|
Ülkemizin Levanten yazarlarından biri olan G.SCOGNAMILLO'nun orijinali İngilizce olan ve İsveç'te yayınlanan bu güzel öyküsünü, Ayça BİKE'nin çevirisinden sunuyoruz.
Bir. zamanlar her türlü bitkiyi, çiçekleri, yüksek ağaçlı sık ormanları, otları ve yaprakları severdim. Ve tüm renkleri, şekilleri, kokuları; ama şimdi.
Şimdi sadece kıraç topraklarda, kayalıklarda, kumluklarda ve büyük okyanus derinliğinin durağanlığında yaşayabiliyorum, ancak. Uzun yıllarımı, hemen hemen inzivada, herhangi bir insanla ilişki kurmadan harcadım yada en azından, bu ilişkileri sınırda tutmaya çalıştım. Bu sonsuz yılların bazılarını anımsamıyorum, açık seçik değiller. Bazılarını, diğer hastalardan uzakta, kendi hastalığımla baş başa bir tımarhanede geçirdim; kendi arzum olmasaydı, muazzam bir duvara bakan küçük bir odada ve okyanusa bakan bu kulübede yıllarımın çoğunu harcayamazdım.
Geçmişi düşünmek istemiyorum, önceleri ne olduğunu veya neler geçtiğini düşünmek istemiyorum. Zaman zaman, geceleri halâ karmakarışık aklım ve sarsılan sinirlerim, bu kanlı karabasanlara, bu şeytanca görüntülere; içimdeki korkunun baskısına dayanamıyor.
Ve sonra, bir gün, en zalim kaderden daha zalim bir rüzgâr, üzerinde morg reklâmı olan bu yırtık ve sarımsı kâğıt parçasını bahçemdeki şekilsiz kayalar getirdi. Bu kaderdi, gerçekten, rüzgâr değildi. Veya kaderdi yada bana tekrar gerçeği, geçmişteki gerçeği getirmek için rüzgârı kullanan, Sir James Readmore'un, Baron Potock'un ve... şeytanca anılarını aklımın en sakin ve gizli köşelerinde uyandıran, değinilemeyen başka bir güçtü.
Serinkanlı olmalı ve hayatımın en melun devrini aklıma getirmeliyim. Kafa yormayı bırakmak küçük bir son olacaksa, onu amaçlamalıyım. Ve sonunda eziyet çeken gövdemi ve muzdarip ruhumu kayalığın en uç noktasına kadar götüreceğim ve haykıran dalgalara atlayacağım.
Evet, Readmore öldü. Hiç kimse, bunu benim kadar bilemez. Çılgınca ahmaklığı ve düşüncesiz buluşlarından dolayı öldü. Tüm insanlığın geleceğini mahvedebilecek bir esrarı çözmek ve insan soyunu dayanılmaz bir korku labirentine itmek istediğinden öldü.
@
Sir James Readmore ile epey önce, Londra'da bir arkadaşımın evinde karşılaşmıştım. Başkaları gibi ben de onun hakkında; garip davranışları, botaniğe karşı tutuculuğu ve bitkisel yaşam üzerine yaygın kuramlarıyla ilgili birçok şey duymuştum. Kişisel olarak bastırdığı ve yakın arkadaşı Meana Rice tarafından resimlendirilen "Kmer Efsanelerine Göre Bitkisel Uygarlık" adlı ünlü eserini de okumuştum.
