|
(3)
Hayvanları Konuna Müfettişleri olan Alfred ve John, Membury köylülerinin uyarısı üzerine, tekin sayılmayan Membury Şato'suna giderler. Şatonun sahibi ve John'un eski okul arkadaşı Dr. Dixon, robotlar üzerinde çalışmaktadır.
-Nasıl yemek yiyor? diye sordum.
-Ağzı öbür tarafta... Dört tane kolu olması belki tuhafınıza gitmiştir, ama bence el ve kol çok yararlı birer araçtır. Daha iyisini düşünemiyorum. Ayrıca dikkat ederseniz, Una'nın üstteki kolları nazik ve ince olduğu halde alttakiler adaleli ve kuvvetlidir. Ağırlığı, ne yazık ki umduğumdan fazla... Bir tonu geçiyor! Onun için ayaklarını fil ayağı gibi tutmak zorunda kaldım, ama memnun değilim. Ayaklarının üç tane oluşu, dahiyane bir buluş değil mi? İki ayak üzerinde denge sağlamak çok zor bir iş.,. Cinsiyet konusuna gelince...
-Üzgünüm Dixon, fakat plastik kabuklu bir yaratık için, cinsiyet nasıl söz konusu olur. anlayamıyorum!
-Azizim, bir şeyler yapmak zorundaydım. Çünkü hormonları olmayınca, kişilik de kazanamıyordu. Oysa kişilik şarttır! Mamafih, cinsiyet konusunu henüz test etmiş değilim, çünkü Una'nın erkeği yoktur. Bu yüzden, kendisine bir eş bulmayı vaat ettim...
Gözlerini Alfred'den ayırmayan yaratık:
-Ben, onu istiyorum! diye gümbürdedi.
Dixon telaşla:
-Ama Una, kendisini hiç görmedi neye benzediğini bilmiyor... diye devam etti. Sanırım, bize benzediği kanısında...
O kalın ses yükselerek, kesin bir ifadeyle:
-Ben ne istediğimi biliyorum! diye onun sözünü kesti.
Dixon da sesini yükseltmişti:
-Tabii tabii. Bu konuda seninle sonra konuşuruz, kızım!
-Ama ben...
Dixon öfkelenmişti:
-Susar mısın, sen! diye bağırdı.
Yaratık içinden homurdandı, fakat ısrar etmedi.
Bu sessizlikten yararlanan Alfred, karar vermiş bir insan tavrıyla ayağa kalktı. Kesin bir ifadeyle:
-Buna göz yumamam! dedi. Bu yaratık belki sizin kişisel eseriniz olabilir, ama mademki bir kez yaratıldı, başka yaratıklarla eşit haklara sahiptir. Ben görevimi yaparak, sizi ihbar edeceğim. Bu kafes, onun için çok dar. Açık hava ve eksersizden yoksun olduğu besbelli. Karnını nasıl doyurduğunuzu bilmiyorum, fakat başkaca arzularının yerine getirilmediği meydanda. İki kez bunları size açıklamak istediği halde, engel oldunuz.
- Alfred! diye itiraz ettim. Çok rica ederim, biraz...
Fakat o müthiş ses, konuşmamı bastırıverdi:
-Onu istiyorum, onu istiyorum!
Una, derin ve duygulu bir sesle uzun uzun içini çekti. Aklına koyduğu şeyi mutlaka yerine getirmekten başka şey düşünmeyen sersem Alfred, hemen hücuma geçti:
-Bu ses, halinden şikayetçi olan bir hayvanın çığlığı değil de nedir ki?
Dixon:
-Dikkat! diye bağırdı.
Una, kollarından birini uzatmış, Alfred'i yakalamaya çalışıyordu. Alfred, farkında olmadan geriledi. Garip bir şeylerin döndüğünü nihayet anlayabilmişti. Yaratık, gözlerini ondan ayıramıyordu, bir türlü. Dev ayaklarını, arsız bir çocuk gibi yere vurmaya başlamıştı:
-Verin onu bana! Verin onu bana!...
Alfred:
-Yoksa?.. Sakın?.. diye dehşet içinde mırıldandı.
Sonunda onun derdini anlamıştı. Dixon, sakalını sıvazlıyor ve:
-Acaba, hormonları biraz fazla kaçırmış olabilir miyim? diye söyleniyordu.
Alfred, birkaç adım daha geriledi. Bu, Una'nın hoşuna gitmemişti. Alfred'e doğru ilerledi:
-Verin onu bana! Onu istiyorum!
Bu kez, sesi öfkeliydi, insanın kanını dondurmaya yetiyordu da...
-Acaba... bilmem ki... buradan gitsek mi?.. yani ne dersiniz? diye kekeledim.
Yaratığın niyetimi anlamasından korkuyordum. Dixon:
-Galiba en iyisi o! dedi.
Alfred, kesin bir sesle:
-Evet! diye bizi doğruladı.
Üçümüz birden, birer ceylan çevikliği ile kendimizi dışarı atıverdik. Dixon, kapıyı ardımızdan kilitledi, içerden Una'nın ayak sesleri ve çığlıkları duyuluyordu:
-Alfred.... Alfred!,
Bir şeylerin devrilmesini andıran bir şangırtı koptu. Dixon telefona koştu:
-Yardıma ihtiyacımız olacak... Hem polis hem de itfaiye çağırmalıyız...
|
|
|
|
|
Alfred'in alnında terler birikmişti:
-Ne duruyoruz, kaçalım! diye sayıkladı.
