|
ÖZET (2)
New York Üniversite Kulübünde, sohbet sırasında Binbaşı Young, Kamboçya'da gördüğü yamyam sarmaşığı anlatır. Ona İngilterede'de rastlayınca, araştırma için New York'a gelmiştir. Yeastford Belediye Başkanı, tanımlanan bitkinin benzerini, Yeastford'daki bir çukurda da görmüştür.
Milligan bir yudum viski aldı. Pantolonun paçasını çekti, çorabını indirdi.
-Bakınız! dedi.
Baldırları iyileşme yolundaki mor yuvalarla doluydu.
-Sarmaşığın üzerine düştüm. Conway elimdeki baltayla beni kurtarabildi. Bir kaç gün yatakta kaldım. Bacağım çıbanlarla dolmuştu. Çukurdaki yavru sarmaşığı görmek istiyorum, binbaşım! Bu konuda ne düşünüyorsunuz bay White? Angkor ve İngiltere'deki sarmaşıklar arasında bir ilişki görebiliyor musunuz?
-Olabilir! Ölü kentlerin terk ediliş sebepleri, bilim adamlarına her zaman bir bilmece olmuştur. Bazıları bir iklim değişikliğinden, bazıları da salgın getiren böceklerden söz ederler. Her şehrin yakınında bir bataklık çukur olduğunu ve bu çukurların tufan öncesine ait bir çeşit bitkinin çıktığını düşünelim Korku halkı panik içinde şehri boşaltmaya sevk edebilir. Binlerce yüzyıl evvel yaşam garip ve korkunçtu. 15 metre boyunda yer solucanları, 10 metre kanat açıklığında yarasalar vardı. Burunlarından kuyruklarına 30 m.yi bulan hayvanlar mevcuttu. Sonra her şey değişti.
Mastodont'lar ve dev fujenler küçük hayvanlara, küçük bitkilere ve 2 metreyi aşmayan yaratıkların kralı insana yer açmak için yok oldular. Bazı kişiler izole olmuş alanlarda okyanusun içinde, girilmemiş mağaralarda tarih öncesinin dev yaratıkların halâ yaşadıklarını; sessizce uyuduklarını; dünyaya yine hükmetmek için meydana çıkma zamanını beklediklerini iddia etmektedirler. Belki bu binlerce yıllık bekleyişte, bizim düşünme imkânı bulamayacağımız yeni özellikler geliştirmişlerdir. Söz gelimi: Bitkiler, iyi plânlanmış bir projeyi uygulayacak şekilde düşünebilirler mi? Şayet, muktedirlerse bitki sınıfının insan soyu ile savaş yapmasını kim engelleyebilir? Bu hipotezi demin okuma salonunda açıkladığımda bana kahkahayla güldüler. Binbaşı Young'la beraber gidip göstermek istediğini görmeliyiz... Sonra da sizle İngiltere'ye gideceğim Milligan!
Dünya çöllerinin zapt edilmez kaşifi Milligan, Bir kuş gibi ürkek, bilgini seyrediyordu Tehlikeyle sık sık karşılaşmıştı, ama şimdiki bambaşka bir durumdu.
-Bu ölü kentleri ziyaret ettiğimde, hep bunları düşünüyordum. Bazı şeyler bu insanları avlamıştı. Ağır ağır gelmişti! Ne barbarların korkunç istilalarına ne de vahşi hayvan saldırılarına benziyordu. Ağır ağır gelmişti ve insanlar, meydanı ona bırakarak kaçmışlardı. Bu gün bir kaç maymun Angkon'un çatılarında gizlice zıplıyor ve nadir papağanlar Lubaantum'da ötüyorlar; ama toprağa çok yaklaşmaktan çekiniyorlar. Yerliler de korkuyorlar; bu yerlerin cinlerce istilâ edildiğini anlatıyorlar; Çünkü gerçeği söylemiyorlar, gerçekte onları dehşete düşüreni açıklamıyorlar.
|
|
|
|
|
Milyonlarca ruhu sürgüne götüren şey o denli korkunç ve müthiş ki, insanlar, bu anılan hafızalardan silip atabilmek için bütün güçleri ile gayret ediyorlar. Bu tehlikenin, yerden geldiğini hissediyorum. İşte beni düşündüren ve başkalarının bilimle alay edeceklerine emin olduğum için kimseye söz edemediğim şey bu! Bana inandığınız için mutluyum! Eğer Yeastford'a, bu çukuru incelemeye gidersek, belki ne yapılması gerektiğini kararlaştırabiliriz.
-Hızlı düşünmemiz gerekir! Bitki, şehirlerimize geçmişte yaptığı gibi veya İngiltere'nin bu küçük bölümünde başladığı gibi saldırırsa, uygarlığımız tehdit ediliyor demektir! diye haykırdı White.
-Gidelim öyleyse! dedi başkan. Hiçbir şey bizi yok edemez! Yeterince güçlü ve zekiyiz! Ayrıca onunla savaşacak kadar imkânımız da var!
***
Yeastford Emlâk Kurumu, güney Yeastford'da bir kaç hektarlık yer aldığında çukurun varlığını biliyordu. Para getirmeyeceğini ve başkasına satılamayacağı bilindiğinden, kuyuyu almaya karşıydı; fakat kâr ve zarar hesaplarınca hisse fiyatları arttı; bu da kurumun ya¬rarına olmuştu.
Yeni kent, çukurun etrafında inşa edilmişti. Devlet yolu bir taraftan, tren yolu diğer taraftan geçiyor; diğer iki cadde dörtgeni kapatıyordu. Böylece çukur üç yandan cadde ve evlerce, bir yandan D.L.S demir yoluyla çevrilmişti.
Yeastford, bayındır ve hoş küçük bir yerleşmeydi. Halk, çukurun önünden her gün geçtiği için; onu tamamen kanıksamıştı, hatta önemsemeye de başlamıştı. Sağlam bir barikatla çevrilmişti. Yuvarlak bir tabana doğru, dike yakın bir eğimle iniyordu. Aşağısı her yağmurda ça¬murlu suyla dolar; yazın kurur, kışın buzla kaplanırdı.
Ağaçlar yar üzerinde çaprazlama yetişiyordu, altları eğrelti otları ve yosunlarla kaplıydı Bir kaç nilüfer, durgun suyun üstünde durmaya çalışırdı. Tek ziyaretçileri sivrisinek bulutlarıydı. Yuvarlak yaygın yapraklar üzerinde, sıkılganlıkla oturmaya çalışan küçük yeşil kurbağalar geceleri kıyamet koparırlardı.
Nadir kürklü tavşanlar ve sincaplar ceviz ağaçlarından düşmüş cevizleri toplarken, kuşlar yaban üzümlerini tıka basa yerlerdi. Bazen bir köpek fundalarda gezinir tavşanları yakalamaya çalışırdı
***
.
3 adam, avcının köpeğini yitirmesinden 48 saat sonra, küçük kente geldiler. Şans eseri yağmurlu ve sisli gündü. Çukura görülmeden gelebildiler. Seti atlayıp, görünmeden dik yamacı inmeye başladılar. Birkaç dakikada bataklığa ulaştılar. Sarmaşığı ve av köpeğinin .cesedini gördüler. Belediye başkanı, bir sopayla onu çevirdi:
-Ölmüş! Eski bîr deri gibi de kupkuru.
-devam-
|
|
|
|