarına birşeyler düğümlenmişti, îkisi de konuşamıyorlardı, doğru dürüst. Adam, çocuklarına sarıldı; fakat uzun bir vedalaşma olmadı, bu. Zaten, böylesine mekanikleşmiş bir yaşamda, duygusal olmak bile komik karşılanıyordu. Kadın, birşeyler daha söylemek istedi, beceremedi. Adam:
-Yarın sabah sıraya girersin! dedi. Sana bir kart verecekler... ister günlük, ister haftalık, ister aylık alabilirsin besi haplarını... fakat mutluyum, inan bana! 12 yıl... az bir zaman değildir!
Hızla özel daireden çıktı. Acele asansöre bindi. Biran önce binayı terketmek istiyordu, yoksa cayabilirdi de, kararından.
«Duygusal değil, mantıklı olmalıyım» dedi kendi kendine.
Sokakta hava serindi. Her zamanki insanlar, bir aşağı bir yukarı dolaşarak kaldırımları arşınlıyorlardı. Aralarına karıştı. Kalabalık... aç bir kalabalık., onu daima ürkütürdü; ama Devlet Besleme Komisyonu'nun gökdelenine doğru giden yola saptı. Gerçi bir taşıta bi¬nebilirdi, ama biraz daha oyalanmayı arzuluyordu.
Gökdelenin önünde uzun bir kuyruk vardı. Sıraya girerken, yüreği çarpıyordu. Yarın... hatta belki de bu akşam, bunca insan, dokularına, hücrelerine dek ayrılacak, kimyasal maddeleri ayrıştırılacak... ve yaşamlarının gereksizliği, daha doğrusu topluma herhangi bir yararı olmadığı o kişiliksiz sesli bilgisayarca saptanan bunca insan... yarın, toplumun hizmetine, plastik kutular içinde, besi hapları olarak sunulacaklardı.
(1976, Sayı:7, Sayfa:99)
(1977, Sayı:11, Sayfa:9)
|
|