ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

1977, SAYI: 15
TOHUM
ARAMIZDAKİ MERİHLİLER
BİLİMKURGU'dan ÖRNEKLER
SATAN'ın DÖNÜŞÜ-1
Robert Moore WILLIAMS
MAYALAR KİMLERDİR?
AY'ın SIRLARI-3
PİRİ REİS HARİTALARI:3
BİLGİSAYAR-ROBOT-YAPAY ZEKA:1
Mr.SPOCK KONUŞUYOR
TELEPATİ-TELEKİNEZİ:2

AY'ın SIRLARI-3


ay_ns_rlar_.ba_l_k.jpg

Ay, bir yığın anormallikler ve düzensizlikler silsilesi gösterir. Bunlardan biri ile, kütlesinin, merkezden garip şekilde kaçmasıdır.

Araştırıcı uzay gemilerinden biri, 1964 yılında fotoğraf çekme görevi ile Ay'a konduğunda, bilginler şaşkınlığa uğradılar; çünkü beklenenden daha - hafif bir temas olmuştu. Radar ölçücülerinin, fotoğrafların dikkatle incelenmesi sonucu ve uzay araçlarının yörüngeleri, ayın geometrik merkezi ile ay kitle merkezinin aynı olmadığını gösterdi. Gerçekte, ağırlık merkezi, Apollo araçlarının lazer yükselti ölçeri ile saptadığı gibi, asıl geometrik merkezden dünya doğrultusunda 3200 m. önde yer almıştır. Aslında küçük, fakat bilimciler için anlamlı bir kaymadır, bu...

Bu anormalliğe kesin bir açıklama getirilememiştir. Buna rağmen, bazı bilginlerce, Ayın arka tarafındaki sismometre adlı ölçücü ile Procellarum Okyanusu'nda kabuğun 56 km. den daha ince olduğu saptanmıştır. Eğer, bu gerçekse, bu iki düzensizlik arasında bir bağlantı olabileceği akla gelmektedir. Ay'ın ön ve arka bölgelerindeki diğer birçok incelemeler, değişik işaretler sergilemektedir. Ön tarafta Karanlık Deniz'in düzlükleri boyunca, lav dolu muazzam havzalar görülmektedir. Bunların ağırlığıyla, yükseltiler yaratan daha parlak yüzeyinin oluştuğu yorumunu getirir.

Buna zıt olarak, Ay'dan asla göremediğimiz arka kısımda, yükseltiler daha derindir. Moskoviense ve Tsiolkovsky gibi birkaç düzlük krater, lavla doludur.

Bu niçin böyledir? Niçin lavlar, Ay'ın bir yanında değil de öbür yanında büyük havzalar halinde toplanmışlardır? Belki de arka taraftaki ince kabuk, kırılabilir bir sertliğe sahiptir.

Başka bir anormallik ise, yüzeyde görülen radyoaktivitenin birkaç bölgede birbirine yakın olarak toplanmış bulunmasıdır.

Son olarak, Ay yüzeyindeki büyük dairevî havzalarda bulunan Mascon'lar, garip toplaşmalardır. California, Pasadena'daki Jet Motorları Laboratuarı'nda çalışan William L, Sjogren ve Paul M. Müller adlı iki bilgin, Mascon'ları keşfetmişlerdir. Lunar Orbiter-5 aracı 1967 yılında Ay yörüngesinde dönerken, radyo sinyallerini inceleyen bilginler, aracın bu büyük dairevî havzalardan her birinin üzerinden geçerken, hızının düzensiz şekilde arttığını fark ettiler. Bu artış Bay Sjogren'e göre, saatte 400 m. den 4800 m. ye kadardı.

Mascon'lar konusundaki en iyi bilimsel tahmin, Ay'ın, çok büyük bir şeyin çarpışı sonucu, tüm kütlesinin sarsılması ve çarpan şeyin yarattığı krater tabanından lavların taştığı, ve havzanın bir kısmını doldurduğu yöndedir. Bu fazla madde, uzay aracı üzerinde fazla çekim sağlamış ve hız değişimlerine neden olmuştur.

AY NEREDEN GELMİŞTİR?

Apollo ile elde edilen tüm deneyler, şimdiye dek yapılan tahminleri değiştirmemiştir. Ay hakkındaki tüm klasik teoriler ve bunların üzerindeki çeşitli düşünce tarzları, bir kez daha gözden geçirilmiştir.

