ba_l_k_yaz_s_.derg_.5.jpg

1977, SAYI:14
NADİR ÇOCUK
UNA-3
AY'IN SIRLARI-2
PİRİ REİS HARİTALARI:2
BİLİMKURGU SANATI
LOCH NESS CANAVARI
TELEPATİ-TELEKİNEZİ:1
BK'dan ÖRNEKLER

BK'dan ÖRNEKLER


bk_dan__rnekler.ba_l_k.jpg

Geleceğin Yaşamı bölümünde Telepati ve Telekinezinin ele alındığı ve üzerinde yapılan çalışmalara değinildiğini gördük. Bu sayıdan itibaren, «Bilimkurgu'dan Örnekler» sayfamızda, ileri sürülen teoriler ve düşüncelerin, bilimsel sanat dalında nasıl işlendiğini çeşitli yazarların kaleminden incelemeye çalışalım:

Telepati, ya da uzaktan haberleşme, insanlar için yarı esrar yarı gerçek bir sorun olarak daima olagelmiştir. Kişilerin algılayabildikleri en küçük duyumdan en karmaşığına dek öne sürülen bu yetenek, bilimkurgu yazarlarının sık sık başvurdukları konular arasındadır. Her yazar, telepati konusunu kendine göre fakat şaşılacak bir yakınlıkla işlemeyi denemiştir. Fakat bu, insanlığın yararı değil de, zararına bir silah gibi düşünülmüştür bazı kez. Sözgelimi Philippe V. RIVAGES'in Türkçeye "Mavi Gezegen" olarak çevrilen romanı "La Planete del'eau Bleu"de, saldırgan yaratıklar olarak tanımlanan Murk'lar, kolayca insanların beyinlerini etkileri altına alabilir ve onlara hükmedebilirler:

«Filip, açılan kapıya sokuldu, çıkmaya hazırlandı. Fakat beyninin içinde birden beliren bir buyruk, onu olduğu yere çiviledi. Sankî yabancı eller beyninin içine girmiş, kafasının içinde birşeyler arıyordu. Sonra sakinleşti. Varlığım hissettiği yaratık kayboldu. Birkaç adım attı, radara yaklaştı. Belli belirsiz bir ses duydu:

-Yerinizden kıpırdamayın. Telepati aracılığıyla sizinle konuşuyorum, Bu odadan çıkmamanız gerekiyor.» (Mavi Gezegen, Sf:40)

Hatta bu yaratıklar, insanların iradelerini ele geçirebilmekte ve onların sinir sistemlerini dahi felce uğratabilmektedirler:

«-..Ve birden, büyük Murk'ım adamlarının yayımladıkları telepati dalgaları yürüyüş kolunun üzerine bir sel gibi çöktü.

Beklenmedik bir sonuçtu bu: Öylesine ani bir hücum yapılmıştı ki, yürüyüş kolunda bulunanların sinir nöronları birden felce uğradı. Orlan'ları sanki yıldırım çarpmıştı. Hiçbir direnme göstermeden yere yıkıldılar.» (Mavi Gezegen, Sf:148)

Ancak bu etkiler, güçlü irade ve yine başka yaratıkların telepatik güçleri ile savuşturulabiliyor:

«...Jan-Fransuva birden beyninin içinde güçlü, onu etkisi altına almak isteyen bir varlık hissetti- İradesini sıfıra indirmek, felce uğratmak istiyorlardı. Bu baskıya elinden geldiğince dayanmaya çalışıyor, bütün düşüncesini daha ileri gitmek, bacaklarını oynatabilmek düşüncesi üzerinde toplamaya çalışıyordu. Yürüyecekti, iradesini kıramayacaklardı.

.-Bilginler ise hemen arkalarında durdular ve bütün ruhsal güçlerini toplayıp Dünyalıları kurtarıp Murk'lara karşı mücadeleye çalıştılar» (Mavi Gezegen, Sf:213)

@
A. R. MOORE'un dilimize "Robot X-81" adiyle çevrilen romanında, uzaydaki yaratıkların belirli buutlar içinde birbirleriyle haberleştikleri ve bir buuttan diğerine geçiş için izin gerektiği ve her yaratığının bunu kaldıramayacağı anlatılmaktadır:

Robert Moore WILLIAMS

«Var:
-Bağlantı kurmayı başardığın en yüksek buuta çıkacaksın, dedi. Çıkabileceğin buutun beşinci seviyede olduğunu sanıyorum.

Kaptanın sesinde, her yüksek buut oyuncusunun otoriter ifadesi vardı.

