logo.evren.2.jpg

1980 - NİSAN - SAYI:46
TİMUR SELÇUK ile SÖYLEŞİ
SONUN BAŞLANGICI

SONUN BAŞLANGICI


amblem.2.1.jpg

sonun-ba_l_k.jpg

Uzun bir esaret süresince, insanların konuşma şeklini öğrendim. Ama onun ardında yatan düşünceyi anlama¬yı başaramadım. Yaşamlarını garip bir bağımsızlık aramakla geçiren şu insanların amacını kim anlayabilir? Bir de, halâ anlayamadığım bir sebeple beni de kendilerine benzetmeğe çalıştılar. Biraz yalnız kalmak için çıldıracak hale gelmiştim; şükür henüz çıldırmadım. Beni dilsiz ve kör yapmağa çalıştılar. Gözlerim kör değildi ama beni bıraktıkları o karanlık denizde pek işe yaramadı. Koku ve tat alma duyularım normaldi.

Birçok değişik türde zerrecik evrimi kanıtlarcasına ağır ve yumuşak hareketlerle suda sürükleniyordu. (Keskin diatomlar, parlak kabuklular, çeşitli planktonlar.)

Denizde büyük canlılar açık okyanusları anlatan türküler söylerler, ama ya ölür ya da öldürülür, şarkıları da kendileriyle beraber yok olur ye hiç biri temiz ve açık denizin tadını alamaz.

İnsanlar beni dilsiz yapmışlardı. Onun için yardım isteyemiyordum. Kulaklarımı da sağır etmişlerdi.

Med-Cezir'e karşı şarkı söyleyebildiğim ve sularla neş'e içinde oynayabildiğim günlerden biriydi, insanlar, berbat gıcırtı yayan bir makine ile geldiler. Bu metalik ses her ne kadar, okyanusun uğultusu içinde kaybolup erise de gene de onlar için yeterliydi.

Artık evimin, yuvamın güzelliği yoktu. Güzelim deniz kabukları bile donuklaştı. Nefes almak için yüzeye çıktım. Etraf karanlıktı, ayışığı altında su ışıldıyordu. Yavaşça etrafıma bakındım. Bir okyanus ve gökyüzü görmeyeli çok olmuştu. Sırtüstü döndüm ve okşayan bakışlarımı okşayan denize çevirdim. Fakat insanlar durduğumu hemen anladılar ve beni ileriye doğru fırlatan kuvvetli bir sinyal gönderdiler. Karşı koyamadım. O ağrıyı yenmek için hiç bir hareket yapamadım. Aslında ağrı yoktu da, beni hareketsiz bırakan, kaçabilmemi engelleyen cam bir fanus veya taştan duvarlar vardı sanki etrafımda...

Yalnızlıktan çıldıracak haldeyken kurtulup geniş, güzelim okyanusa doğru yüzdüğümü düşledim. Eşim de halkımla birlikte geliyordu. Şarkı söylüyor, sıçrıyor, çiftleşiyorduk. Özgürlüğümü büyük bir coşku ve sevinçle kutluyorduk.

Fakat aslında ne sesim çıkıyor ne de şarkı söyleyebiliyorum. Ortada ne kurtuluş ne de sevinç var. Eşimde beni asla bulamayacak ve boş yere insanların beni hapsettikleri o yerde arayacak.

Ve hiç biri, insanların çevremi garip kokulu bir takım şeylerle çevirdiklerini ve beni bir kutuya koyup, onu da yaptıkları şu metal yaratıklardan birine yerleştirdiklerini bilemezlerdi, (İnsanların, hayatın kaçınılmaz tesadüflerinden korunmak için bazı şeyleri birtakım şeylerin içine koymağa dehşetle gereksinmeleri vardır. Demek istediğimi iyi bilirler!)

Metal yaratık gökyüzüne yükseldi ve beni okyanusun ortasından alıp, güneşin battığı yöne doğru yüzmekte olduğum yerine götürdü.

Karaya ulaştığım anda öleceğim.

Vücudumda duyduğum, insanların yarattığı ağrı ile durduruluyorum. Biraz kendime gelince yaramı hissediyorum. İçime girmiş olan ağır metal dengemi bozuyor. Sesim çıkmıyor, dalgalarla eskisi gibi oynayamıyorum, sıçrıyamıyorum. Beni ne hale getirdiklerini anlayamaz onlar. Yapacaklarını yaptılar bana.

İnsan yapısı bir su makinesinin çıkardığı tiz çığlık ve çatırdamanın arasında kaybolan zayıf bir ses bir balina sesini titreşimini duyuyorum. Dostluk önerisi olan bu ses yavaş yavaş bo¬zulup kaybolmağa başlıyor.

Şimdi artık hiçbiri, eskiden olduğu gibi neşe ile haberleşemiyor. Bundan yüz sene önce gece yarısı verilen bir mesaj ertesi gün en uzak kıyılara bile ulaşabiliyordu. Denizlerin homurtusu, kabarcıkların sonu gelmeyen korusu, şapırtı ve haykırışlar, küçük soydaşlarımızın haberleşmeleri bile bu mesajlara engel olamazdı. Balinalar birbirlerinden ne kadar uzak olurlarsa olsunlar, bölünmez, ayrılmazlardı. Şimdi ise yalnız, endişeli yaratıklar.