Bu noktada, bir zamanlar, hayatımdaki ana hedefin antropoloji olduğunu söylenmeliyim. Lansington Üniversitesi'nde kalmak için, ilkel bir yolla, bir derece için mücadele veren zavallı bir öğrenci olduğum zamanlardı. Eski efsaneler; eski ve unutulmuş uygarlıklar, eski ve insan ırkından olmayan korku öyküleriyle uğraşıyordu. O sıralar, itiraf etmeliyim ki, onlara doğrudan bir bilimsel yaklaşım yerine şiirsel fantastik yönleriyle daha fazla ilgileniyordum.
|
|
|
|
|
Sir James ile kişisel karşılaşma fırsatı bulduğum, ilk günün tarihine dönelim. Dediğim gibi, bir arkadaşımın evinde gerçekleşen bu tanışma, tüm hayatımı değiştirdi. İlk önce Meana Rice dikkatimi çekti. Son sergisi birçokları ve benim için bir çeşit şok olmuştu. Sanat eleştirmenleri resimlerinde, değişik etkiler bulduklarında birleştiler. Meana'nın şok yaratan ülkeleri ve şekilleri, bol ormanlıklardan veya Altdorfer'in bilinen renklerinden, Franz Marc'ın expresyonist hareketinden daha parlak; yarı insan yarı Sutherland'm kristal biçimli bitkisel canavarlarıydı.
Şüphesiz bu kadının çizgileri, sadece doğanın esrarlı anlaşılmazlığını bir gerçekçi anlatımla yansıtan ve doğal bir yaklaşım analizi olmayıp, Readmore'un üstün teorilerine dayanıyordu. Yapraklar, sarmaşıklar, çiçekler ve ağaçlar, onun antropomarfik biçimlerini yansıtan gülünç renklerin ve karabasan formların başarılı tekniğinin sadece sonucu değildi. Bundan daha fazlası vardı -ilkel Kmer resim yazılarındaki gibi- insanlarla bitkiler arasındaki yakın ve korkulu bir bağın tanımına karışıyordu.
Tekrar tekrar Meana'nm sergisine saatlerimi harcayarak, hemen hemen her şeyi unutarak görünen bir zekânın yumuşaklığı ve, evet, her şeyin ve hiçbir şeyin ötesindeki cesaret, dolayısıyla bilinen tüm doğal kanunları yıkan çılgın ve inkarcı bir dünyaya esir olarak, gittim. Ve her zaman Manu'nun eski çağ Hindu Kanunlarında söylenen korkulu bir pasajını andım: Hayat bitkilerden fantastik yaratıklara; bir seri değişik biçim ve hayvanlardan sonra insana geçti.
Böylece Meana Rice vasıtasıyla, Park Lane apartman katının kalabalık odalarından birinde, Readmore ile ilk kez karşılaştım. Readmore bize katıldığında, Sir James'in Kmer Efsanelerine göre "Bitkisel Uygarlık" tezi üzerine yapmış olduğu resimlerin tartışmasıyla meşguldük. Tabii ki, ona gazetedeki bazı fotoğrafları göstermiştim; fakat hiçbiri, insanın planladığı şaşırtıcı, hemen hemen saf gücü taşıyamamıştı. Bu gücün, bu kuvvetin, bu gösterinin şaşırtıcı miktarı olduğundan daha ince ve küçük olarak bu bedene sıkıştırılmıştı. Gerçekte, ortalama 50 yaşlarında uzun grimsi saçlı, soluk, bir deri bir kemik, zayıf bir adamdı. Gerçek olmayan bir zekâ ve tutucu bir inancın gücü, bir münzevinin gövdesinde birleşmişti. Bu Readmore'du.
Bir süre, Meana'nın resimleri üzerine düşüncelerimi, belki de saçmalıklarımı, Kmer efsaneleri üzerine yorumlarımı kesmeden dinledi.
-Samimi olarak, Franksheim'in bu eski saçmalığından birinin yeterince akıl alabileceği, Kmer efsanelerinden daha derin bir anlam bekliyordum.
Ses tonu, saldırgan olmaktan uzaktı, fakat beni şaşırttı ve memnun etti aynı zamandı, gerçek olan benim çalışmalarımı veya az bir kısmı¬nı bilmesiydi. Yıllar önce, Lansing lon'da bir öğrenciyken, Üniversite dergisinde yayınlamıştım.
-devam-
|
|
|
|