Thai, kendisinden isteneni yapmaya çalıştı. Başarı sağlayabilmesi kin beynin bazı belirli hücrelerinin yapısı son derece yüksek frekansta bir akim vermek zorundaydı. Thai, beşinci buuta bağlantının nasıl kurulacağını biliyordu, ama kendisinden isteneni yapmakta zorluk çekiyordu. (Robot X-81, Sf:85)

Beşinci buut frekansına girmek garip bir tecrübeydi. Bu sahada, her zaman boşluk ortadan kalkar, bütün evren içindeki iki cismin birbirinden uzak olduğu söylenemezdi. Bu iki cisim birbirinden ancak frekans ile ayrılabilirdi. Böylece uzaklık, frekans farkından ileri gidemezdi. Işığın varlığı hissedilirdi, ama bu ışığı görmek mümkün olamazdı. Işığını yansıması bir bakıma kristal kadar berraktı. Bir yeri ya da bir şeyi düşünmek, düşünen kimseyi o yere ya da o şeye yaklaştırırdı.» (Robot X-81, Sf:87)

Aynı konu, bu kez telekinezi tarzında Philip K. DICK'in dilimize "Uzayda Suikast" adıyla çevrilen romanında işlenmektedir. 2203 yılında devlet başkanının Lotari denilen bir piyango sistemi ile belirli kart sahipleri arasında seçildiği, yarı ütopik eserde, başkanı koruyan bir telepatik birlik de vardır. Bunlar, bilhassa suikastçılara karşı, yakın-uzak, herkesin beynini rahatça kontrol edebilmektedirler. Öte yandan, başkanı öldürmek için suikastçılar kiralanmakta ve müşterek bahis oynanmaktadır. Bu arada, suikastçılar bir robot hazırlamışlardır ve katilin (her kim olursa olsun, hatta birkaç kişi, sırayla da aynı işleme tabi tutulabiliyor) kişiliği, laboratuarda robota aktarılmaktadır. Cinayeti aslında, o kişinin uzaktan kumanda ettiği sentetik robot Pellig yapacaktır:

«-Pellig bir araç. Bîr düzine kadar açık fikirli ve akıllı kimselerin zekâsını ona yükleyip Batavia'ya göndereceksin. Cartwright ölecek, sen Pellig'i yakacaksın. Zekâlarını aldığın kimselerin zekâlarını tekrar iade edecek ve onları tekrar çalışma tezgâhlarının basma yollayacaksın. Benim gibi.

Moore neşelenmişti:

-Keşke böyle yapabîlseydik. Gerçekle, denemedik değil. Pellig'e üç kişiliği birden yükledik. Sonuç felaket oldu, fiyasko verdi. Her biri değişik yönlere doğru kaydı.

Benteley giyinirken:
-Pellig'in kimliği var mı? diye sordu. Kişiliği olmayınca nasıl oluyor?

amazing_stories.k.jpg

-Pellig, bir bitkiden ileri gitmiyor. Ölmüyor, fakat bitkisel bir hayata giriyor. Vücut kalıyor, ama yaşantı bitkisel oluyor... Eğitim görmüş bir grup hazırladık. Son birkaç aydan beri bir düzine kimseyi denedik. Çoğu keçileri kaçırdı. Birkaç saat içinde «kapalı yerlerde korku» hastalığıyla uğraşmak zorunda kaldık. (Uzayda Suikast, Sf:67)
.........
-Telepat katilin düşüncelerini okuyamaz, çünkü ne yapacağını bilmez, ancak katil düşünürse öğrenebilir. Telepatlar seksen kişi, katil ise bir kişidir, istatistiklere bakılacak olursa, bazı katiller onların arasından süzülüp geçmeyi başarmışlardır.

Moore birden atıldı.

-Bütün bunların cevabı Pellig'dir. Yirmi dört değişik zihnimiz var. Birbirleriyle bir bağlantıları da olmayacak. Yirmi dört kişinin hepsi Farben Hill'de ayrı ayrı yerler işgal ediyorlar. Her kişinin düşüncesinde değişik strateji var. Fakat stratejinin hangi sırayla geleceğini kimse bilmiyor. Bu bakımdan Telepatlar, Pelling'in yapacağı hareketleri izleyemeyecekler.» (Uzayda Suikast, Sf:68)

@
Alfred BESTER'in dilimize "Anarşist" adıyla çevrilen romanında toplum, telepati alanında oldukça gelişmiştir. Telepatlar, derecelerine göre sınıflanmışlardır:

«Eksper Loncasında yüz bin kişi var. Hepsi üçüncü sınıf Eksper. Bir Eksper 3, zihnin bilinç seviyesini okur... O anda ne düşünüldüğünü okuyabilir. Üçüncü sınıf telepatların en düşük seviyesidir. Monarch'ın güvenlik durumunun çoğu üçüncü sınıf Eksperlerin elinde. Beş bin kişinin üzerinde işçi ve memur çalıştırdığımıza göre...

