ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

1978, SAYI:22
UZAK DÜŞÜNCELER
YANIT
BK'dan ÖRNEKLER
SARMAŞIK-1
FRANSA'da BK AKIMI

SARMAŞIK-1


sarma__k.ba_l_k.jpg

Yeasford'un neşeli belediye başkanı:
-Çok içtin, Bili! diye haykırdı, küçük şehrin sarhoş noterlerinden birine. Bu kez çok ileri gittin, yoksa böyle saçma şeyler anlatmazdın. Şimdi git yat! Bu sarhoşluğu üzerinden attığın zaman, daha değişik düşüneceksin. Köpeğin de eğlencesinden döndüğünde, düşündüklerinin ne derece saçma olduğunu anlayacaksın!

-İçtim, bu doğru! diye kabullendi William Coonel. Benim gördüğümü gördükten sonra kim olsa içerdi. Bostandaki yarığa siz de inin, sonra gelip konuşun!

Sözünü bitirince sallana sallana bürodan çıktı. Young:
«Bu küçük kentin belediye başkanı, unutulmuşların arkadaşı olma işi, bazı zamanlar yaşlı bir asker için epey yorucu oluyor,» diye düşündü. «Belediyeyi kapatıp, New York'a gideceğim. Üniversite Kulübünde bir kaç saat geçirmek, bana taze güç saylayacaktır.»
***

İki saat sonra kulübün okuma salonuna giriyordu. Bir köşede oturan kalabalık guruptan gülüşmeler yükseliyordu. İddialı bir ses:
-Gülüyorsunuz ama tekrarlıyorum! dedi. Bir dahaki savaşlar insanlar arasında değil, insanlarla bitkiler arasında olacaktır.

İngiliz konsolosluğunda ateşe yüzbaşı L'Lewellen:
-Yani size göre, güzel kokulu küçük çiçeklere, güllere ve menekşelere karşı savaşmaya mı gideceğiz? diye sordu.
-Tam anlamıyla!

Neşeli meraklılar arasında bir geçit açıldı. Birçok savaşa katılmış gazeteci Jenfcence, kalabalığın ortasına ulaştı.
-Röportaj konusu buldum! diye haykırdı Ne ilginç manşet! 5 piyade tümeni, Yeni Meksika'da kaktüsler tarafından kuşatıldı! Meryland'daki ağır kayıp: Çuha ve inci çiçekleri kuvvetlerince örtülen bir çok asker... Orkide ve Gardenya generalleri esir alındı! Papatya, tümenlerinin bizim yıldırım kuvvetlerimizce imha edildiğini itiraf etti. Vatansever kadınlar, Menekşe ve Güllerle savaşmak üzere bağ makasları ile silahlanmış bir alay kurdular... Dalya çiçekleri bozgun halinde kaçıyorlar!..

Gülüşmelerden rahatsız olan yaşlı kulüp üyeleri, sessizlik çağrısında bulundular. Alayların hedefi olan botanik uzmanı White, ciddiyetini koruyordu. O anda iki yabancı dikkatini çekti. Birincisi kartını uzattı.
-Milligan, araştırmacı! Sizi görmek için okyanusu geçtim.
-Ben de Yeastford belediye başkanı ve kulübün kurucu üyesi, idareci Young!

-İkinizi de tanıdığıma memnunum, dedi White. Dünyanın görmeyi hayal ettiğim bütün köşelerini ziyaret ettiği için Milligan'a her zaman hayranım ve gıpta ederim. Size gelince bayım, eğer kaybolmuş taburun binbaşısı Young iseniz, benim en gözde kahramanlarımdan birisiniz demektir!

Young :
-Akşam yemeğini kulüpte beraber yiyebilir miyiz? diye teklif etti. Rahatça gevezelik edebileceğimiz sakin bir oda ayarlamak mümkün. Bana öyle geliyor ki, düşünceleriniz çok ilgimizi çekecek!

