|
ÖZET - 8
Çeşitli yazarlar, evren, dünyanın oluşumu ve insanın yaratılışı üzerine incelemeler yapmışlardır. Fantastik gerçekçilik olarak nitelenen bu tür üzerinde, yeni bir örnekle karşınızdayız,
Yazarımız evrenin oluşumu kadar, din kitaplarında sözü geçen yaratıklarla ilgili kısımları incelemekte ve «Bunlar gerçekten var olup bir zamanlar yeryüzüne inen astronotlar ya da uzay adamları olamazlar mı?» diye sormaktadır.
Tevrat'ın «Mezmurlar» bölümünün 90. «Mezmur» ve 4. ayetinde Hz. Musa'nın, Tanrı'ya şöyle seslendiği görülür:
«-Çünkü senin gözünde BİN YIL, geçen dünkü gün ve bir gece nöbeti gibidir,»
Yeni Ahitin, yani «İncil»in II. Petrus, 8. ayetinde de söyle bir açıklamaya rastlanır:
«-Fakat ey sevgililer! Şunu unutmayın ki, Rabbi'nin katında bir gün, BİN YIL gibidir...»
Gelelim Kur'an-ı Kerim'e:
Hac suresinin 47. ayetinde söyle denir:
«-Seni, azap için evdirmek istiyorlar. Al¬lah sözünden cayacak değildir. Onları, kötüleri cezalandıracağını söylediğine göre böyle bir zaman mutlaka gelecek, kötüler cezalandırılacaklardır. Ancak şu da bilinmeli ki, Rabbinin katındaki bir gün, sizin ölçülerinize göre sa¬yıp hesapladığınız BİN YIL gibidir.»
Secde suresinin 4. ve 5. ayetinde de şöyle anlatılır:
«-Tanrı O'dur ki, gökleri, yeryüzünü ve bunların arasında bulunan her şeyi altı günde yaratmıştır. Yarattı; sonra egemenliğini ARŞ üzerine kurdu. O'ndan başka dostunuz, yardımınız yoktur. Düşünmüyor musunuz? O, GÖK'ten yere doğru yönetir işleri. O'na doğru yükselen görevli, sizin ölçülerinize göre sayıp hesapladığınız BÎN YIL süren bir günde çıkar O'na.»
Bir güne, bin yıl! Tanrı'nın l günü, bizim 1000 yılımız. Tevrat, İncil ve Kur'an, bunu böyle anlatmakta birleşiyor.
Yalnız Kur!an-ı Kerim'de bir başka anlatış daha var: Maric suresinin 3. ve 4. ayetlerinde bakın nasıl bir açıklama yer alıyor:
«-Bu, yükseklikler, yükselişler sahibi Tanrı'dandır. Melekler ve ruh, elli bin yıl süren bir günde varırlar, O'na yükselerek.»
Demek ki meleklerin «Tanrı'ya doğru» uçarken uzayda geçirdikleri bir güne karşılık dünyamızda BİN YIL, ya da ELLl BİN YIL geçiyor.
Bilim kitapları ünlü bilgin Albert Einstein'ın söyle dediğini yazar:
«Bir cismin hızı arttıkça kitlesi genişler ve ışık hızına yaklaşırsa o cisim için zaman yavaşlar.»
Bu kurala dayanarak uzayda uçarken me¬leklerin «zamanlarının» neden «yavaş» geçtiği¬ni açıklamak güç olmaz.
Bir kitapta şunları okuyoruz:
«-Atomla işleyen saatler taşıyan uydular bu bilmeceye yakında cevap vereceklerdir. Albert Einstein'in rölativite kuramının bir yanı da, zamanın, çabuk giden bir araçta, yavaş gidene nazaran daha yavaş geçeceğini söyler.
Bu görüşe göre: birçok yıl uzayda dolaşmış olan bir uzay yolcusu, ailesine döndüğünde onların, dostlarının kendisinden daha yaşlanmış olduklarım görecektir.» (Wllltam J. Weiser, Uzay Bilgisi, Çev: Ender GÜROL, Varlık Yayın., 1964)
Arthur C. Clarke'ın «Geleceğin Çehresi» adlı kitabında şunlar yazılıdır:
«-Zamanın bu gelişme veya uzaması, olağan süratlerde hemen hiç fark edilmez derecede ise de, büyük süratlerde önemli; ışık hızına yaklaştığı, zaman ise muazzam olabilir. Işık hızının % 87'siyle giden bir uzay gemisinde zaman, yerde olduğundan 2 defa daha yavaş gidecektir. Bu hızın, % 99 a ulaşması halinde ise, zamanın yavaşlaması 10 misli olacaktır. Böyle gemide bir ay, yeryüzünde bir yıla eşit olacaktır.
