logo.evren.2.jpg

1980 Şubat, Sayı:44
BK DÜNYASINDAN
HARİTA

HARİTA


amblem.2.1.jpg

orhanduru.k.jpg


HARİTA

Orhan DURU

Orhan DURU ile Röportaj

harita.1k.jpg

Yaratık, uzantısıyla dokununca, aydınlandı karşısındaki ekranlardan biri. Şimdi üçüncü gezegenin yüzeyini görebiliyordu ayrıntılı biçimde. Daha iyi görebilmek için iyice büyüttü görüntüyü, düğmelerle oynayarak. Alışılmışın dışında bir gezegendi bu. Atmosferi oksijen yüklüydü en başta. Gezegenin yüzeyinin büyük bir bölümü sularla kaplıydı, dağınık kara parçaları arasında. Uzay'ın her bölümünde bulunabilirdi su, ama bu kadar çok suyu birarada görmemişti yaşamı boyunca, yaratık. Amonyak denizleri, sıvı hidrojen gölleri olağan görüntülerdi başka yıldız sistemlerinde. Bu kadar çok su ve suyun çeşitli biçimleri birarada olsun, bu kadar çok buz, bulut bulunsun, olacak şey değildi doğrusu. Ama Tanrı'nın uzayında o kadar çok seçecek vardı ki... Hemen hemen sonsuz denilebilirdi olasılıklara. İstatistik yasaları ya da olabilirlik yasaları geçerliydi her yerde. Kendileri de buna göre eğitilmişlerdi gerçekte uzaya açılmadan önce. Alışkanlıklara kaptırdı mı kendini bir yaratık, uyamazdı sonra yeni koşullara bir türlü. Tehlikeler yaratırdı bu durum. Kendinizi sonsuzluk çölünde bulabilirdiniz bir anda. Hiçlik, yokoluş ve devinim yoksunluğuna erişme...

Alıcının ekranına bakıyordu yaratık ilgiyle, işte bir başka gezegenin yüzeyi! Yabancılaşma giderilecek, haritası yapılacak bu gezegen'in, sınıflandırılacak, adı verilecek.... Bilimsel dosyası düzenlenecek bir gezegen daha. Bıkkınlık veriyordu bir bakıma bu iş. Bilim yorulmak bilmiyordu oysa. Durmadan yeni bilgiler, yeni gözlemler, yeni araçlar, yeni gelişimler istiyordu salt gerçeğe ve amaçlarına ulaşmak için. Neydi bilimin amacı? Kestiremiyordu bunu pek. Bilimin susamışlığını seziyordu yalnız. Uzayı yöneten yasalar böyle istiyordu belki de. Bilimin emrinde çalış, bilime katkıda bulun! Bellibaşlı değişmez yasalardan biriydi bu.

"Ehh... Biz de uzayın çocuklarıyız." diye düşündü yaratık.

Başka bir sorun vardı şimdi karşısında.
"Haber alamıyorum. Bütün ilişkiler koptu..." anlamına gelen titreşimler oluşturdu yaratık. Bir başka anlaşma biçimiydi bu... "Gezegen yüzeyine gönderdiğimiz birimden bilgi alamıyoruz".

Ardında duran başka bir yaratık. "Evet yitirdik onu şimdilik." diye cevap verdi ve yaklaştırarak duyargalarını iyice ekrana, sordu:
"Neresi bu..."

"Kuzey yarım küresi..." diye titreşti ulaşım uzmanı. "Kuzey yarım küresi... Burası doğudan batıya uzanan bir su denizi. Yani hidrojen di oksit. Ağır su bile değil. Son olarak bu çevreden haber geldi. Şuradaki adaların çevresinde yok oldu birden. Su üzerinde yüzen ilkel araçların sık geçtiği bir yer burası.."

------------------------------------------
x-Bilinmeyen EVREN Dergisi, Sayı:44, Sf:29
------------------------------------------

"Bu çevrede bir yerde olmalı, yüzeye gönderdiğimiz harita uzmanı... Gemimizi değişmez bir yörüngeye oturtalım ve bu çevreyi gözleyelim devamlı. İşaret gelirse, kurtarırız onu."

