ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

1979 AĞUSTOS, SAYI:38
ORGANİZMA
ZAMAN MAKİNESİ
SORUN
ÖYLESİNE GÜZEL BİR GÜN Kİ-2

ÖYLESİNE GÜZEL BİR GÜN Kİ-2


_ylesine_g_zel.ba_l_k.jpg

ÖZET (2)
Manshawlarm iletim aracı olan «KAPI» birdenbire bozulur ve Robert Hanshaw, okuluna yangın çıkışlarında kullanılan «Kapı»dan gider. Bu, annesi ve öğretmeni için büyük sorun olur; çünkü yıllardır kimse bir yere yürüyerek gitmemektedir.

-Oh, hayır. Fiziksel bir hastalıktan söz etmiycrum. Sadece şu andaki tavrı ve gözlerin bakışı. Kararsızca durakladı ve her türlü şeyi göze alarak devam etti: Düşünmüştüm ki, belki psişik denetim yapan bir aygıtla...

Sözünü bitiremedi. Bayan Hanshaw'ın tizleşen ve sıklaşmakta olan soluğunun elverdiğince çıkan sesi:
-Richard'ın sinir hastası mı olduğunu söylemek istiyorsunuz? dedi.

-Oh, hayır Bayan Hanshaw, ama...
-Tamamen bunu demek istediniz. Bir fikir! Her zaman sağlıklı olmuştur! Eve dönünce onunla meşgul olacağım. Bana anlatacağı mükemmel bir açıklaması olduğuna eminim.

Bağlantı tamamen kesildi ve Bayan Robbins kendini kırgın ve normalin dışında aptal hissetti. Yardım etmek istemişti ve öğrencilerine ne tür davranıyorsa, ona da uygulamıştı.

Duvar saatinin metal yüzüne bir göz atarak aceleyle sınıfa doğru yürüdü. Çalışma devresi sonuna yaklaşıyordu. Bundan sonraki İngilizce kompozisyondu.

Ama kafası tamamen İngilizce Kompozisyonla dolu değildi. Otomatik bir şekilde, öğrencileri için küçük okuma parçaları seçti. Her zamanki gibi bu bölümlerden birini teype yerleştirdi ve küçük vokalizeri çalıştırarak öğrencilerine İngilizcenin nasıl okunması gerektiğini göstermesi için çalıştırdı.

Vokalizerin mekanik sesi, her zamanki gibi, mükemmeli veriyordu; ama, yine her zamanki gibi, karaktersizdi. Bazan, orta seviyede bir aksan ve tonlamayla, kişisellikten ayrılarak verilen bir konuşmayla öğrencileri yetiştirmeye çalışmanın akıllılık olup olmadığını merak ederdi.

Ama bu gün, bunu düşünmüyordu. Baktığı Richard Hanshaw'dı. Yerinde sessiz oturuyordu, hem de çevresindekilerden bambaşka bir görünür sessizlikte. Çok derinlere dalmıştı ve her zamanki çocuktan çok farklıydı. Bu sabah onun olağanüstü bazı deneyler geçirmiş olabileceğini genç kıza anımsatıyordu; gerçekten de, annesine telefon etmekle iyi etmişti, gerçi kadın psişik aygıt konusunda olumsuz bir tutum içinde olsa da. Şu günlerde bu olağan bir şeydi. Her çeşit insan bu aygıta giriyordu. Herhangi bir saygısızlık ona karşı yapılamazdı. Veya olmamalıydı, her neyse... Sonunda Richard'ı çağırdı. Çocuk yanıt vermeden ve ayağa kalkmadan önce bir kez daha onu çağırmak zorunda kaldı. Genel konu şöyle bir sıralama izlemeliydi:

«Eğer Eski bir çeşit taşıtla seyahat etmek isterseniz, hangisini seçerdiniz ve niçin?»

Bayan Robbins, her devre bir başlık seçmeye çalışırdı. Bu iyilerinden biriydi, çünkü bir tarihsel değer taşıyordu. Geçen yüzyıllarda yaşayan insanların davranışları hakkında gençleri daha çok düşünmeye zorluyordu.

Richard'în alçak sesle okuyuşunu dinledi.