Bu uzamanın etkisi, yıldızlara doğru uçuşta belirgin olacaktır. Böyle uçuşlar, bunları yapan astronotlar farkına varmaksızın yüz yıllarca sürebilecektir. Bunun zorunlu sonucu geleceğe yolculuktur. Şüphesiz tek yönlü bir yolculuk. Yıldızlar ar ası yolcu, tekrar vatanına dönebilecek; fakat çağına asla dönemeyecektir...
Bu hayret verici durum, daha elli yıl önce hiç incelenmeden hemen reddedilirdi. Bugün ise, bilimin kabul ettiği bir gerçektir...» (Doğan Kardeş Basımevi, Yapı ve Kredi Bankası yayın., 1970-İSTANBUL )
George Gamow'un «Bilimin Uzak Sınırlarında» adlı kitabında şu açıklama vardır:
«-Hareket halindeki sistemlerde zaman akımının yavaşlaması, yıldızlararası geziler bakımından ilgi çekici sonuçlar doğuracaktır. Söz gelimi, Güneş sisteminden 9 ışık yılı uzaklıkta bulunan (1 ışık yılı 9,6 trilyon km.dir.) Sirius yıldızının gezegenlerinden birine gitmek istiyoruz ve bineceğimiz uzay gemisinin hızı, (aşağı - yukarı) ışık hızı kadardır. Akla yakın gelen, gidiş gelişin en aşağı 18 yıl süreceği ve yanımıza büyük miktarda yedek erzak ve malzeme almamız gerektiğidir. Fakat; gemi gerçekten ışık hızına yakın bir hız yapabilirse bu yedeklere hiçbir ihtiyacımız olmayacaktır. Çünkü, gemimizin hızı ışık hızının yüzde 99,9999999'una eşit olursa; kol saatimiz kalbimiz, ciğerimiz, sindirim sistemimiz ve beynimizin işleyişi, 70 000 faktöre kadar, yavaşlayacak ve yolculuk için dünyada bıraktığımız insanlar bakımından gerekli 18 yıl, bize. sadece birkaç saatlik bir süre olarak görünecektir. Eğer kahvaltıdan sonra yola çıkmışsak, Sirius gezegenine vardığımız zaman, öğle yemeği için karnımız ancak acıkmış olacak; acelemiz olur da öğle yemeğinden hemen sonra dönüş yolculuğuna çıkarsak, dünyada akşam yemeğine tam zamanında yetişmiş bulunacağız. Fakat, Görelik kanunlarını unutursak, eve döndüğümüzde büyük bir şaşkınlığa düşmekten kurtulamayacağız. Ev halkının bizden çoktan ümit kestiklerini ve bizsiz tam 6570 akşam yemeği yemiş bulunduklarını öğreneceğiz. Aşağı yukarı ışık hızıyla yolculuk ettiğimiz için dünyadaki 18 yıl, bize sadece bir gün sürmüş gibi gelecektir.» (Türkiye İş Bankası Yayın, Bilim Dizişi 6, s: 308 - 309)
Bir de Erich Von Däniken'in kitabına bakalım :
«-Tüm Bilim Kurgu yazarlarının büyükbabası sayılan Jules Verne, bugün dünyada ünlü bir yazardır. Fantazileri çoktan bilim kurgu olmaktan çıkmış, 80 günde yapılabileceğini düşündüğü dünya çevresindeki yolculuk, astronotlarca 86 dakikaya indirilmiştir. Biz de bu ileri görüşlü yazarın yöntemini izleyerek, uzay gemisiyle ileride yapılacak bir yolculukta neler olabileceğini düşünmeye çalışalım. Elbette sözünü ettiğimiz yolculuğun gerçekleşmesi, Jules Verne'in düşlerinin gerçekleşmesinden çok daha kısa bir süre alacaktır. Bununla birlikte uzay gemimiz 150 yıl sonra bilinmeyen bir yıldıza gitmek için dünyadan ayrıldığını düşünelim:
...Geleceğin roket motoru, gücünü nükleer enerjiden alacak ve ışık hızına yakın bir hıza ulaşacaktır. Bu alandaki yeni atılımlar arasında uygulama imkânı basit parçalar üzerinde yapılan fiziksel deneylerle ispatlanan FOTON ROKETİ 'de vardır.
