|
Bilim kurgu'nun en büyük özelliği, gelecekle ilgili şokları en aza indirmek ve olabilirlikler arasında en uygun yaklaşımı bulabilmedir.
On yaşlarıma geldiğim zaman ki aslında zor problemler açısından tam bir cehalet çağımdır bu, evrenin tıklım tıklım olduğuna karar vermiştim. Bunun gibi meskûn, pek çok gezgen olmalıydı. Ve dünya üzerindeki sayısız yaşam çeşidi gibi arkadaşlarımın çoğundan daha farklı görürdüm ağaçların çok garip görünenlerini kaydederdim. Bu yaşam şekillerinin ne türlü olabileceğini uzun uzun düşünürdüm, fakat tüm gücüme rağmen bir çeşit duman soluyan canavar, yaşayan bitki veya hayvanların bir çeşidini çizmeden öteye gidemezdim.
Bu sıralarda, arkadaşlarımdan biri beni, Merih üzerine yazdığı romanlarıyla tanınmış Edgar Rice Burroughs ile tanıştırdı. Merihlilerle ilgili o zamana dek hiçbir şey düşünmemiştim, fakat burada, John Carter'ın maceralarıyla karşılaşmadan önce, orada meskûn, bir çeşit egzotik, kendine göre yaratıkları olan büyük kanal pompa istasyonları, eski deniz altında yaşayan bir dünya ile karşılaştım. Sözgelimi orada boğazından çıkan sekiz ayaklı canavarlar vardı.
Bu romanlar, okumak için oldukça ilginçti ilk başlarda. Fakat yavaş yavaş, şüpheler gelişmeye başladı. Dünyadan daha uzun bir yılın geçtiği John Carter'ın unutulan ilk romanını okuduğumda bir sürprizle karşılaştım. Bana öyle gelmişti ki, başka bir gezegene gittiğinizde, karşılaşacağınız ilk olay, günlerin ve yılın uzunluğudur. Bir başka konu da, üzerinde uzun müddet düşünüp de, içinden çıkamadığım renklerdir: Burroughs, Merih üzerinde, Dünya'dan farklı iki rengin daha bulunduğunu yazmıştır. Dakikalarca gözlerimi kapayarak yeni ana renklerin ne olduğunu çıkarmaya çalışmış, fakat her defasında bana yabancı olmayan sütlü kahverengi veya pembemsi bir renkle karşılaşmış imdir. Merih üzerinde başka bir ana renk nasıl olabilirdi, ya da iki renk? Aslında ana renk neydi? Bu fizikle ya da psikolojiyle elde edilen bir şey miydi? Sonunda Burroughs'un söylediği şey konusunda pek bir şey bilmediğine, bunu okurlarının düşüncesine bıraktığına karar verdim. Bu tür birçok başlık üzerinde düşünülmeden geçildi; silahşorlar ve ölüm veren düşmanlar tatmin ediciydi, ki 10 yaşımı geçirdiğim o yaz, yeterince ilgimi çekmişti.
Onu izleyen yaz, kazaen Astounding Science Fiction adlı bir mecmua elime geçti, bitişik kitapçıda. Ona şöyle bir göz atmam, içeriği konusunda bir fikir sahibi olmama yetmişti; aradığımı bulmuştum. Böylece ilk modern Bilim kurgu öykümü okudum: "Pete Can Fix It" (Pete Onu Sabitleştirebilir.) Raymond F. Jones'in bu eserinde bir ön nükleer savaş felaketi içine yapılan bir zaman yolculuğu anlatılıyordu. Atom bombası konusunda bir şeyler biliyordum -hatırladığım kadarıyla bir arkadaşım onun atomlardan yapıldığını bana anlatmıştı- fakat bu, nükleer silahlar konusunda okuduğum ilk sosyal uygulamaydı. Sizi düşünceye sürüklüyordu.
-devam-
|