|
Aralık ayının 3'ünde hava döndü; kış gelmişti.
Oysa sonbahar tatlı ve yumuşak geçmişti. Yapraklar yeşil ve turuncuydu. Dünya sıcaktı, saban toprağı yardığında.
Nat Hocken, çiftliğinde haftada üç gün çalışırdı. Oysa daha sık çalışabilecek kadar güçlüydü. Öğlenleri yüksek tepelere oturur, denize bakardı. Kuşları izlerdi.
Sonbahar, bu iş için en ideal mevsimdi. Binlercesi gökyüzünde geniş çemberler çizerek dönerlerdi. Bazen yiyecek için tarlaya konarlardı. Şimdi aç değillerdi, isteksizdiler. Gezme heyecanıyla yeniden göğe yükseldiler.
Siyaz-beyaz, küçük-büyük, birlikte gelirlerdi; sessiz değil, daima kavgacıydılar. Nat, kayadan aşağı baktı ve suyun kenarındaki deniz kuşlarını seyretti. Denizin gel-gitini izliyorlar ve kumsalda koşuşuyorlardı. Bağırıp çağırarak, dalgaların üzerinde uçuşuyorlardı. Nat:
«Kış geliyor!» diye düşündü. «Çoğu ölecek. Az zamanları olduğunu bilmeliler... Belki de bu yüzden heyecanlılar.»
İşten sonra, Nat, tarla boyunca eve doğru yürüdü. Binlerce kuş, güneşin son ılık ışıklarında uçuşuyordu. Rüzgâr yoktu; gri deniz sessiz ve sakindi.
Gece, aniden hava değişti.
Nat, sabaha karşı 2'den sonra uyandı ve rüzgârın sesini duydu; doğudan gelen soğuk ve kuru rüzgârı ve denizin homurtusunu dinledi. Sonra camın tıkırtısını işitti.
Yataktan fırladı, pencereyi itti. Kanadı açtı, bir şey avucuna düştü. Bir kanat çırpışı... Yukarı doğru kayboldu. Pencereyi kapadı ve yatağına döndü. Parmakları ıslaktı, ağzına götürdü. Kan tadı aldı. Herhalde kuş ürkmüş, bu yüzden onu gagalamıştı. Birazdan uyudu.
Az sonra, tıkırtı yeniden başladı; bu kez daha güçlüydü. Karısı uyandı ve bu sesten uyuyamayacağını söyledi. Nat pencereye gitti ve ikinci kez kanadı açtı. Bir değil, bir düzine kuş, yüzüne doğru saldırdı. Bağırdı ve kollarıyla korunmaya çalıştı, İlki gibi çatıya uçtular.
KUŞ TÜRLERİ YOK OLUYOR
|
|
|
|
|
Dafné du Mauriér'in Fantastik Korku türündeki bu öyküsü, ünlü yönetmen Alfred Hitchcock tarafından filme alınmış ve klasikleşmiş bir eserdir. Yukardaki resimler, Finlandiya ve Rus gösterim reklamlarıdır.
******************************************
Bu sırada, çocukların odasından çığlıklar duyuldu. Koştular. İçerisi, kanat sesleriyle doluydu. Pencere açıktı ve odaya kuşlar doluşuyordu. Duvarlara çarpıyorlar, çocukların yatağına uçuyorlardı. Nat'ı görünce, ona saldırdılar. Çocukları kapıya doğru itti, Nat, kanadı örttü. Kuşlarla yalnız kalmıştı. En yakın yatak çarşafını kaptı, savurmaya başladı. Kuşlar, döne döne saldırdılar. Ellerini, başını gagaladılar. Gagalarını, birer çatal ucu gibi batırıyorlardı.
Uzun süre sonra kanat çırpışları durdu. Çıt çıkmıyordu, odada. Dışarıda gün doğmak üzereydi. Yerde 50 kadar minik gövde vardı. Çeşitli tipte bir yığın kuş, aynı düşmana karşı savaşmak için birleşmişlerdi Ölü gagalarına, Nat'ın kanı bulaşmıştı.
-Hava bu gece değişti! dedi karısı. Henüz kar yok. Aç olmalılar. Tarlada yeterince yiyecek var.
-Nedeni havadır, dedi Nat. Havadır, inan bana!
Arka kapıyı açtı. Gök sert ve ağırdı. Kahverengi tepeler, boş ve karanlıktı. Doğu rüzgârı, yaprakları yırtıyor, bulutlara doğru püskürtüyordu. Nat yeri tekmeledi, katıydı taş gibi. Bu kadar ani değişiklik hiç görülmemişti. Kara kış, bir gecede bastırmıştı.
Ölü kuşları bir çuvala doldurdu ve deniz kıyısına gitti. Kumda bir çukur kazmak ve onları gömmek istiyordu. Oraya varınca, doğu rüzgârının gücüne yenildi. Çuval açıldı ve yel, minik gövdeleri önüne kattı, kumsala saçtı.
-devam-
|
|
|
|