|
IMBRIUM DENİZİ
Evrenin oluşumu üzerine teoriler atıla dursun, bilginler, en yakın uydumuz ayın sırlarını kesin olarak çözebildiler mi? Sayısız uydu dünya ve ay çevresinde yörüngede dönüp duruyor. Amerikalılar ve Ruslar, insanlı ve insansız araçlar indirdiler, örnekler aldılar... halen de incelemelerini sürdürüyorlar. Bütün bunlar küçük uydumuzu bize tanıtmaya yetti mi? Yoksa ay, hâlâ bir sır olarak mı gecelerimizi aydınlatmaya devam ediyor?
Her şey bir yana, biraz eskilere dönelim... şöyle birkaç milyon yıl öncesine... Satırlar üzerinde milyarlarla yazıp çizmek kolay... Acaba o sıralar, ay üzerinde neler olup bitiyordu?
Beklenmedik bir sarsıntı, ani bir değişim... Deprem, ay yüzeyinde dalgalar halinde yayıldı. Öncü patlamalar, milyarlarca hidrojen bombasına eş değerleydi ve oy yüzeyini bir anda silip süpürmeye yetti. Enerjinin bir kısmı faydasız bir şekilde yok oldu, bir kısmı ısıya dönüştü ve muazzam ışık demetleri, güneşten daha sıcak dalgalar püskürttüler uzaya...
Patlayışa bağlı olarak, binlerce kilometre küplük kayalar fırladı, bazıları eridi, yeniden oluştu... kalanlar püskürdü ve kırıldı. Sert püskürükler yüzeye düştü, yeniden kraterler oluşturdu ve başka kayaları yerlerinden fırlattılar.
Bu sarsıntı zinciri, en azından 2000 km. her yöne doğru dağıldı. 2 km. kalınlığında, dışardan rahatça görülebilecek bir halı gibi, ay yüzeyini başka bir çehreye bürüdü. Bazı maddeler uzaya kaçtı ve ay çekimi değişti.
Ay yüzeyindeki madensel kaya denizi ve yeni oluşan dağ zincirleri, bu muazzam patlayışın yön ve doğrultusunu belirledi. Daha önceki patlayışlar ve sarsıntıların izleri silinmiştir, ama yukarda anlatılan korkunç depremin izleri, bu gün yaşlı uydumuzun çevresinde hemen seçilmektedir. 1200 km çapındaki bu dev kraterin adı Imbrium'dur ve çıplak gözle bakıldığında, bir yüze benzeyen Ay'ın sağ gözünü oluşturur. Lav dolu bu çukur, söylemesi kolay, 4 milyar yaşındadır...
Ayın sırlarını çözmek için, Imbrium'un düzlüğüne inen Apollo-14, dünyaya buradan kaya örnekleri getirmiştir. Bu kayalar üzerinde, 4 milyar yıl öncenin o korkunç patlamasının izleri hâlâ görülmektedir. Imbrium olayı, Ay tarihinde büyük bir işarettir ve Apollo programına da şeklini vermiş bir olu¬şumdur!
Ay hakkında insanoğlu¬nun bir şeyler öğrenmek için çabaya girişmesi, 1958 yıllarına dek uzanır. Bu konuda elimizdeki istatistikler düşündürücü¬dür:
Bugüne dek, Amerika ve Rusya'nın Ay'a inmiş ve Ay çevresinde yörüngeye oturmuş 50 den fazla uzay aracı vardır. Bunlardan Amerikalılara ait 24'ü ay çevresinde dolaşmış ya da yakınından geçmiş, 12'si üzerine konmuştur. 160 saat ay yüzeyinde harcanmış, 100 km yürüyerek veya yaya olarak dolaşılmış, 20.000 fotoğraf, ay haritalarının çizimi ve iniş yerlerinin tespiti için, sadece Apol¬lo aracından bir kerede çekilmiştir.
Ortalama 60 büyük bilimsel aygıt, ay yüzeyinde bırakılmıştı. 30'dan fazla araç, hâlâ yörüngede dönmeye devam etmektedir... 6 bilimsel istasyondan 5'i, ilişkiyi koparmamak için, uydumuz üzerinde bırakılmıştır. İnsansız Rus uzay aracı Luna-kod-2, Serenitatis denizinde, halen bilginlere haber ulaştırmaya devam etmektedir. Listeyi uzatmak mümkün... fakat biraz da, bilginlerin, yeryüzünde yaptıkları çalışmaları izleyelim, dilerseniz!