-Doğal olmayan bazı şeyleri anlatmakta yeterince tedbirsiz davrandım. Benimle alay etmeleri normaldir.
-Hiç de değil! diye itiraz etti kaşif. Beni İngiltere'den Bay White'i görmeye getiren sebep budur!
-Eh buna gerçekten "memnun oldum! Artık yemeğe gidebiliriz.
***

sarma__k.k2.jpg

Yemekten sonra, özel odada, binbaşı Young konuşmayı açtı:
-Bay Milligan, Bay White'tan ne öğrenmek istediğinizi açıklar mısınız? Kızarmayın Bay White! Ben sizin birçok diplomaya sahip olduğunuzu ve Amerika'da, botanik alanında büyük şahsiyet kabul edildiğinizi biliyorum: Milligan'ı Gobi ve Honduras'ta önemli kişi durumuna getiren çalışmalar gibi, siz de laboratuar çalışmalarıyla tanınıyorsunuz. Ve işte ben Charles Young, iki tanınmış adamla aynı masayı paylaşma şerefine ulaşmış durumdayım; ne mutlu bana! Evet sizi dinliyoruz Milligan.

Uygar hiç kimsenin ayak basmadığı yerler hakkında 10 kadar kitap yazmış İngiliz, ağır ağır sigarasını küllükte ezdi. Sözlerini özenle seçerek konuşmaya başladı:

-Seyahatlerim boyunca bir çok ölü kenti ziyaret ettim. Fransız Mouhot'un yüz yıl önce keşfine kadar varlığı bile unutulmuş, Kamboçya'daki milyonlarca Asyalı'nın yaşadığı eski Kimer krallığının başkenti Angkor gibi yerlerde haftalar geçirdim. Honduras'ta harikulade yapıları, ve dev ormanlarda kaybolmuş beyaz mermerden piramitleri ile Maya şehirleri gördüm. Buralarda, Lubaantum ve Bengue Viejo da kaldım. Her yerde kendime aynı soruyu sordum: Niçin öldüler, ya da neden nasıl öldürüldüler? Bazılarında, halkın bir gün içinde buraları terki kararlaştırdığı seziliyordu. Fakat kim zorlamıştı onları?

Soruları ne kadar arttırsam o kadar daha merakta kalıyordum. Sözgelimi Kamboçya'da bende büyük sürpriz yapan bazı şeyleri merkezi Amerika'da da saptadım, hatta gördüm. Bu öyle bir şeydi ki çok emin olduğum halde fantastik, yabancı, konuşmaya cesaret edemeyeceğim kadar imkansızdı. Ben dostumuz White gibi değilim! Benimle alay edilmesine tahammül edemem! Dolayısıyla, kendi kendimi yedim durdum. İngiltere'ye döndüğümde de aynı şeyi tespit edince umutsuzluğa kapıldım; ama White adlı Amerikalı botanikçinin, büyük ve önemli çalışmasını haber aldım. Burada bulunuşumun nedeni budur.

-İngiltere'de ne gördünüz? diye sordu White.
-Olay, arkadaşım Martin Conway'i görmeye gittiğimde vuku bulmuştu. Amcasından ona esaslı bir servet ve tamir ettirip yerleşmeyi kararlaştırdığı güzel bir malikâne kalmıştı. Maidstone, yakınındaki Allington Castle'a gitmişti. Malikânenin yeri çok hoştu. Orada yerleşmek de güzel bir fikirdi; ama arsız yer sarmaşığı, onu iyice yıldırmıştı. Bütün çevre, bazı dalları 15 cm. eninde bu sarmaşık tarafından istilâ edilmişti. Şatonun duvarları, 3.5 metreye ulaşan yüksekliklere dek, kaplanmıştı; ve bu azgın yaratık meşeleri boğarak, her şeyi sık yaprakları ile örterek, evin içi-dışı dahil parkta ve ormanda ne bulursa silip süpürüyordu. Bir aydan fazla uğraşıp ortalığı temizlemişler ve kısa bir tatil yapmışlardı. Dönüşte çalışmalarını tanıyamamışlardı. Durum cesaret kırıcıydı.

Arkadaşım Conway, beni on kilometre kadar uzakta bulunan bir başka şato kalıntısına götürdü. Bina sanki doğranmış, parça parça edilmişti. Sarmaşık, köklerini en ufak yarığa daldırarak bütün yapıyı sarmış; duvarları kalın bir halı gibi örterek binanın tepesine kadar çıkmıştı. Her şeyi sökmeye ve çekmeye başlamış, şato günden güne yıkılmıştı. Leybourne şatosu, yeşil yapraklarla kaplı bir taş yığınından başka bir şey değildi, artık!

-devam-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com