|
"Geleceğin Yaşamı" bölümünde ele aldığımız "Geleceğin Kentleri ve Mimarisi", çeşitli yazarlar tarafından değişik şekilde roman ve öykülerde işlenmiş, aralarında bilim adamlarının da bulunduğu bazı yazarlar, konu ile ilgili değişik varsayımlar ileri sürmüşlerdir:
H. G. Welles'in "Zaman Makinesi", "The Time Machine" adlı romanında, zaman içinde hareket eden bir makine icat eden Zaman Gezgini'nin, bugünden binlerce yıl ileriye giderek, yeryüzündeki insanların yerüstü ve yeraltında yaşayan iki türe ayrılacaklarını, üstte yasayanların, aşağıda çalışanları kullanacaklarını, alttakilerin ise üsttekileri birer sığır gibi beslediklerini ve yediklerini anlatmaktadır:
«Ayaklarımın altındaki dünya, dev bir köstebek yuvası gibi, bu yeni ijrkın yaşadığı tünellerle oyuk oyuk olmalıydı. Gerçekten, hava bacaları ve kuyulara ırmağın vadisinden başka her yerde, bayırlarda bile rastlanması tünellerin ne geniş bir alana kol saldığını gösteriyordu.
Uygarlığın süs ve gösterişle ilgili olmayan erekleri için yeraltının kullanılması yolundaki eğilimi bilirsiniz; Londra metrosu, elektrikli trenler, tüneller, yeraltı atölye ve lokantaları birer örnektir, üstelik bunlar gittikçe büyüyor ve artıyorlar. Sözünü ettiğim eğilimin, Sanayi isçilerini yavaş yavaş gün ışığında yaşamak hakkından yoksun kıldığını düşünüyordum. Giderek daha derine, daha büyük yeraltı fabrikalarına yönelinmiş, gün geçtikçe oralarda daha çok kalmak gerekmiş ve sonunda olan olmuştur, demek istiyorum!...
Yukarı dünyalıların içinde yaşadıkları sonsuz güvenlik onları yavaş yavaş soysuzlaşmaya götürmüş, güçlerini azaltmış, bedenleri küçülmüş, zekaları sönmüştü.» (Zaman Makinesi, Sf: 87,88,89
@
David WHITAKER'in "Dr. Kim ve Dalekler" adıyla Türkçeye çevrilen romanı "Dr. Who and Daleks"de, Daleklerin kenti söyle tanımlanmaktadır:
«Kendimizi silindir şeklindeki binalardan birinin en üst katında bulduk. Karşımızdaki duvar baştanbaşa camdan yapılmıştı ve tavana doğru uzanıp bir kubbe meydana getiriyor, insana burasının bir gözlem yeri olarak kullanıldığı izlenimini veriyordu. Gerçekten de bulunduğumuz yerden şehrin her yerini görebiliyorduk... Hep birlikte cam duvarın Önüne giderek dışarıyı kontrol ettik.
Yukarı bakıldığında şehir, yeni bulunmuş aletlerden oluşturulmuş fantezi bir koleksiyon gibi duruyordu...» (Dr.Kim ve Dalekler, Sf:86)
|
|
|
|
|
«Küp seklindeki binalardan birinin köşesinden, sırtında Suzan'ın gelirken getirmiş olduğu pelerinin benzeri pelerin olan yaşlı bir adam çıktı.» (Dr.Kim ve Dalekler, Sf:99).
Bu kez, kendimizden bir yazarla örneklemeyi sürdürelim. Selma Mine'nin "Uzay Yolu" adlı çocuk romanında, uzaylı bilginlerce kaçırılan iki kardeşin, ormanlarla kaplı bir gezegende karşılaştıkları kentten tanımlar verelim:
«Ormana yaklaştıkça yol yükselmeye başladı. Ulu ağaçlığa girince, ağaçların geniş gövdelerine sarıla sanla, birinden öbürüne atlayarak ilerledi. İki kardeş hayretle bu asma yollan seyrediyorlardı. Bazen başka bir yolla karşılaşıyorlar, bu yollar tatlı bir kıvrımla birbirlerine ekleniyordu. (Uzay Yolu).
Ağaçların tepelerine ulaşmışlardı. Gördükleri manzara karşısında çocuklar küçük dillerini yutmak üzereydiler. Birbirlerini saran, dolanan yollar arasında, tabak biçiminde muazzam yapılar vardı. Bunlar Duma şehrinin semtleriyidi. Ortalarında ise kentin açık yeşil renkte olan merkezi görünüyordu.
Tabakların tabanlarından çıkan büyük, madeni ayaklar, ağaçların yaprakları arasında gözden kayboluyordu. Çepeçevre binlerce pencere açılmıştı. Üstlerindeyse saydam, ikinci bir tabakla örtülmüştü.
Daha sonra Obne onları kentte gezdirdi. Hukano, kara otosu ışıklı yolda kayarken tabak şehirleri anlatıyordu:
-Bütün evler altta, ormana bakan kısımda toplanmıştır. Üstteyse yollar, alanlar, gezinti yerleri ve genel tesisler vardır.
Saydam dam, gündüz güneşten topladığı enerjiyi, geceleyin semtleri aydınlatmaya harcıyordu.
Küçük oto bir tünele girdi. Dolana dolana kalabalık sokaklardan, kapalı alanlardan geçti.
Trafik fazla olmasına rağmen İçerde pek ses yoktu. Kekurlular ses yutucu bir maddeden yapmışlardı, tabak şehirlerini.»
Kentlerin, zemine bağlanmaları asma yollardan başka, ulaşım muazzam ayaklardaki asansörlerle yapılmaktadır:
«... Biraz sonra Duma'nın tünel - sokaklarında İlerliyorlardı. Birçok oto, geniş bir alana doğrıı toplanıyorlardı. Buradan dört bir yana dağıldılar. Başka bir tünelin ağzından girdiler. Burada değişik elbiseli Dumalılar vardı. Bazı düğme ve pedallara basarak otoların geçişlerini kontrol ediyorlardı.
Önlerindeki araç, kat kat bir zemine girdi ve hemen basamaktandı. Kendileri bir-birbuçuk metre kadar yukarıda kaldılar. Çocuklar geriye baktıklarında, arkalarından gelen otoların da basamak basamak yükseldiğini gördüler. Tünelin duvarı, hızla kayıyordu. Zemin ise sabitti.
-Bu bir asansördür, dedi Obne. Şu anda Duma'yı havada tutan büyük ayaklardan bîrinin içindeyiz ve yeraltı sığınaklarına gidiyoruz.» (Uzay Yolu)
|
|
|
|