logo.evren.2.jpg

1977, SAYI:12
EVRENDE TEK BAŞINA
BK'cunun DÜNYASI
CİNAYET-FAKTÖR: SONSUZLUK
UNA-1
BİLGİSAYAR ŞİİRLERİ
BİYONİK İNSANLAR GERÇEK Mİ? - 3
ÖLÜM IŞINLARI - 2
Yeni Dizi: UZAY 1999
BARBARELLA
BK'nun TARİHÇESİ-3
BİLİMSEL HABERLER
UNUTULAN GEZEGEN-11
Evren Bir Şaka mı?-8
TV-RADYO-SİNEMA

BİLİMSEL HABERLER


amblem.2.1.jpg

KONUŞAN BİLGİSAYAR

Paris'teki uluslararası merkezde açılan «Inova 75» (yenlikler 75) Sergisinde, Araştırmaları Değerlendirme Ulusal Ajansı'nca (AN-VAR) konuşan bir bilgisayar sunulmuştur. «Icophone» adı verilen bu bilgisayarı bilimsel araştırmalar Ulusal Merkezi (CNRS) araştırmacıları hazırlamış ve bilimsel bileşim alanında uzmanlaşmış olan «Bilişim ve Yeni Teknikler» şirketince bundan bir yıl önce gerçekleştirilmişti.

Bu konuşan bilgisayardan elde edilen sonuç şaşırtıcı olmakla birlikte, bilgisayarın yapısı sanıldığı kadar çapraşık değildir: Alıcının ucundaki bilgisayar, verici bilgisayarından şifreli bir mesaj almakla; bu mesaj, önceden hazırlanmış bir programla, fonetik bir çeviriye dönüşmektedir. Bu fonetik çeviri, otuz iki asilatör aracılığıyla hoparlöre aktarılan dilbilimsel öğelere dönüştürülmektedir. Bütün bunların oluşumu, insanın konuşma hızıyla aynı sürede olmakta, yani saniyede 30 bilimsel öğe ortaya çıkmaktadır.

Bu yeni tip bilgisayarın pek yakında birçok alanda kullanılmaya başlanması beklenmektedir. Örneğin bunlar arasında, Bankacılıkta müşterilere hesap durumları konusunda bilgi vermek ya da uçak pilotlarına meteorolojik bilgiler aktarmak gibi şeyler yer almaktadır.

Sözün birleşmesini gerçekleştirmek oldukça kolaysa da, sözün çözümünü yapmak çok çapraşıktır. Fransa'daki Atom Enerjisi Komiserliği yıllardan beri araştırmalarını bu noktaya yöneltmiştir. Bu araştırmalar sonunda, insan ile makine arasında tam bir diyalog kurulması olanağını çıkaracaktır.

GÜNEŞ ENERJİSİ KONUSUNDA BİLİMSEL TOPLANTI

Paris'te, Çevre Araştırmaları Enstitüsünce güneş enerjisi konusunda bilimsel bir toplantı düzenlenmiştir. Her ne kadar bu toplantı tamamıyla teknik nitelik taşıyan alanda yeni bir şey getirmemişse de -çünkü kuramsal bakımdan konu iyice bilinmekle birlikte, deneyler kesin sonuçlar alınamayacak kadar az ve dağınıktır- mimarlık ile kamu yöneticilerinin bir araya gelerek görüşlerini ortaya koymaları, ele alınan konunun temel düşüncesinin daha iyi belirlenmesini sağlamıştır. Bu temel düğünce de şudur: Yeni bir enerji biçiminin, uygarlık etkenlerine bağlı olarak seçilmesi gereken bir konu olmasıdır.

Diğne yakınındaki «Terre Rouge»da geçenlerde yapılan denemeler (teknik güçlüklerin üstesinden gelindiği varsayılırsa), güneş enerjisinden sürekli olarak yararlanmanın, yaşama tarzının ve geleneksel yapıların değişmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Yeni enerji kaynağının uygulanmaya geçirilmesiyle birlikte yeni ısınma biçimleri, vb. ortaya çıkmaktadır.

Örneğin, Toulouse'lu mimar André Liebard, Gers ilinde, yaşlı iki kişinin yaşadığı evin damına güneş ışınları derleyicisinin konulmasıyla, bu iki insanın rahatlık kavramlarının değiştiğini ve onlara gerçek bir «güneş sermayesini» yönetme kavramı getirdiğim belirtmiştir.

sputnik.k.jpg

Ancak, güneş enerjisinden yararlanmadan yana olanların çoğu, bu yeni enerji kaynağı geleceğinin, gerek coğrafya gerekse ekonomiye dayanan nedenlerden dolayı, önümüzdeki yıllarda üçüncü dünya ülkelerinin gelişmelerine bağlı olduğunda birleşmektedirler.

NÜKLEER ENERJİ KULLANARAK, AKARYAKITIN DENİZDE DEPOLANMASI YÖNTEMİ

Yabancı ülkelerdeki birçok kuruluş, nükleer enerji kullanarak yeraltında açılacak mağaralarda sıvı yakıtların depolanması yöntemleri üzerinde incelemeler yapmaktadırlar.

Fransa'da ayrıca, Atom Enerjisi Komiserliği, «ELP-Erap petrol şirketi ve Fransız Petrol Enstitüsü'nden oluşan bir araştırma grubu, bu çeşit bir depolamanın deniz altında yapılmamasını önlemek yönünden daha uygun olacağı görüşünden yola çıkarak, çalışmalarım bu alana yöneltmiştir. Hatta bu tip bir çalışmanın teknik temelleri de atılmış bulunmaktadır. Buna göre, bir nükleer patlama gerçekleştirildikten ve deniz altında bir oyuk açıldıktan sonra, altı ay beklemek gerekmektedir. Bunun nedeni, kısa ömürlü ürünlerdeki radyoaktivitenin azalması ve oyuğun içindeki ısının yeterli dereceye düşmesini beklemektir.

Daha sonra, bazı radyoaktif ürünlerin oyukta hala bulunması olasılığına karşı, buranın temizlenmesi gerekmektedir. Ancak bundan sonra oyuğa ham petrol doldurulmaktadır. Bu konuyla ilgili ekonomik incelemeler, daha önce petrol yükleme tesisleriyle donatılmış büyük petrol limanlarının açıklarında kurulacak depolar temel alınarak yapılmıştır. Tasarlanan deniz altı petrol depoları 10 milyon m3.tür ve saatte 3500-4600 m3'lük akışı vardır. Buna göre bu depolar, üç-dört aylık petrol stoku yapabilecek çapta olacaktır.

Bu koşullar altında depolama fiyatı (kıyı ile bağlantı giderleri ve suyla karışık olan petroldeki suyun atılmasından sonra işlenmesi giderleri de dahil), kıyıdan 75 km ötedeki kurulmuş nükleer bir depo için, metreküpü 40 frank civarında olacaktır. Tuz tabakalarında kurulmuş klasik yer altı depolarında şimdilik depolama gideri metreküpü 70 frank, klasik patlayıcı maddelerle açılan yer altı depolarındaysa metreküpü 100 franktır.

Bundan dolayı, hem tutumlu hem güvenceli olan bu yeni yöntem, deniz çevresini kirletme tehlikesi yaratmadığı ve yer altındaki depolama için gerekli olan sıkı güvenlik koşulları gerektirmediği için, geleceğin akaryakıt depolama yöntemi sayılmaktadır.


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com