|
Tam 2 yıldır, uzayın sonsuzluğunda yol alıyordu, 2 yıl önce, arkadaşı ve o, bir nükleer uzay aracı ile Jüpiter'in uydusu Callisto'ya araştırma yapmak için fırlatılmışlardı.
Şimdi yalnız dönüyordu, Dünyaya.. Arkadaşı, aracın dışında radyo antenini onarırken, bir meteor çarpması ile, uzayın sonsuzluğunda yitip gitmişti. Tam 9 ay 17 gündür, dünyadan hiçbir haber alamamış, bazı günler çıldıracak gibi olmuştu, intihar etmeyi bile düşünmüştü, kaç kez... Ama yaşama gücü üstün gelmişti, hep. Birbirini kovalayan korkunç dakikalar, şimdi geride kalmıştı, içinde, tanımlıyamadığı büyük bir sevinç vardı. Önündeki ekranda, dünya, tüm görkemi ile gittikçe büyüyordu.
Sevdiklerini düşündü... karısını, oğlunu.. Bıraktığında oğlu dört yaşındaydı, şimdi ise altı yaşında olmalıydı. Ne olurdu şu lanet radyo bozulmasaydı! Hem dünyadan, hem de. ailesinden haber almak mümkün olurdu. Şu anda, tüm dünya, onun döndüğünü biliyordu, oysa kendisi sesini duyuramıyordu, bir türlü. Onları da alamıyordu...
«Tanrım» diye mırıldandı. «Sana binlerce şükür... Yuvama, sevdiklerime kavuşuyorum..»
Birden arkadaşı geldi aklına... Çok eskiden beri tanışırlardı. Okulu bitirdiklerinde, astronot olacakları akıllarına bile gelmemişti. Hele onun mezarının sonsuz uzay boşluğu olabileceğini hiçbiri düşünemezdi.
Büyük bir üzüntüyle başını salladı:
«Zavallı arkadaşım, zavallı ailesi..; Nasıl söyliyeceğim karısına, onun öldüğünü? Gözlerimin önünde meteorun çarpışını... uzayda yitip gidişini...»
Artık dünyanın çekim alanına girmişti. Radyo bozuk olduğu için, tüm iniş koordinatlarını kendisi hesaplıyordu. En fazla 11 dakika sonra dünyaya inmiş, 20 dakika sonra karantinaya alınmış, camın ardından sevdikleriyle konuşuyor olacaktı.
Fren roketlerini ateşleyince, ani bir sarsıntı geçirdi. Sonra yön değiştirici roketleri ateşledi. Yükselti kaybetmeye başladı, ibre normal bir hızla düşmeye koyulmuştu: 5000. .. 4500... 4000... Kalbi sevinç ve heyecandan dışarı fırlamak üzereydi.
Otomatik kapı ıslık gibi bir sesle açıldı. Merdivenleri indi. Büyük bir şaşkınlıkla çevresine bakındı. O'na doğru koşan hiçbir görevli yoktu... Alanın çevresinde kalabalık da görünmüyordu. .. Kimsecikler yoktu!
Korkunç bir sessizlik çevrelemişti onu...
Anlıyamıyordu... Uzay aracını mutlaka görmüşlerdi... Bir sürü görevlinin bulunduğu bir rampaya inen koskoca uzay aracının görülmemesine olanak yoktu..
Esen rüzgâr, bir sürü kâğıt parçasını önüne katmış, sürüklüyordu. Sonu belli olmayan beton pistte bir tek kendisi vardı...
|
|
|
|
|
«Tanrım bir düş mü bu?» diye mırıldandı. «Yoksa., yoksa şaka mı yapıyorlar bana?...»
«Şaka» lafın gelişiydi, kendisi de inanmamıştı, buna.
Astronotlar lokaline doğru ilerledi. . Artık beyni durmuştu. Hiçbirşey düşünemiyordu.Kapıyı açtı. .. Büyük bir salondu burası... Çepeçevre bir yığın boş masa vardı.. Üst katlara, birçok odalara baktı. Kimse yoktu!. . Sanki terkedilmişti, koskoca uzay üssü.
Umudunu yitirmeye başlamıştı, yavaş yavaş. Değil insan, tek bir hayvan görünmüyordu, ortalıkta.
Lokalden çıktı, garajlara doğru koşmaya başladı. Bir araba bulmalı ve kente gitmeliydi... ama garajlar da bomboştu. Deli gibiydi. Neredeydi bunca insan? Bu işde bir gariplik vardı. Anlıyamadığı bir korku tüm benliğini sarmıştı. Birden durdu. Kontrol binasının önünde bir jeep duruyordu. Büyük bir umutla, o tarafa doğru seyirtti.
@
Asfalt yolda hızla gidiyordu. Yarım saate yakındır, yanından hiçbir araç geçmemişti. Uzaktan kentin büyük binaları görünmeye başlamıştı. Hâla yaşıyan bir canlıya rastlıyamayışı onu çıldırtıyordu. Koskoca caddeler, binalar, mağazalar bomboştu...
Sessizliği, esen rüzgârın ıslığı bozuyordu sadece. Bir sürü kâğıtlar, gazeteler uçuşuyordu, etrafta. Boş kutular devriliyordu, tek tük.
Araçtan indi... Korkuyla çevresine bakındı. Bir zaman kalabalıktan geçilmiyen bu caddelerdeki insanlara ne olmuştu?. .
Uçuşan gazetelerden biri, tam önünden geçerek trafik lâmbasının direğine takıldı. Kurtulmak için çırpınıyordu, sanki.
Gazeteyi çekti, aldı. 8 ay önceki tarihi taşıyordu, hesaba göre. Ön sayfada, büyük puntolarla atılmış bir baslık vardı:
NÜKLEER HARP BAŞLADI. RADYASYON TÜM DÜNYAYI SARIYOR.
Önce ne olduğunu kavrayamadı, donmuş gibi kaldı. Sonra, sessiz caddelerde, çılgın gibi koşmaya ve haykırmaya başladı. Gazete elinden uçmuş, bu kez büyük bir binanın demir parmaklıklı kapısına takılı kalmıştı. Onun ızdırabına katılmak istercesine, çırpıntısına devam ediyordu.
Adamın haykırışları çok uzaklara yayılıyordu. Rüzgâr dünyada tek başına kalan bu kişinin sesini, belki duyulur umuduyla, çok çok uzaklara taşıyıp gidiyordu.
(1977, Sayı:12, Sayfa:7)
|
|
|
|