|
ÖZET - 11
Sonsuz zaman sürecinden beri, uzayın bilinmeyen köşelerine dek, akıllı canlı türü dağıtmak için yol alan uzay gemisi, uzay kayıtlarına geçmemiş bir gezegenle karşılaşır. Farklı bir yaratık olan kaptan Nanina, bu başıboş geziden bıkmıştır; bir yere yerleşmek istemektedir. Bilginlerden bir grupla beraber, yeni bir yaşam türetmek üzere, ilkel bir hayat bulunan gezegene iner. Uzay gemisi, diğer astronotlarla yoluna devam eder.
II.BÖLÜM
Zaman, uzay otosunun gezegene iniş anından beri geçerli bir engel olarak karşılarındaydı, artık. Alışkın oldukları, Kovaya'ya göre, son derece hızlı bir gece - gündüz kısırdöngüsü ile karşılaşmışlardı. İki zaman ölçüsünün birden belirlenmeği gerekiyordu, bazı anlarda. Çünkü bilgisayar ve buna bağlı aygıtlar, Kovaya zaman birimlerine göre çalışma dilimlerine ayrılmışlardı. Oysa Dunia, epeyce küçüktü ve çok sür'atli dönüyordu.
Kapra, mavimsi - yeşil gökyüzüne bakarken, sanki bir yerlerden bir aracın çıkmasını, gelip kendilerim bulmasını arzuluyor gibiydi. İki zaman ölçüsünü de bu yüzden düşünüyor ve karıştırmaya başladığım, bir süre sonra, tamamen buraya göre bir takvim hazırlamaları gerekeceğini hesaplıyordu. Bilgisayar, birimleri karıştırmıyordu, ama kendisi bir bilgisayar değildi...
Kum tepeciğinin ötesinde, kümeleşmiş oturan yaratıklara çevirdi bakışlarını. Ağır ağır kayalıkları, gölgede oturan gezegen sakinlerini süzdü. Kaç kuşak geçmişti, onlarla birlikte… kaç türlü deney yapılmış, kaç çeşit sonuç alınmıştı... Bilgisayar, her defasında bir başka olasılık ve yaratık türü sünmüştü onlara. Beraberlerinde getirdikleri tohum bankası, Kovayalılarla bu yaratıklar arasında ortak bir yaratık oluşturmak için yeterince canlı hücreye sahipti.
Kapra, yüzünü uzay otosundan yana çevirdi, bu kez. Kapıda Nanina duruyordu... ve kendisine bakıyordu. Mutlu bir görünüşü vardı. Aslında, onun mutlu olup almadığı hakkında da kesin bir yargıya varamamıştı, Kapra. Nanina ne düşünürdü, neler duyardı... kendi gezegenini yeniden bulmanın ya da onun bir benzerine bir kez daha hayat vermenin güzelliğini, ya da önemini yeterince kavrayabiliyor muydu?
|
|
|
|
|
****************************************
1976 yılında kaleme alınan ve X-Bilinmeyen Bilim-Kurgu Dergisi'nde tefrika edilen bu roman, 2002 yılında düzeltme ve ilavelerle kitap halinde yayınlanmıştır.
****************************************
Kovayalılar, burada bir akıllı türü yaratamazlarsa... acaba bir şans da Nanina için tanınabilir miydi? Onun soyu... Genç bilgin, bu olasılık üzerinde ilk kez durduğunu fark etti. Şimdiye dek, Nanina için daima Kovayalı bir eş düşünmüştü... sözgelimi, kendisi gibi... ya da Yoyu gibi... Bu olasılık, bir süredir kafasını kurcalıyor ve onu tedirgin ediyordu. Nanina, bir seçim zorunda kalırsa, acaba Kapra'yı mı, yoksa Yoyu'yu mu tercih ederdi?
Umursamaz bir tavırla omuzlarım oynattı. Ama bu harekette, kıskançlığı andıran birtakım duygular da gizliydi. Nanina, Kapra'dan hoşlanıyordu... belki de seviyordu. Bunu son derece kurnazca saklamasını da biliyordu. Eskisine göre, daha az duygularım sezdiriyordu, Nanina. Daha içine kapanık olmuştu, belki de aradığı sadece bir gezegendi, bir dişi değil...
Bütün bu fikirlerin ötesinde, Nanina bir gezegen sakini ile yuva kurmaya kalkışırsa, denemek için bile olsa... dayanılamayacak bir durumdu. Kapra, sinirli bir tavırla gemiye doğru ilerledi. Kumlar ayaklarının altında havalanıyordu. Yoyu veya bir başkası... Siyah tüylü, siyah gözlü... iri, hantal... iğrenç bir yaratıkla... hayır, bin kez buna izin veremezdi!
Yaklaşırken:
-Gezmeye çıkmıştım, ama keyfim kaçtı! diye homurdandı.
Nanina, gri gözlerini ona dikti, fakat nedenini sormadı. Kapra büsbütün sinirlendi. Son zamanlarda, onunla ilgili her şey, kendisini kızdırıyordu... Her şey... hatta uzun ömrü bile... Biraz ötelerindeki kayalıklarda yaşayan yaratıkların yaşamları, nasıl bir yıldız parlayışı hızıyla başlayıp bitiyorsa, kendi yaşamı da, onunki yanında böylesine az ve yetersizdi.
-Yoyu seni arıyordu, dedi Nanina. Kapsüldeki bebeği gösterecekti.
-Vakit geldi mi?
-Sanırım, evet!
Kapra, biranda düşüncelerinden sıynlıverdi. Nanina'yı geçti, içeri girdi. Uzay otosu serin ve havadardı. Yıldızın ışığında çekilen bunalım, burada kayboluveriyordu.
Uzun zaman olmuştu, uzay giysilerim çıkaralı. Bedenleri için fazla zararlı bir hava ortamı yoktu. Bazen soluk almaları güçleşiyor, ya da ısı farkları üşütme veya sıcak çarpmasına neden oluyordu, ama gün geçtikçe buraya uyum sağlamaya başladıklarım fark ediyordu. Belki de altı zaman süreci sonunda, Klea ve arkadaşları geziden döndüklerinde, onların bambaşka birer gövde halini almış kalıntılarım, hayretle inceliyeceklerdi.
-devam-
|
|
|
|