|
|
|
|
|
Gövdesinde taşıdığı yakıt, roketi ışık hızına öylesine yaklaştırır ki, göreliliğin (izafiyetin) bir etkisi, özellikle, fırlatıldığı yerle kendisi arasındaki zaman farkı, açıkça görülebilir. Roket çalışınca yakıt, elektromanyetik radyasyona dönüşür ve salkım biçimi bir itici güç olarak, ışık hızıyla gövdeden ayrılır. Teorik olarak bu sistemle donatılmış bir uzay gemisinin ışık hızının % 99'una ulaşması gerekir. Ve bu hız, Güneş sistemimizin sınır kapılarını ardına kadar açmak için yeterlidir.
Akıllara durgunluk veren bir düşünce!
Ancak; yeni bir çağın belkemiği sayılabilecek olan 20. yüzyıl insanı, büyükbabasının tanık olduğu ve akıl almaz bulduğu tren, elektrik telgraf, otomobil ve uçak gibi teknolojik gelişme ürünlerinin, bugün olağanüstü bir yanı kalmadığını akıldan çıkarmamalıdır. Aynı şekilde kendisi de ilk radyo yayınlarına ve dünya çevresinde dönüp duran uydulara tanıklık etmiş, herhalde birçoğunu akıl almaz bulmuştu. Kuşkusuz, onun çocuklarının çocukları gezegenler arası yolculuklara çıkacaklar ve üniversitelerin teknik bölümlerinde kozmik araştırmalar yapacaklardır.
Geleceğin hedefi uzak bir yıldız olan uzay gemimizin yolculuğuna:
Her şeyden önce gemi tayfasının, vakit öldürmek için ne gibi yollar tuttuğunu düşünmeye çalışalım: Çünkü Einstein'ın gözelik teorisine göre, ışık hızının hemen altında yol alan bir uzay gemisinde zaman, dünyada kalanlara göre çok daha yavaş geçer, inanılmaz gibi görünüyor ama, uzay gemimiz ışık hızının % 99'una varan bir hızla gidiyorsa, dünyada geçen bir YÜZ YIL'a karşılık, geminin içinde ancak 14.1 yıl geçiyor demektir...
Zaman böyle ağır ağır akıp giderken gemi adamları, hem görevleri gereği, hem de vakit öldürmek için; yanından geçtikleri gezegenleri inceleyecek, onların yerlerini belirleyecek, görüntü analizleri yapacak, yerçekimlerini he¬saplayacak ve yörüngelerini ölçecektir. ..» (Tanrıların Arabaları s: 25-27)
Melekler de çok hızlı gittiği anlaşılan ge¬milerinde bu, incelemeleri yapıyorlar mı dersi¬niz?
Işık hızına yakın bir hızla uçan bir uzay ge¬misinde geçen zamanla, dünyamızda geçen za¬man arasındaki farka dikkât edelim:
«-Uzay¬da geçen bir ay, yeryüzünde geçen bir yıla eşit¬tir!». Arthur C. Clarke böyle diyor. George Gamow da «-uzayda geçirilen birkaç saatin, dün¬yada geçen 18 yıla eşit» olabileceğini söylüyor. Von Däniken : «-Dnyada geçen yüzyıla kar¬şılık, ışık hızına yakın bir hızla giden uzay ge misinde ancak 14 yıldan biraz fazla bir zaman geçeceğini» açıklıyor.
Anlatışlar değişik olsa da hepsi, aşağı - yukarı bir fikir veriyorlar. Işık hızına yakın bir hızla giden bir araçta geçen zamanla, dünyamızda geçen zaman arasındaki fark üzerinde iyice durup düşünmeliyiz. Işık hızına yakın bir hızla uçarken bu kadar fark olursa, daha büyük hızlarda daha büyük zaman farklarının olacağı kuşkusuzdur. Demek ki daha büyük zaman farkıyla karşılaştığımızda, uzaydaki uçuş hızının daha büyük olduğu sonucuna varmamız gerekir.
