ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

1978, SAYI - 21
GELECEĞİN YAŞAMI-4
KENTLER-MİMARİ
KUŞLAR
SATAN'ın DÖNÜŞÜ-6
MU UYGARLIĞI

SATAN'ın DÖNÜŞÜ-6


satan_n_d_n___.ba_l_k.jpg

ÖZET (6)
Ölen amcasından kalan evde Marshal Hunter, arkadaşı John ve yeğeni Rommer ile garip olaylara tanık olur. Birtakım kara prizmalar Coatal Taşı ve Ecla, bir bilmecenin anahtarları gibidir. Ecla, kayıp pre-Maya uygarlığına ait, Sathanas adlı bir efendinin emrine verilmiş, onunla birlikte yüzyılların geçişini fark etmeden uyumuş bir genç kızdır. Uyandığında tek düşüncesi, ne olduğunu bilmediği Satan'ı yok etmek için Coatal Taşı'nı ele geçirmektir. Kara prizmalar ise, Satan'ın uçan haber aygıtlarıdır. Sonunda Satan'ı bulmak için Yucatan'a gider, efsanevi Maya kentine girer ve Satan ile karşılaşırlar!

İnsan beyinlerinden bu yarım kürenin içine alınmadan önce, insan olmalıydı. Gerçekten de, Mu'nun uzun araştırmalar sonucu elde ettiği deneylere göre, yaşayan canlı gövdelerden alınan ve birleştirilen sayısız insan beyni.,. Mu'nun bilginleri yaratmışlardı, onu. Marsh doğru tahmin etmişti. Sathanas'ın efsanesi Mu'dan gelmeydi. Fakat niçin bilginler onu yaratmışlardı?

Sathanas sorumu yanıtladı. Mu'lu bilginler, bugünün bilginleri gibi, gelişen bilimin sayısız sorularını yanıtlamada zorluk çekiyorlardı. Bir insanın yaşam süresi, birçok sorunu inceleyip sonuçlandıracak derecede uzun olmuyordu. Öznelleştirmeye gidilmişti, fakat bu da çözüm sağlamamıştı.

Bir çözüm bulabilmek için, operatörler Sathanas'ı yaratmışlardı, bir süper beyin olarak... Problemlerini çözüme götüren muazzam bir makine... Yüzlerce beynin gücünden hareket eden bir beyin!

Fakat bu işlemi yaparken, gözlerinden kaçan bir şey vardı. Kullanılan beyinler, canilerin ve suçluların beyinleriydi. Bilginler, bilim uğruna kendi beyinlerini sunmaktan kaçınmışlardı. Hatta acı çekmekten kaçınmışlardı ve bu ölen kişiler, kendilerini öldürenlerden nasıl nefret ediyorlardı, bir bilseler!

Sonuç ortadaydı. Her beyin dokusu, Sathanas'ın beynine katılırken iki şeyi de birlikte götürüyordu: Dayanılmaz bir acının anısı ve ölümsüz bir kin... Parçalar bir bütün olarak çalışmaya başlayınca... Sathanas düşünen bir makine olarak yaşamaya başlayınca belleği yoğun bir acı ve canlı bir nefret taşıyordu.

Mu'dan, onun bilginlerinden ve tüm insanlardan nefret etti. Bekledi ve öğrendi. Sonra harekete geçti.
«Mu nerede?» diye sordum.
Denizin derinliklerindeydi, bir daha çıkmamak üzere.

Şimdi, uzun yüzyıllar sonra tekrar canlanıyordu, Sathanas. Belleği yine ıstırap ve nefret doluydu.

Birden, üzerimize yönelen ışık söndü. Hareket edebiliyorduk ve Rommer ilk iş olarak silahına sarıldı, cam küreye ateş etti. Fakat hiçbir şey olmadı. Mermilerin, üzerini çizmediğine yemin edebilirim. Sanki görünmeye bir duvara çarpmış ve ona ulaşamamışlardı. Rommel, aptallaşmış bir yüzle Sathanas'a baktı. Sonra elindeki işe yaramayan tabancayı, küreye doğru fırlattı. Yine, görünmez bir duvara çarptı ve sekti.