Yüzüyordum ...yüzüyordum. Sinyaller rahat bırakmıyor beni. Bu, onların programı. Program, insanlara ve makinelere özgü bir kavram. Bize değil Ama artık ben de bir makine gibiyim.

İçimdeki makine soğuk. Halkım, arkadaşlarımı görebilsem, dilsiz olmama rağmen hareketlerimle beni durdurmalarını anlatırdım. Belki onlar, insanların bulamayacağı kadar uzaklara götürebilirlerdi beni.

İnsanlar beni hemen öldürebilirlerdi. Ama onların istedikleri, yolculuğumun sonuna kadar gitmek ve orada ölmem. Görevi bitiremezsem bile hiç bir kuvvet onların beni yok etmelerine engel olamaz. Hemcinslerimden biri beni durdurmağa kalkışsa bile makine patlar ve ölen yalnızca ben olmam. Böylece o çılgınca düşünceden de vazgeçtim.

Birden bizleri çok korkutan o sesi, katil balinanın homurtusunu duydum. Fakat bu araştırıcı bir ses değil, denizlerde aylakça dolaşan bir balina sesi. Burada olduğumu sanırım anladı. Ama aç değil, insanlar ona katil balina der, ama bu türü daha çok bizi yer.

Onların arzularını yerini getirmek istemiyorum. Bu olay anlayabildiğim bir sebep için yalnız benim ölümümle son bulsaydı belki kabul edebilirdim. Ama benim sonum, insanların birbirlerini öldürmelerine sebep olacak. Onunla da kalmayıp bütün dünyayı yok edecekler. Korkunç tecrübelerine de o güzelim güney adalarından başlayacaklar. Tecrübeler sona erince de esas makineyi dünyanın ortasına gönderecekler. Ondan yayılan pislik kara ve denizlere yayılıp herşeyi zehirleyip mahvedecek. En başta ölecek olan bizler, belki de en şanslıları olacağız. Sesim çıksaydı katil balinaya hakaret eder, onun beni öldürmesini sağlayabilirdim. Ama yan tarafımdaki ağrı, yolumdan sapmamı ve onun dikkatini çekmemi engelliyor. Sinyaller beni esas amaca doğru sürüklüyor.

1980, Sayı:46, Sayfa:31

Ay, denizi yarı parlak yarı siyah dalgacıklara bölerek bulutların ardından göründü. Işığı, plankton ve diğer zerrecikleri ışıldatarak yakamoz oluşturdu. Onların altından geçerek yüzeye çıkıyor, dalıyor, tekrar yukarı çıkarken suları gökyüzüne doğru püskürtüyorum. Yeniden dalarken beceriksizleşiyor, dengemi kaybediyorum. Acaba insanların, düşmanlarına doğru sürüklenen başkaları da var mı? Yoksa o güneşsiz denize koşan yalnızca ben miyim? Korkunç başlangıcı yapacak olan tek görevli miyim? Eğer başkaları da varsa acaba içlerinden biri bu ölüm yolculuğunu durdurmayı başarabilecek mi? Ay'ı örten bulutlar koyu, yoğun ve uğursuz. Yağmurun, okyanusun dalgalarına çarpıp su yüzüne sıçradığını görebiliyorum. Şimdi üstüme yağıyor ve ben cesaret edebildiğim kadar yavaş gidiyorum. Öteden beri su damlacıklarını sırtımda hissederek kendimi bırakmaya, suyun üzerinde sürüklenmeğe bayılırım.

Sinyal devam etmem için zorluyor. Hızlandıkça deniz suyunun tenime temasını daha iyi hissediyorum. Periyodik ve gittikçe yükselen bir vınlama duyuyorum. Tıpkı nabız gibi...Bu, sanırım yolumun üstündeki bir teknenin makine sesi. Önce göremiyorum, ama sonunda ona doğru sürüklenirken geminin ışıkları ufukta beliriyor. Hedef bu olabilir mi acaba? Oysa beni bir limana gönderdiklerini, böylece yaşamak için biraz daha vaktim olduğunu düşünmüştüm.

Şimdi tekneyi daha belirgin görebiliyorum. Bu bir balıkçı gemisi. Belki de beni durdurur, insanların bizi avlama şekillerinden biri de beslendiğimiz yerlere ağ atıp bizleri toplamak. Balıklar bizden önce kaçarlar. Ağın ağzı kapandı mı yapacak bir şey kalmaz artık. Birçoğumuz bu şekilde öldürülür. En önce ölenler tecrübesizlikleri yüzünden paniğe kapılıp ağdan kaçamayan en gençlerimizdir. Ağlar her zaman acımasız bir ölümü getirir. Yüzeye yakın, tekneye doğru yüzüyorum. Ağlar dışarıdaysa bile bu uzaklıktan görünmezler. İnsanların verdiği bir görevle giderken gene onlar tarafından durdurulma düşüncesi bile garip geliyor bana.