Geleneksel olarak, üç teori, ay oluşumu ile ilgili ortaya atılmıştır.
1) Kopma veya Kız Teorisi: Ay, dünyadan kopmuş, onun bir parçasıdır.
2) Kız kardeş veya ikiz Gezegen Teorisi: Ay ve dünya, aynı zamanda gaz bulutu ve tozdan birlikte doğmuşlardır.
3) Eş Teorisi: Ay, güneş sisteminin herhangi bir yerinden doğmuş, geçerken dünyanın çekimine kapılmış ve iç yapısı, bu etki sonucu bozul¬muştur.

Her teori, birçok problemleri de beraberinde getirmiştir. Ay ile dünya arasındaki kimyasal değişikliklerin kalıntılarında, dünyadan bu uydunun nasıl koptuğu veya dünya ile ayın nasıl ikiz gezegen olabileceğini görmek zordur. Yörüngesel dinamik problemler, dünyanın çekim alanının Ay'ı kolayca yakalayamayacağı ve onu kendi yörüngesinden ayıramayacağı tartışmasına bizleri götürür.

Halen bir Ay Bilim Enstitüsü çalışmasına göre, «Ayın yapısı hakkındaki herhangi bir delil, ay çalışmalarının son yıllardaki buluşlarla derinlik kazandığı sonucunu ortaya koymaktadır.» California, Los Angeles'teki Üniversiteden Prof George W. Wetherill'e göre, bir çeşit yakalama, yani eş teorisi, % 20 olasılıkla mümkündür. % 10 olasılık ise, her birinin birbirini bulmasıdır.

AY'IN TARİHÇESİNE BİR GÖZ ATALIM:

Ay'ın tarihçesi ile ilgili birçok teori vardır, fakat içinde Ay'la ilgili bir konu olmadığı için, bilginlerce her biri «deli saçması» olarak nitelendirilmektedir. Çünkü çeşitli ülkelerdeki bilginlerin Ay taşlarına bakarak yürüttükleri tahminlerde belirli bir açıklık ve düzen yoktur.

Prof. Wasserburg, taşlardaki radyoaktiviteyi ölçen ve onların ışıma sürelerini bularak yaşlarını saptayan eski bir araştırmacıdır. Radyoaktivite ölçümü, çok karmaşık bir durumdur, fakat basit bir fikir yürütme, açıklamaya yardımcı olabilir. Bir kütüğün ne kadar sürede yandığını bilirseniz, yanıp kül olana dek geçen süreyi ölçüye vurabilirsiniz...

Prof. Wassenburg, argon, kurşun veya astrontium oranlarını ölçüp, bunların kullanımı vs kalan ürünlerini ribidium, uranium veya potasyum gibi daha ağır elementlerin değişim sürelerine göre hesaplamaktadır.

Uydumuz Ay, binlerce yıldan beri bilginlerin olsun, sanatçıların olsun daima ilgisini çekmiş, bu konuda çok şey yapılıp çizilmiştir. Ancak yüzyılımızın 2. yarısından beri üzerinde derinlemesine çalışmalar yapılmış, gönderilen araçlara örnekler toplanmıştır. Yapısı, hangi maddelerden oluştuğu, iç ısısı ve daha birçok soru, yeni yeni cevaplar bulmaktadır.

ay_ns_rlar_.k2.jpg

Böylece bir kayanın eridikten sonra kristalleşinceye kadar geçen süre hesaplanabilir. Yani radiometrik «saat» denilen ölçüm uygulanmış olur.

Apollo gezilerinden önce, hiç kimse, kesin olarak ay taşlarının ne kadar yaşlı olduğunu söyleyemezdi. Prof. Wasserburg ve arkadaşları, Ay örneklerini programlamaya başlayınca, şaşırtıcı bir keşifte bulundular. En genç taş, Apollo-12 tarafından getirilen bir parça bazalttı ve 3.16 milyar yaşındaydı, ki bu pek çok kişinin bellediğinden fazlaydı.

Gerçekte bir ihtimal, dünyanın yüzeyinden 3.1 milyar yıl daha yaşlı olduğunu göstermektedir. Dünya kayalarının çoğu erimiş, yeniden kristalleşmiş veya bu zamandan beri daha genç kayalar tarafından kaplanmıştır.