Bir kuvvet dalgası fışkırdı, beyinden. Üçümüzü de kıskıvrak bağladı. Çevremizdeki prizmalar çıngırdıyorlardı, durmamacasına. Bu ışın, bizi büyük bir ağırlığın altında eziyordu, sanki. Bir tünele doğru sürüklendiğimizi hissettim. Oldukça büyük bir odaya vardık. Yerde insanlar yatıyorlardı. Biz de devrildik, yanlarına.

Sathanas'ı iki kez yenmeye çalışmış ve iki kez başarısızlığa uğramıştık...

beyin.k.jpg

COATAL TAŞI'NIN SIRRI

Günler birbirini izliyordu. Tozu toprağı süpürüyor, ağır taşları kaldırıyor ve yüzyılların yıkıntılarını temizliyorduk. Üçümüz ve Ecla'nın soydaşlarından yirmi kişi kadardık. Kaçmayı aklımızdan geçiremiyorduk, çünkü şu uğursuz prizmalar yanımızdan ayrılmıyordu, bir türlü. Çalışırken, fazla yaklaşmıyorlardı; böyle, zamanlarda fısıltıyla konuşabiliyorduk. Fakat kazdığımız ve temizlediğimiz tünellerde biraz gizlensek, prizmalar ava çıkıyorlar ve bizi hemen buluyorlardı.

-Sathanas ile dövüşmeliyiz! dedi Rommer, fısıltıyla.
-Nasıl? diye sordum.

Rornmer, Coatal Taşına değinmiyordu, çünkü uçağın düşüp yandığı yerde parçalanmıştı. Ecla bu konuda uyarmıştı, bizi baştan. Fakat Marshal, artık umutlu değildi:
-Elimizde olsa da çeviremeyiz üzerinde yazılanları, dedi.

Ecla ona döndü ve bir şeyler söyledi. Marsh, çalışmayı bırakmıştı.
-Sen onu çevirebilirsin! İşte bunu öğrenmek istiyordum. Parçaların üzerindeki tüm şe¬killer ezberimde, bunları sana çizebilirim.

Kaçmak için bir olanak bulmuştuk. Sathanas'ı yenme hayaliyle prizmaları unutmuştum. Tepemde biri çıngırdayınca, şaşırıp kaldım. Fakat içimi bir korku da sarmıştı. Konuştuklarımızı duymuş ve Sathanas'a iletmiş miy¬di? Bunu zaman gösterecekti.

Bir metal ve bir taş parçasıyla, Marsh iki gece uyumadan Coatal Taşı'nın sembollerini çizdi. Uyurken, çevremizde prizmalar bulunmazdı. Koridorda nöbet tutarlardı. Yüzyıllar sonra, Sathanas dinlenmek için gerek duymuyordu artık.

Üçüncü gecenin sonunda, Marsh sembollerin çizimini bitirdi. Bu garip şekiller bize bir şey ifade etmiyordu, ama Ecla bunlardan çok şeyler anlıyordu. Bu sırrı çözdükçe de, korkudan gözleri büyüyordu. Soydaşları onun çevresini almışlardı ve ne anladığım ona soruyorlardı, fısıldayarak.

Rommer, Marsh'ı dürttü ve :
-Sor bakalım, ne anlatıyor? dedi.

Önce, Ecla yanıt vermek istemedi. Tekrar sorulunca anlatmaya başladı. Marsh'm da yüzü asılmıştı:
-Diyor ki... Çok önceleri o ve tutsaklar Sathanas ile birlikte uykuya dalınca... Halkı bir göl keşfettiler, bir yeraltı suyu, mağaraların batı ucunda. Açık bir yol bırakacak şekilde, burayı bir bentle tıkadılar; bendi açmadılar, çünkü esirlerin de kaçmaları için bir fırsat tanımalıydılar. Dediğine göre, Coatal Taşı, bu bendi nasıl bulacağımızı ve açacağımızı anlatmaktadır bizlere.

Su! Bunu şimdiye kadar niçin düşünmemiştim? Su, Sathanas'm elektriksel gücünü söndürecek bir maddeydi, böylece radyo yayınını kesebilir ve prizmaları durdurabilirdik.

-devam-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com