|
1940 yılında doğmuştu Ayhan. Çocukluğunu İstanbul'un Üsküdar semtinde geçirmiş, babası emekli olunca da Trakya'daki çiftliklerine taşınmışlardı.
Hem okuyor, hem de tatilleri çiftliğe giderek atlarla, kümes hayvanlarıyla, çiçeklerle uğraşıyordu. Bu şekilde ilkönce Fen Lisesini, sonra Tıb Okulunu bitirdi ve bir sene stajdan sonra Anadolu'nun sevimli bir kasabasında göreve başladı. Orada Ayşe isimli bir kızcağızla evlendi ve çoluk çocuk sahibi oldu.
Fakat ne yazık ki kader onu, karısının ve iki çocuğunun elinden alacaktı. 37 yaşında daha hayatın pembe yıllarındayken Ayhan, bir araba kazası sonunda hayattan ayrıldı.
@
Dünyada geçirdiği son günün sabahı bir şeyler almak amacıyla evinden ayrılmıştı. Giderken, sanki bir daha göremeyeceği içine doğmuş gibi çocuklarını doyasıya öpmüştü. Arabasına atlamış ve neşe içinde şehre doğru yol almaya başlamıştı.
O gön Ayhan'ı akşama kadar beklediler. Ertesi gün polis tarafından yapılan aramalar sonunda arabası bir uçurumun dibinde param parça olarak bulundu. Fakat cesedi ortalıkta yoktu. Güvenlik Ekipleri onun yanarak kül olmuş veya kaza sırasında çok uzaklara fırlamış olabileceğini öne sürerek olayı örtbas ettiler.
Ayhan geriye gözü yaşlı bir kadın ve iki küçük öksüz bırakmıştı...
@
MAKTORA kötü kalpli bir insandı. Yapmadığı sahtekârlık, dolandırıcılık yoktu. Her kötü işde onun parmağı, her olayda onun ismi vardı. Bir kaç kez tutuklanmış fakat kesin delil olmadığı için bırakılmıştı. Bulunduğu şehirde polisler ve halk ondan son derece bıkmıştı. Bu durum yıllarca sürdü.
2810 yılının ilk ayında Maktora ilk cinayetin işledi. Fakat kesin kanıt olmadığı için yine yakalanamadı. Bu olaydan tam iki yıl sonra, yani 2812 yılında ikinci ve üçüncü cinayetlerini de işledi. Bu cinayetleri işlerken önceden hazırlandığı ve çok dikkatli davrandığı için hiç bir kanıt bırakmıyordu.
|
|
|
|
|
Yazarımız, zamanda yolculuğu, bir hastanın iyileşmesi için kullanıyor. Acaba başarıya ulaşacaklar mı öyküdeki bilim adamları, yoksa sonuç bir felâket mi olacak?
(1979, Sayı:34, Sayfa:14)
Fakat ani bir öfke sonucu işlemiş olduğu bir cinayetle yakayı ele verdi. Öldürdüğü adamın pek işe yarar biri olmaması nedeniyle idam edilmedi. Yalnızca 37 yıl SÜRGÜN CEZASI verildi.
O yıllarda Dünya çok kalabalık olduğundan suçlular için de ayrı bir yer açma olanağı yoktu. Onları cezaları süresince geçmişe sürgün olarak gönderiyorlardı. Fakat bu işlemden önee geçmişte bir şeyler karıştırmamaları için beyinleri geçici olarak siliniyordu.
Maktora'ya da aynı şeyi uyguladılar, ilk önce beynini silerek belleğini saf bir bebek durumuna getirdiler. Sonra zaman iletgeçiyle bir bebek olarak 1940 YILINA sürdüler.
Maktora gözlerini bir doğum evinde açtı. Fakat hiç bir şey hatırlamıyor ve hiç bir şey bilmiyordu.
Yeni yaşantısına başladığı ilk gün ona Ayhan adını koydular. Yavaş yavaş büyüdü, okudu, doktor oldu ve evlendi.
37 yaşının mutlu bir gününde sürgün cezası sona eriyordu. O gün arabasıyla giderken birden kendisini 2850 yılında bulunca her şeyi hatırladı…
Cezası bittiği için Yüce Mahkeme'den ayrılırken yıllar öncesindeki evini, karısını ve çocuklarını düşündü. Her şey ne kadar iyiydi. O günleri özleyecekti.
İçini çekerek eski dostu Pockson'u aramak amacıyla dar sokaklardan birine saptı ve gözden kayboldu...
|
|
|
|