En yaşlı Ay taşı, yine Apollo-12 tarafından getirilen 4 milyar yaşında bir parçadır. Birçok örnekler, bazı bilginlerce Imbrium olayı sırasında oluştuğu sanılan bir çağa aittir.

Diğer laboratuarlar 4.2 ile 4.3 milyar arasında pek çok Ay taşının yaşını tayin ettiler. Ölçüm sistemi farkından mı, yoksa taşların tiplerinden mi böyle sonuçlara ulaşılmaktadır, bilinmemektedir; fakat Ay bilginleri arasında hararetli bir tartışma konusudur.

Bu, sonuç olarak, gerçekten de Ay'ın kesin yaşı mıdır? Ay kayalarının 4.5 milyar yıl önce şekillenmeye başladığı kararına orijinal radyoaktif maddelerin toplaşmasına bakarak varılmaktadır. Bu yaş, güneş sisteminin doğumu üzerinde tartışma açan bazı otoritelerin meteorların yaşları hakkındaki fikirlerine uymaktadır.

Benzer olarak, Groenland'daki Godkhaab'da, dünyanın en yaşlı kayaları bulunmuştur ve yaşlan 3.75 milyar yıl olarak saptanmıştır. Şimdilik dünyanın da Ay gibi 4.6 milyar yaşında olduğuna inanmaktayız.

Dünya veya ay kabuğunun gerçek yaşını ortaya koyacak orijinal kaya örnekleri bulunamamıştır, bu gidişle bulunamayacaktır da... Eğer ayın çehresi ve kaya örnekleri Güneş Sisteminin yaşını belli etmezse, kendi tarihi ve dünya tarihi ürinde uzayıp gidecek bir sıra tahmin ve olasılıklara dikkatimizi çekmiş olacaktır.

Bütün bu taşların yaşları, ısıları, kimyasal görünümleri, iç yapılarının ışığında, bilginler, Ay'ın doğuşunu ve oluşumunu şöyle adatmaktadırlar:

-4.6 milyar yıl kadar önce, büyük güneş nebulası, güneş ve gezegenleri oluşturmak üzere yoğuştu. Bu toplaşan maddelerden biri de Ay'ı meydana getirdi

Yayılan muazzam enerji, Ay'ın yüzeyindeki maddeleri belirli oranda eritti. Hatta bu erime, 180 km. gibi derinlere kadar ulaştı... Bu daha farklılaşma, daha yoğun madde oluşumu ve hafif maddelerin yukarılara çıkarak yoğunları üzerinde yüzmesine neden oldu. Sonuçta Ay Kabuğu meydana geldi…

Ay, belirli biçimini alınca, yoğunluğunda da yeni değişmeler oldu. Başta sözü edilen Imbrium Olayı gibi... Bu tür çarpışmalarla meydana gelen ani etkenler, büyük havzaları çevirmedi; fakat yüzey kayalarını saat ibresi yönünde büktü. Bu süreç, Ay şeklini almaya başladıktan 600-700 milyon yıl kadar sonra Imbrium Olayında görüldüğü şekilde sonuçlandı.

Lav akıntısı iç ışıma ile eridi, yükseldi ve oyulan havzaları doldurdu. Böylece daha küçük meteoritler, yüzeye püskürerek ve halen görülen küçük çukurları ve izleri oluşturarak, ortalığa yayıldılar; fakat bir süre sonra, güneş sisteminin çeşitli etkileri ile silip süpürüldüler.

3 milyar yıl kadar önce, soğuyan Ay üzerinde, fazla volkan püskürmesi olmadı. Bütün bu süre içinde yüzeyi, Sir Richard Burton'un dediği gibi, "Yaşlı bir dünya, yanık bir çehre, gecenin yalnızlığına ve karanlığına terk edilen bir ceset gibiydi."

Son olarak, Switsonian Enstitüsü kâşiflerinden Dr.Faruk El-Baz'ın Ay konusunda söylediği sözlerle yazı dizimiz son verelim:

-Ay, belki güneş sisteminin bir öncüsü değildir, ama bir rozeti gibidir. Bize birçok şey anlatır, pek çok şeyi simgeler, ama hâlâ bir yığın gizlerle doludur.

AY'ın SIRLARI-2'ye DÖN


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com