1000 den fazla bilgin, 19 ayrı ülkede, Apollo araçlarının getirdiği örnekleri, Ay kaya ve toprağını büyük bir titizlikle incelemektedir. Bu örneklerin 1/3'ü Rusların insansız Luna-16 ve Luna-20 uzay araçlarıyla dünyaya getirilmiş olup, Apollo araçlarının inmediği bölgelere ait ilginç parçalardır.
Ay hakkındaki bugünkü bildiklerimizle, eskilerini karşılaştırınca, şaşırtıcı sonuçlarla yüzyüze kalırız. 1968'lerde bilginler çeşitli olasılıklar ileri sürüyorlardı. Söz gelimi, ay üzerinde volkan püskürmelerinin olduğunu söyleyenlerden tutun da, insan ayağı değince Ay'ın. patlayacağını, Ay'da su bulundudunu, Ay'ın soğuk, ölü, güneş sisteminin ilkel bir gezegeni olduğunu iddia edenler de vardı.
Ay'da hayat olasılığı, Ulusal Hayvancılık ve Uzay Dairesi'ni harekete geçirdi, çünkü dönen astronotların ve Ay kayalarının, tek hücreli patojenik organizmaları dünyaya taşıyıp bulaştıracağı fikri ortaya atılmıştı.
Bugün, bu iddiaların hiçbiri geçerli değildir. Her geçen saniye, uydumuzu biraz daha tanıtıcı bilgiler kazandırmaktadır, bizlere, NASA'nın Huston yakınındaki Lyndon B, Johnson Uzay Merkezi'nden Dr. Robin Brett, bu konuda şunları söylemiştir:
-Biz, uydumuzu ne kadar çok düşünürsek, onun hakkında o kadar karmaşık bilgilere sahip oluruz. Her soruya bir yanıt buldukça, bir başka soru karşımıza dikilir.
Halen, Ay konusunda neler biliyoruz? Bu konuda düşündüğünüz sorulara, alacağımız cevaplar, bize onun gizli kalmış bazı yönlerini tanıtacaktır:
|
|
|
|
|
Hiç kimse, evrenin ne kadar büyük olduğunu bilemez. İnsanoğlunun kullandığı metrik sistem ise, bu büyüklüğü ölçmeye, ya da tanımlamaya yetişmez, Sözgelimi, uydumuz ay, 240.000 mil uzağımızdadır ve ona radyo sinyalleri gönderen astronotlar, bu sinyallerin 1.1/3 saniyede gidip döndüğünü söylemektedirler, Oysa bu uzaklık, evren boyunca korkunç bir sayıyı bulur. Sözgelimi 17 milyon ışık yılının, bildiğimiz evrenin çapı olduğu iddia edilmektedir. Ya bunun dışındaki evrenler?
AY, YAPI OLARAK DÜNYAYA NE KADAR BENZEMEKTEDİR?
Apollo deneylerinden önce, bilginlerin, çoğu, Ay'ın yapısının, Dünya'nınki ile aynı olduğu kanısındaydılar. İnce kabuğu, içindeki sıcaklığı korumaktadır. Volkanik patlamalar, ona hareketli bir tarih yaşatmıştır ve sarsıntılar, yüzey şekillerini veren çatlaklar oluşturmuşlardır.
Bütün bunların yanında, görünür şekilde Ay, Dünyaya benzemez. Yaşam taşlarını oluşturan amino asitler, bazı analizlerde ele geçmiştir; fakat Ay örneklerinde bir hayat izine rastlanmamıştır. Serbest oksijen yoktur. Ay sözde denizlerine rağmen, kuru bir gezegendir. Uzaktan tekdüze ve muntazam göründükleri için, tanımlanma bakımından deniz olarak nitelendirilmişlerdir. Bu ok¬yanuslardan üçü, en tanınmışlarıdır: Humorum (rutubet), Imbrium (Yağmurlar) ve Nubium (Bulutlar) denizleri... Bazı Apollo örneklerindeki toz parçacıkları, yıldızlardan gelen buzlar veya aya düşen göktaşlarındaki su, bazı bilginlerce şüpheyle karşılanmış ve yine, küçük mikroorganizmaların as¬tronotlara bulaşacağı iddia edilmiştir.