Teknenin soğuk metalini, pervane tarafındaki sıcaklığı, denizde koyu bir perde gibi duran ve suyun altını büyük kanatlar gibi tarayan ağları algılayabiliyorum. Çok önce onları önleyebilmiştim.

son-ba_.1.jpg

Bir kaç dakika sonra yaşamım son bulacak. Hala yaşamak istememe rağmen benden sonra halkımın -belki de- güvencede olacağını dileyerek teselli buluyorum. Ama bunu cesurca yapmıyorum. Korkuyorum. Ağlar çevremde kapanacak, panik başlayacak, çırpınıp haykıracağım, ipler ve ince teller, tenimi kesecek ağlar şimdi çok yakınımda. Onlara dokunuyorum. Keskin ipleri tenime değiyor. Birden vücudum bir sinyal alarak hızla dönüyor, yön değiştiriyor, irade dışı bir hareketle dalıp balık ağlarından kurtuluyorum. Kendilerinden bu kadar uzakta olan olayları nasıl anlayabiliyorlar, sayıyorum. Her geminin ve yüzen her yaratığın nerede olduğunu da bilirler mi acaba?

Kuyruğumu hızla hareket ettiren karşı konulmaz bir kuvvetle yüzüyor ve insanların bana ne kadar yakın olduklarını, bir kaç dakika önceki kâbustan nasıl kurtulduğuma şaşıyorum. Fakat içimdeki şey herneyse- hiç de şaka değil. Onlar bana bir çok insanın ve canlının hayatlarıyla ödeyeceği korkunç bir hediye verdiler. Benim aracılığımla yapacakları bu eylem, hemcinslerimi ve dünyayı yok edecek.

Onların makinelerinden korunmayı öğrendik ama hangi birinden kaçabilirdik? Hele genç ırkdaşlarımız için ölüm daima tepelerindeki bir dalganın üstünde oturmuş gibidir.

Artık denizin tadı değişmeğe ve sığlaşmağa başlıyor. Metalik bir ses giderek yükselip beni, daha hızlı yüzmeğe zorluyor. Burada deniz yüzeyi, insan yapısı makinelerin bıraktıkları kalın bir pislik tabakası ile örtülü. Biz aslında bu körfeze hiç uğramayız. Korkuyla titriyorum. Mümkün olduğu kadar pisliğe bulaşmamağa gayret ederek ilerliyorum. Keşke gözlerimi kapayabildiğim gibi duyduğum veya duyacağım seslere karşı da kulaklarımı tıkayabilsem. Böylece "son"a kadar hiçbir şey duymam hissetmem.

Şu sonsuz, ıssız dünyada tek başıma gibiyim. Yaşayan tek canlı benim sanki. Körfeze girmek için bir burnu döndüğüm sırada makinelerin çığlık ve homurtuları, dalga seslerine karışarak üstümden aşıyor. Gemilere ve insanlarca çok önemli olan diğer makinelere doğru yüzüyorum. Yüzeydeyim. Ağır havayı koklayarak hava taşıtlarını izliyorum. Uzaktan ışıklar parıldıyor.

Tekrar dalıyorum, insanların beni yapmağa zorladıkları şeylerden biri de bu. Yüzeyde çok az kalabiliyorum. Yapabilselerdi bana solungaç da takarlardı herhalde.

Acayip bir şey bana doğru yaklaşıyor. Buradaki insanlar varlığımı keşfettiler sanırım. Beni yok etmek için bir silah gönderdiler. Kaçış yolunu araştırarak ileri doğru fırlıyorum. Birden herşeyin sona erdiğini hissediyorum Bu, onların yaptıkları "ölüm plânı"nın sonuna geldiğimi kanıtlıyor.

Cisim ağır ağır yaklaşıyor ve ben elimden geldiğince yavaş yüzmeğe çalışıyorum. Ölmek istemiyorum.

Şimdi onu, karanlığın ve bulanık suyun ardından görebiliyorum. Bu, insan yapısı bir silah değil. Eğer özgür olsaydım, bir köpek balığını böylesine sakin yüzerek beklemezdim. Onun ataları, halkımız denizlere dönmeğe karar verince korkunç bir kıyıma girişmişlerdi.

Zamanla, nefret ettiğimiz tek tür olan bu canavar yaratıkları öldürmeği öğrendik. Katil balina, ağlar, insan yapısı silahlar bundan çok iyiydi.

Soğuk canavarın kokusunu almağa başlıyorum. Kanımın tadını ilk aldığında çıldıracak. Halkımın insanlardan sonra meydan okuduğu bu tek canlı küçük beyninin eğlence olarak gördüğü cinayetini gerçekleştirecek.

Yüzmemi engelliyor ama ben, insanların iştahlarını engelliyemem. Herşey mahvolduğu zaman canavar durulacak. Hem de kıyamete kadar.

İşte bu, sonun başlangıcıdır.


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com