"En doğrusu bu..." diye titreşimler saçtı çevresine alıcı ile uğraşan yaratık.
İkisi de, gezegenin yüzeyindeki türdaşlarına büyük bir bağlılık duyuyorlardı şimdi.
@

903 hicri yılının muharreminde (l) Polya (2) açıklarında bir kadırga ilerliyordu kuzey yönünde, yıldızlı bir Akdeniz gecesinde. Çıt yoktu ortalıkta, kürek başında uyuyan forsaların düşlerinde homurdanmalarından ve diş gıcırdatmalarından başka. Dümen suyu yakamozlanıyordu arada bir. Tekne'nin burnu bez, yırtar gibi yırtıyordu Akdeniz'in sularını. Herkes uykudaydı, tayfalar, azaplar, leventler, cenkçiler, usta gemiciler ve öteki perakende gemi adamları uykudaydı, hamaklarında ya da şiltelerinde. Nöbetçiler ve gözcüler uyumuyordu elbet. Dümenci de uyumuyordu ve gözleri sancak omuzluğundaki kıyıları tarıyordu durmadan.

Reis de uyumuyordu bu gece. Parıltılı gökyüzüne gözlerini dikmiş, gözlüyordu yıldızları Kadırga'nın direklerinin uçları, salıntıyla gidip geliyordu yıldızlar arasında bir sağa, bir sola.

Genç bir adamdı Reis, daha ak düşmemişti saçlarına. 11 yaşından beri Kemal Reis'in yamağı olarak korsanlık uğraşında Akdeniz'in fırtınası, borası, kimi zaman çekilmez sıcağı, köseleye çevirmişti yüzünü. Kara gözleri kıpır kıpır, birer Erzurum taşı gibi parlıyordu duygusuz gibi görünen yüzünde. Yaşlı tayfalar, güngörmüş gönüllü leventler bile çekilirlerdi ondan. Hem bileği bükülmez, hem bilgili türden bir denizciydi o. Komutasında güven duyarlardı tayfalar. Bilirdi Akdeniz'in bütün girdisini çıktısını... Tekneleri yumurta kabuğu kırar gibi paralayan gizli kayaları, döküntü yerleri. Kıyıya yakın tatlı su kaynaklarını, kuyuları, sığları ve derinleri, tuzlaları, harabeleri, hangi rüzgarda nereye sığınılacağını, yıldızları ve gök kubbeyi, harita ve pusula kullanmasını bilirdi Reis.

Gökyüzünde yeni belirmiş bir yıldıza bakıyordu şimdi, dümencinin ardına dikilmiş. Daha önce yoktu bu yıldız. Yeni bir yıldızın belirmesi hiç de iyi bir alâmet değildi. "Hayırdır inşallah..." diye söylendi kendi kendine. İşin garibi bu yıldız. Demirkazık gibi olduğu yerde duruyordu. Bu da nereden çıkmıştı? Neyi haber veriyordu?

Geri dönüp sintine altına gireceği zaman sırtı ürperti Reis'in. Sanki gökyüzünde bir delik açılmış onları gözlüyormuş gibi geldi ona. "Hayırdır" diye söylenip yollandı kamarasına.

*****************************************

"Tok" diye yere vurdu, başı. Ve başladı konuşmaya hırıltılı bir sesle: "Sultanım... Sultanım... Kurtarıcım... Tanrı senden razı olsun... Kurtar beni!... Kurtar beni!... Sultanım ne olur...? Yanınızda kalayım sultanım...Ayaklarınızı, ellerinizi öperim...

"Vay köpoğlusu Türkçe de biliyor..." dedi Reis.

"Türkceyi de bilirim sultanım... Reisim... Her dili bilirim... Öğrettiler bana. Hep öğrettiler. Latina bilirim. Franka bilirim. Katalan bilirim. Rumca Çince, Arapça bilirim... Bilirim ben...

-devam-

-----------------------------------------
1)- 903 hicri yılının muharremi: 1497 yılının ağustos ayı.
2)- Polya kıyıları: İtalya'nın güney kıyılarına Türk denizcileri tarafından eskiden verilen ad.


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com