-Bundan başka, yaklaşık olarak on bin ikinci sınıf Eksper var. Benim gibi, bilinçaltındaki düşünceleri de okuyabilen Eksperler var. İkinci sınıf eksperlerin çoğu profesyonel sınıfı meydana getiriyor... doktorlar, avukatlar, mühendisler, öğreticiler, ekonomik mütehassıslar, mimarlar ve falan filan.

-Nihayet, bin kişiden az birinci sınıf Eksper var. Birinci sınıf bir Eksper, bilinç, bilinçaltı ve daha derin seviyelere inerek insan zihnini okuyabilir. Tabii bunlar çok yüksek yerlerde görev yaparlar. Öğrenim, özel tıbbi servis... Siyasal Analizciler, Devlet Murahhasları, Özel Kabine Danışmanları, falan.» (Anarşist, Sf:15)

Romanda, polis müfettişi, Powel'in bir katili yakalamak için telepati gücünden yararlandığı ve bir kaynak gibi, çevresindeki telepatların güçlerini toplayıp, katil Reich üzerinde yoğunlaştırmasını ilgiyle izliyoruz:

«İtici güçler, şimdi serpeleyen yağmur damlacıkları gibi devamlı geliyordu. Nutrient kapsülünden almalıydı. Hemen mutfağa indi, plastik bir ampul buldu, kırdı ve birkaç kapsül yuttu. Şehirdeki tüm Eksperlerin neşrettiği itici güç, akın halinde Powell'in zihnine geliyordu. Rowell, zihnindeki bütün perdeleri açtı ve zihnini zorlayan enerji akımını hazmetmeye çalıştı. Beyni dönüyor, kulakları uğulduyordu.

Zihnine gelen bütün enerjileri doğruca Reich'e yöneltiyordu.

Powell, kendisine gelen enerjiyi, Reich'e aktaran büyük bir vericiden başka bir şey değildi.» (Anarşist, Sf:188-190)

Son olarak yıllar önce Fredric BROWN'un Çağlayan Dizisi'nde yayınlanan "What Mad Universe" (Hücum) adlı romanda, telepatik görüşme yapan, hatta geleceği okuyan bir aygıt vardır. Paralel evrenlerin konu edildiği ve devrin en güzel romanı olarak Hugo ödülünü de kazanan bu eserde; Ay'a gönderilen füzenin dünyaya yanlışlıkla geri dönmesi ve gazeteci Tom Borden'in üzerine düşerek onu başka bir evrene geçirmesi konu edilmektedir. Burada Tom Karper olarak yaşayan gazeteci, kendi evrenine dönebilmek için, o aygıt ile ilişki kurmaya çalışır:

Fredric BROWN

«Yuvarlak, kaypak, bir basketbol topundan daha büyük bir şey... Bir küre...

-Mekki! Yaşasın Mekki... naraları sık sık duyuluyordu.
............
Ve Tom'un bütün kanını iliklerinde donduran, tüylerini diken diken eden inanılmaz hadise o anda vuku buldu: Bin bir çığlığın, alkışların, ıslığın arasında bir ses sanki yanı başında konuşuyormuş gibi sakin, diğer seslerden tamamen ayrı, hiçbir yerden gelmediği halde her taraftan gelen bir ses:

-Doğrusu çok enteresan bir durum, Tom Karper, dedi. Bir gün gelin beni görün de uzun uzun konuşalım. Doğrusu pek enteresan.
..........
Tahmini doğru ise, küre ona ismi ile hitabetmiş ve bunu kimse duymamıştı. Bu ses, sanki dışardan değil de kendi kafasının içinde doğmuştu.
..........
İçinden bir kuvvet, onu küreye doğru itiyor, ona ismi ile seslenen bu meçhul varlığın peşini bırakmamasını söylüyordu.
..........
Ses :
-Dikkati çekmeyin! dedi. Evet, fikirlerinizi okuyorum. Evet, Mekki benim. Siz deli değilsiniz. Yalnız, ölümünüze sebep olabilecek hatalar işlemeyin. Bu evren gerçektir, hayalinizin ürünü değildir. Dikkat edin. Burada sizi tehdit eden tehlikeler gerçek ve doğrudur. Bu eğer ölürseniz, ölümünüz tam anlamıyla gerçek olacaktır.

Tom, ayaklarının ucuna basarak ileriye baktı. Acayip küre havada, boşlukta ilerlemeye devam ediyordu. Neydi bu? Nasıl böyle havada durabiliyordu? Canlı mıydı? Tom'un düşüncelerini nasıl okuyabilmişti?» (Hücum, Sayfa : 67-69)


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com