|
Arkadaşım İlter'den mektup aldığımda evdeydim. Şöyle diyordu:
«Sevgili Ayşıl
«Sana iki yıl önce söylediğim arzularım, gerçekleşiyor. Kendime güzel bir ev yaptırdım. Tam anlamıyla kusursuz, hayalimdeki ev. Her şeyi düşündüm, her şeyini kendim çizdim. Kendi buluşlarımla süsledim. Yarın gece, evimdeki ilk gecem olacak, çok mutluyum. Mutlaka gelip görmeni istiyorum. Beğeneceğine eminim. Hem de sana bir şey söyleyeceğim.»
Sevgiler
İLTER ÖZMEN.
Mektubu aldığımda çok sevinmiştim. Arzusunu gerçekleştirmişti. Birbirimizi severdik. Gürültüden nefret ederdi. İkimiz de doğaya âşıktık. Yaptığı buluşları da merak ediyordum. Mektup 5 Mart 1990 tarihliydi. Yani bugünün tarihi. Demek ki şu an yatmak için sabırsızlanıyordu. Yarın sabah yola çıkabilirdim. Hemen yatağa girerek yarını düşlemeye başladım.
@
İzmir'den uçakla İstanbul'a geldiğimde, boş bir taksi bularak yola koyuldum. Şehir dışına çıkıp epey gittikten sonra indim. Zorlukla anayolun Mersindeki yolu bulabildim. Çok heyecanlıydım.
Köşkün bahçe kapısı açıktı. Köşk yolunda yarım saat kadar ilerledim. Her taraf ağaç ve çiçekle doluydu. Sonunda köşke ulaştım. Ama kapıda, yanlış görmediysem bir polis, duruyordu. Şaşırarak yaklaştım:
-Memur bey, burası İlter Özmen'in evi değil mi?
-Evet efendim. Kendisini biraz önce hastaneye götürdüler. Siz kimsiniz?
-Ben nişanlısıyım. Adım, Ayşıl Berkem. Onu neden götürdüler?
-Üzgünüm, sanırım ölmüştü.
Birden donup kalmıştım. Ölmüştü, olamazdı... Niye olsundu? Bir şey demeden içeri girdim, uşağı Sami'yi buldum.
-Sami söyle ne oldu. Hiçbir şey anlıyamıyorum.
-Ben de anlıyamadım efendim. Akşam odasına girdiğinde çok mutluydu. Sabah kalkmayınca baktım, ölmüştü. Sanırım evde bir uğursuzluk var; zaten ben de birazdan burayı terk ediyorum.
@
|
|
|
|
|
(1979, Sayı:37, Sayfa:22)
Biraz sonra evde yalnız başıma kalmıştım. Akşama doğru polis de gitti. Yatak odasına girdim, hâlâ açıktı.
Hastaneye telefon edip sorduğumda, ölüm sebebini anlıyamadıklarını; sadece ölünün vücudundaki hücrelerin ve sinirlerin uyumsuzluk halinde olduklarını söylemişlerdi. Yani doğal düzenlerini kaybetmişlerdi. Bu uyumsuzluğa neden olan şeyi araştıracaklardı. Demek ki cinayet değildi. Öyleyse neydi? Bunu anlamanın en güzel çaresi bu odada yatmaktı.
Birden ürperdiğimi hissettim. Odadan çıktığımda ürpertim geçmişti.
Hafif bir şeyler yiyerek tekrar odayı girdim. Ürpermem tekrar başlamıştı. Aynanın karşısına geçip saçlarımı taramaya başladım. Soyunup geceliğimi giydim. Elimden geldiğince yatışımı geciktiriyordum. Bunu fark edince güldüm. Uykum gelmişti, gidip oda kapısını kapattım.
Yatağa uzandığımda ürpermemin hızlandığını fark ettim. Evet ürperiyordum. Odayı gözden geçirdim. Odada anlıyamadığım, ama hissettiğim bir gariplik vardı. Neydi? Gözlerimi kapattım; ürperdiğimi şimdi daha çok hissediyordum. Sanki bütün bedenim isyan ediyordu. Ama neye karşı?
Gözlerini. tekrar açtım. Odada bir şey vardı. Veya yoktu! Bir türlü tanımlıyamıyordum.
Birden dayanamıyarak yataktan fırladım. O zaman, bir yatak hışırtısı dahi duymadığımı fark ettim. Yoksa yanılıyor muydum? Bağırmak istedim, bağırdım da... ama sesim çıkmıyordu... Yahut da çıkıyordu da...
Bu odada ses yoktu!
İlter'in buluşunu anlamıştım: Sesi yutan, yok eden bir şey bulmuştu. Her tarafım titremeye başlamıştı. Çıldırmamak için odadan fırladım.
Salonun tüm pencerelerini açtım. Gecenin sessizliğindeki sesleri dinliyerek uykuya daldım.
|
|
|
|