Apollo aygıtları, az miktarda argon, neon ve helyum gazlarının, güneş rüzgârları vasıtasıyla geldiğini tespit ettiler. Böylece ayın ince bir atmosferi olduğu, ortaya çıktı. Texas Üniversitesi'nden Dr. John Hoffman'a göre, eğer Ay atmosferinin bir santimetre küpündeki tüm moleküller ucuca eklenirse, ancak tükenmez kalemin ucu kadar bir uzunluğu bulacaktır. Aynı işlem, soluduğumuz dünya havasına uygulanırsa, molekül zinciri Dünya'dan Ay'a ve aynı yolla dünyaya dönecek kadar uzun olacaktır.
AY, HANGİ MADDELERDEN OLUŞMUŞTUR?
Bu sorunun yanıtını ancak ay örneklerini inceleyen laboratuarlarda alabiliriz. Bilginler, ay tozu dolu cam kavanozları baş aşağı ederler ve havalanan tozlarla taş örneklerini dikkatle incelerler. Turuncu cam, yeşil çam, kırmızı cam, gri bazalt parçacıkları, tek bir kaya yerine birleşik maddelerden oluşmuş değişik maddeler, ağır ağır çökmeye devam eder...
Johnson Uzay Merkezi'nde, bir kâğıt sayfasından daha ince ay kayaları, polarize ışık altında, geçirgen plakalar halinde mikroskoba sürülür ve içindeki değişik maddeler, renk ayrımı ile seçilmeye çalışılır.
Başka bir laboratuarda, elektron mikroskop denilen bir aygıt, otomatik olarak kimyasal analizler yapmaktadır. Elektronlar, bir kaya örneğine X - ışınları bombalarlar. X - ışınları, bu örnek içindeki çeşitli maddelerin dalga uzunluklarını, parmak izi alır gibi ayırır ve tanımlar. Aygıtlar, bilgisayarsa yönetilerek, binlerce ay parçacığını içeren 2,5-3 cm'lik diskleri, 10 dakika gibi kısa zamanda otomatik olarak gözden geçirirler.
Apollo-17 tarafından getirilen portakal biçimli bazı kayaları inceleyen Dr. Arch Reid, bunları osiloskoptan geçirmiştir. Mevcut kimyasal elemanlar, belirli bir sıra izleyerek ortaya çıkmıştır. Magnezyum, aliminyum, çok yüksek silikon, kalsiyum, titanyum ve demir, sırayla ayrışmıştır.
Bu analizlerin sonucu, Ay'ın Dünya ve Güneş Sistemi gibi bazı kimyasal maddelerden oluştuğunu göstermektedir; fakat bunlar, farklı oranda birleşimlerdir. Ay, yansıtıcı elemanlar bakımından zengindir. Bunlar kalsiyum ve titanyum gibi yüksek ışıyıcı maddelerdir ve Ay'ın geldiği Güneş nebulasının erken zamanlarını simgeler. Ama Ay, sıvı maddeler bakımından -bunların arasında çabuk buharlaşan sodyum ve kurşun da vardır- fakirdir.
Karbon, bildiğimiz kadarıyla, yaşayan canlıların ana yapı maddesi olarak, Ay'da nadirdir. Bulduklarımızın çoğu, muhtemelen güneşten rüzgârlarla kaçan ya da Ay'a düşen meteorlarla gelen karbon parçacıklarıdır.
Ay, dünyadan daha az miktarda demire sahiptir. Metalik demir, dünyanın yüzeyinde nadir olduğu halde, Ay örneklerinde sık sık karşımıza çıkmıştır. Bazıları, nikel-demir alaşımı olarak, meteoritler vasıtasıyla buharlaşmıştır.
Johnson Uzay Merkezi'ndeki Gezegenler ve Dünya Bilim Dairesi Başkanı Dr. Paul Gast, Ay'da bulunan kaya çeşitleri hakkında edinilen bilgileri, şöyle özetlemiştir:
Önümüzdeki Sayı:
*AY'daki ISI FARKLARI,
*AY'ın GERÇEK AĞIRLIK MERKEZİ
|
|
|
|