-Eğer eski bir taşıtla seyahat etmek istersem, dedi «ş» harfini vurgulayarak, stratotaşıtını seçerdim. Tüm taşıtlar gibi ağır seyahat eder, fakat temizdir; Çünkü stratosferde hareket eder ve iyi görüşlüdür. Böylelikle mikrop ve hastalığa da yakalanmazsınız. Bir planeteryumdaki gibi eğer gece ise yıldızları görebilirsiniz. Eğer aşağı bakarsanız bir harita gibi Dünyayı görebilirsiniz, hatta bulutları...

_ylesine_g_zel.k3.jpg

Böylece birkaç yüz kelime daha okuyarak devam etti.

Okumayı bitirdiği zaman, öğretmen eleştiri getirdi:

-«Ta-şıt» diye heceleyeceksin, Richard, «ş» kuvvetli değil. Her iki hece de aynı uzunlukta söylenecek. «Ağır seyahat» ve iyi görüş» dememelisin. Bu konuda sınıf ne diyor?

Yanıtlarla gelen kısa bir kargaşalık oldu ve genç kız devam etti:
-Tamam. Şimdi, bir sıfat ile bir zarf arasındaki fark nedir? Kim söyleyecek?

Ve böylece devam edip gitti. Öğle yemeği geçti. Bazı öğrenciler yemeğe kaldılar, bazıları evlerine döndüler. Richard kaldı. Bayan Robbins bunu kaydetti, çünkü çocuk bunu hiç yapmazdı.

İkindi geçti son zil çaldı ve her zamanki gibi yirmi beş kız ve erkek çocuk, kendilerine ait şeyleri topladılar, boy sırası oldular.

Bayan Robbins iki elini birbirine vurdu:
-Çabuk olun çocuklar. Gel Zelda, yerini al.

-Teyp delgimi düşürdüm, Bayan Robbins diye yakındı kız kendini savunmak için.
-Pekala çabuk, çabuk ol. Şimdi çocuklar, acele edin.

Duvarda bir düğmeye bastı ve bir kapak kaydı; koyu gri geniş bir "Kapı" önlerinde belirdi. Bu, çocukların öğle yemeğine gittikleri alışılmış "Kapı" değildi, ama özel okul için iyi yapılmış, geliştirilmiş bir modeldi.

Çift genişliğine ek, otomatik olarak birkaç koordinata birden ayarlanarak «otomatik seri bulucu» ile daha geniş kapsamlı bir çalışması vardı.

Bayan Robbins daima öğleden sonrasını, öğrencilerin ev koordinatlarını ayarlayarak, makinenin başında harcardı. Her defasında, Tanrıya şükürler olsun, bu işsi tamamlayabilecek dikkate sahipti.

Sınıf, alfabetik olarak dizilmişti, önde kızlar, sonra oğlanlar. Kapı siyaha bir kez daha dönüştü ve Hester Adams, içeri adımını atarken ellerini salladı:

-Hosça-a-a-a...

«Hoşça kalın» sözcüğü her zamanki gibi yarım kalmıştı.

Kapı tekrar gri ve tekrar siyaha döndü. Her birini evlerine götürmek üzere "Kapı" onları tek tek yuttukça, sıra ufalıyordu. Tabii ki, annelerden biri evdeki kapıyı (yaklaşan zamanı unutarak) özel kabul koduna ayarlamamıştı ve okul kapısı geriye işledi, otomatik olarak.

Uzun bekleyiş dakikalarından sonra, "Kapı" sıradaki bir sonraki koda kaydı. Öğrencinin iletiminde işlem tamamlanana kadar beklemiş, sonra bir telefonla unutkan anneyi uyarıp her şeyin yolunda gittiğini hatırlatmıştı. Özellikle evlerine biraz geç gitmekten ciddi olarak heyecan duyanlarda, bu her zaman için kötü sonuç verirdi. Bayan Robbins bunu, ziyarete gelen her ebeveyne anlatmaya çalışırdı, fakat her okul bitiminde en azından bir kez aynı şey tekrarlanırdı.

Kızların hepsi geçmişti. John Abramowitz geçmeye adımını attı, sonra Edmin Byrne.

Tabii, bir başka dert de, (ve en çok rastlananı da) kız ya da oğlanlardan birinin sırasını şaşırmasıydı. Bu, öğretmenin keskin bakışlarına rağmen, nadiren kuyruğun başında fark edilirdi. Fark edilmezse, çocukların yarım düzinesi yanlış evlerde belirirdi ve geriye gönderilirlerdi. Daima bir kargaşalık olurdu ve aileler sinirlenirlerdi.

-devam-