Dixon:
-Boşuna olur, bu! diye yanıtladı. Kaçtığımızı pencereden görür. Yardım gelinceye kadar bir yere gidemeyiz. O zamana kadar, laboratuar onu bizden ayıracaktır. Beni üzen, orada yapacağı tahribat. Bakın, duyuyor musunuz her şeyi kırıp döküyor!
Gerçekten de içerdeki şangırtı, patırtı ve gürültünün sonu gelmiyordu. Arada bir de, o mahzun düdüklü tiz sesin:
-Alfred, Alfred!., diye feryat ettiği duyu¬luyordu.
Dixon'un yüzü gittikçe değişiyordu:
-Vah vah, her şeyi mahvediyor! Bunca senelik masraf, bunca emek... Hayret, bu denli heyecanlanacağını hiç sanmazdım. Gayet uslu ve uysal bir kızdı.
İçerden çığ düşer gibi bir gümbürtü ve cam şangırtısı duyuldu:
-Alfred'i istiyorum! Alfred! Gel buraya!..
Alfred, kaçacak delik arıyordu. Alnındaki terleri sildi. Tırnaklarını kemirdiğine bakılırsa, pek sakin değildi. Dixon, öylesine ani yerinden fırladı ki, ikimiz de korkuyla sıçradık. Arkadaşım, sahnedeymiş gibi elini alnına vurdu ve acıklı bir sesle:
-Şimdi anlıyorum, her şeyi! diye bağırdı. Elbette, yanlış hesap yaptım. Hormonların miktarını ayarlayamamışım. Üzerindeki kalın plastik kabuğun ağırlığını hesaba katmamam gerekirdi. Ne sersemlik, Ya Rabbi!
Tam bu sırada, müthiş bir çatırtı ile yerlerimizden uğradık. Una kapıyı kırarak dışarı fırlamıştı. Kanadı, çerçeveyi, hatta duvarın bir kısmını da sürükleyerek üzerimize doğru yürüdü:
-Alfred! Alfred'imi isterim!
Dixon duraksamadan:
-Merdivene! diye bağırdı. Üç ayağıyla yukarı tırmanamaz.
Yanılmış meğer! Biz, birer keklik gibi yukarı sekerken, Una arkamızdan seğirtti. Üç ayağına bakmadan, beş-altı basamağı çıkmayı bile becerdi. Dixon, eserine hayranlıkla bakıyor:
-Bravo! Aşkolsun sana Una! diye söyleniyordu.
Merdiven'in basamakları Una'nın ağırlığına dayanamayarak çöktü. Hepimiz aşağıya yuvarlanmaya başladık. Una, dört kolunu birden uzattı ve Alfred'i sımsıkı yakaladı. Dixon gururla:
-Ne koordinasyon, ne hareket ahengi! diye mırıldanıyordu.
Alfred:
-İmdat imdat! diye haykırdı.
Una, derinden gelen bir mutluluk mırıltısı çıkardı. Dixon, arkadaşıma:
-Sakin dur! diye öğüt verdi. Onu sinirlendirecek bir şey yapma!
Una'nın üç kolu tarafından kucaklanmış, dördüncü eli tarafından okşanan Alfred, yanıt vermedi.
-Bir şeyler yapmamız gerek! diye söylendim. Acaba dikkatini başka yöne çekemez miyiz?
-Aşık bir dişi, böyle bir anda nasıl oyalanır, bilmiyorum ki...
Una, memnuniyetinden kedi gibi mırıldanan bir fili andırıyordu. Alfred yine:
-İmdat! diye inledi. İmdat... eyvah, beni...
Dixon:
-Sakin ol! diye bağırdı. Hiçbir tehlike yok... Her bakımdan bir insana benzer o!..
Alfred:
-Kurtarın beni Allah aşkına' diye hıçkırdı.
Una, dördüncü eli ile onu meraklı meraklı yoklamaya başlamıştı. Dixon:
-Ah, biraz dondurma olsa! diye söylendi. Dondurmayı pek sever de...
Una ise:
-Alfred'ciğim, sen benimsin! Seni benden kimse alamaz! diyordu.
Tam bu sırada, itfaiyecilerle polisler göründü. Onlar daha ne olduğunu anlayamadan, Una, tüm durumu kavramıştı. Alfred'i sımsıkı bağrına bastı:
-Hayır, vermem! diye haykırdı.
Dışarı koştu. Önüne çıkanları iskambil kağıtları gibi dağıtıyordu...
@
Biraz sonra Alfred'i sırılsıklam ve yarı baygın getirdiler. Dixon, mahzun bir ifadeyle:
-Ya Una? diye sordu.
Ağaçların ötesinde görünen gölü işaret ettiler...
@
Alfred, bu olaydan sonra toplumdan uzaklaştı. Öylesine etkilenmişti ki, değil kadınları, dişi hayvanları bile görmeye dayanamayacağını söylüyordu.
1977, Sayı:14, Sayfa:19
|
|
|
|