Şimdi kutsal kitapların ayetlerine dönelim ve düşünelim: Ne deniyordu kutsal kitaplarda? Özet olarak «Tanrı’nın bir gününün, dünyamızdaki bin yıla eşit» olduğu açıklanıyordu. Tevrat'ın da, İncil'in de, Kur'an'ın da söz birliği ederek verdikleri bilgi böyleydi. Ayrıca Kur'an-ı Kerim, kimi meleklerin Tanrı'ya «elli bin yıl süren bir günde» vardığını bildiriyordu.
Melekler uzayda uçuşları sırasında bir gün geçirirlerken, dünyamızda bin, kimi uçuşlarda da elli bin yıl geçiyor. Ne büyük, ne korkunç bir farktır bu. Böyle bir fark için açık hızının çok üstünde bir hızla uçuş gerek. Ve anlaşılıyor ki melekler, ışık hızından çok daha büyük bir hızla yolculuk yapıyorlar uzayda. Kutsal kitaplar, ister istemez bizi bu sonuca götürüyor. Hele Kur'an-ı Kerim'de, Maaric suresinin sözünü ettiğimiz 3. ve 4. ayetleri:
Bir kez daha analım:
«-Bu, yükseklikler, yükselişler sahibi Tanrı'dandır. Melekler ve ruh, elli bin yıl süren bir günde uçarak varırlar O'na.»
Uzaydaki bir güne karşılık, dünyada elli bin yıl. Melek ışık hızının ne kadar üstünde bir hızla uçmalı ki, onun uzayda geçirdiği zamanla, dünyada geçen zaman arasında böylesine korkunç bir fark olsun! Bu, meleğin saniyede milyonlarca, hatta milyarlarca kilometreyi bulan bir hızla uçtuğu anlamına geliyor.
Ancak burada ortaya bir mesele çıkıyor: Bu anlatışa göre, meleğin Tanrı'ya gidiş - gelişi arasından dünyamıza göre yüz bin yıl geçmesi gerekir. Melek bir günde varıyor, bir günde dönüyor. Ayette belirtildiğine göre hesaplanırsa bu iki gün, dünyamızın günüyle yüzbin yıl eder. Çünkü ayette bir günün, elli bin yıla eşit olduğu açıklanıyor.
Bu durumda dünyamıza gelen bir meleğin Tanrı'ya varıp yeniden gelmesi için dünyamızda yüz bin yılın geçmesi gerek. O zaman Cebrail'in Tanrı'dan Peygamberlere «Vahiy» getirmek için gidiş - gelişlerini nasıl açıklarız? Cebrail'in bir gidiş - gelişi arasından, dünyamıza göre yüz bin yıl geçmesini düşünebilir miyiz? Hatta öteki ayetlere dayanarak bir günü sadece bin yıla eşit tutup Vahiy meleğinin ancak iki bin yılda Peygambere haber getireceğini ileri sürebilir miyiz? Ne yüz bin, ne de 2 bin yıl bekleyebilir Vahiy meleği. Öyleyse nasıl açıklamalı ayetleri?
Şöyle denebilir:
Peygambere, aynı meleğin Vahiy getirmesi şart değildir. Vahiy getiren meleğin adı «Cebrail» olabilir, ama bu, meleğin aynı melek olduğunu gerektirmez. «Cebrail» adıyla anılan değişik melekler, yeni değişik uzay görevlileri bu işle görevlendirilmiş bulunabilir. Ve Peygamber, gelen meleğin aynı melek olduğunu sanabilir. Ya da Peygamberin sözlerinden öyle anlaşılıp öyle sanılmış olabilir.
Hz. Muhammed'in Cebrail'le ilgili açıklamaları incelendiğinde görülür ki, görülen vahiy meleği az - çok farklı biçimlerde gözüküyor, insanlardaki farklı biçimler gibi Ulu Tanrı'nın, meleklerde de değişik biçimler, değişik görünüşler yarattığı anlaşılıyor. Öyleyse şöyle düşünülebilir:
Peygambere gelen ve «Cebrail» adı verilen uzaylı, görevini yaptıktan sonra başka bir görev için ya da rapor vermek üzere Tanrı'ya gidiyor. Ardından, ya da bir süre sonra; çok daha önceden yola çıkmış bulunan bir başka uzaylı gelip Peygamberle ilişki kuruyor; Tanrı'nın buyruğunu iletiyor. Zaten Tanrı'nın insanlardan neler istediğini melek denen uzaylıların hepsi bilirler. Peygambere iletilenler de ona göre olur.
Gelecek Sayı
ÖNCEKİ SAYI
|
|
|
|