|
DÜNYAYA DÜŞEN ADAM :
(The Man Who Fell to Earth)
Yönetmen : Nicolas Roeg, Oyuncular: David Bowie, Candy Clark, Bluck Henry, Rib Torn.
Görüntü Yönetmeni : Anthony Richmond. British Lion Film (İng), Renkli.
Özel sayımızda pahalı yapımlar arasında saydığımız Dünyaya Düşen Adam, geçtiğimiz aylar içinde birkaç hafta oynayarak izleyicilerin dikkatini çekmiş bir yapımdı. Sözünü ettiğimiz filmin başrolündeki Dünyaya Düşen Yaratık, bir filozoftu, aynı zamanda:
«Siz de benim gezegenime gelmiş olsaydınız; benim soydaşlarım da sizi, beni incelediğiniz gibi inceleyeceklerdi...» demektedir.
Yönetmen Roeg, iki saatten uzun süren bu bilim kurgu filminde başarılı bir kompozisyon hazırlamıştır. Dünyanın katı kuralları, sex bunalımları, ticarî çatışmaları, bencil çıkar kavgaları, güvensizlik, aldatmacaları arasında; dünyaya neyle, ne zaman, nasıl düştüğü bilinmeyen zayıf, kesin kadın - erkek kalıplarına uymayan, duygusal ve dünyadan kaçmaya çalışan, her yeni öğrendiği şey karşısında biraz daha kişiliğini yitirip bu dünyanın insanına benzemeye başlayan bir yaratık... ve bu yaratığı gözlerimizde çok güzel canlandırıyor, David Bowie... İngiliz pop şarkıcısı, özel yaşantısının da etkisiyle yönetmen Roeg'in dikkatini çekmiş olacak. Bunun yanında, oyun gücü ile şaşırtıcı...
Dram belki de Dünyaya Düşen Adam Thomas Newton'un değil, dünyanın çirkin gidişme; haksızlıklara, aldatmacalara, kandırılmalara, yenilgilere, iki yüzlülüklere ayak uydurmaya çalışan Dünya İnsanı'nın da dramıdır! Kimseye güveni olmayan bir yaratık vardır ortada. Bir gün, kendisini baygınken kurtaran otel hizmetçisine tutulur, onu yüceltir ve kendi yanına alır. Erişmeyi bile hayal edemeyeceği bir yaşama ulaştırır. Buluşları için geniş olanaklar sağladığı bir profesör vardır, gün gelecek bu adam, onun başka bir yaratık olduğunu açıklayacaktır, rakip firmaya. Yine de Thomas Nevvton ona yardım teklif edecektir, yıllar sonra bir gün. Ona bağlı olan hukuk müşaviri ve birçok kuruluşunun müdürü ise, bu bağlılığı rakip firmaya kurban olarak ödeyecektir.
Film boyunca ilginç bir durum sürer gider. Zaman gelir geçer, yeni teknik gelişmeler, yeni yaşam kavgası... bütün bunların yanında, zamanın hiç etkileyip değiştirmediği Dünyaya Düşen Adam. Daima genç ve her zaman kendini toparlayabilen; yıkıldığı sanıldığı anda bile ayakta kalabilen... Belki de yönetmen Roeg, zamanın geçmesine, değişen bunca şeye rağmen bazı kuralların ve çirkinliklerin yine de sabit kaldığını vurgulamaktadır. O zaman, neden bir bilim kurgu filminde bunu denemek istemiştir Roeg?
Elindeki tüm çarpıcı sinema dilinden yararlanmış ve acı bir ilacı, tatlı, güzel bir şekerleme gibi sunmuştur. Konunun Bilim kurguluğu amaçtan çok araç gibi görülmektedir. Çünkü film boyunca, dünyanın yabancısı olan bu yaratığın gerçek kimliği ve görüntüsü çok az verilmektedir. Uzay sahneleri az, fakat nefistir. Buna karşılık 2001 Uzay Yolu Macerası'nda gördüğümüz ürpertici uzay sahneleri, uzay gemileri yok denecek kadar az ve ilkeldir. Bir çöl, samandan yapılmış etkisini veren bir kulübe veya uzay gemisi. Dünya için tüm olanaklarım kullanan Roeg'in böylesine ilkel bir düzeyde kalışı şaşırtıcıdır. Ayrıca düşüş yeri belirlendiği ve yaratığın niçin geldiği açıklandığı halde; hangi aracı, nasıl kullandığı bizim için bir sır olarak kalmaktadır.
Zaten Roeg için önemli olan ve vurgulanması gereken, nasıl ve hangi yüzyılda geldiği değil (çünkü filmin bir yerinde, Thomas'ın kovboylar ve Kızılderililer devrinde geldiğine dair bazı sahneler vardı), dünyada bulunuşu ve kaçmaya çalışışı yanında, dünyanın ona karşı tutumudur.
Dünyaya Düşen Adam, gerçekten güzel sahneleri bulunan, sinema dili iyi kullanılmış bir bilim kurgu filmidir.
@
|
|
|
|
|
DEPREM
(Planetaterra Anno Zero)
Yönetmen : Shiro Moritani; Oyuncular: Keiyu Kobayashi, Tetsuro Tanba, Ayum ishido.
Japon yapımı.
Bilim adamlarının dünyanın oluşumu ve kıtaların yapılarıyla ilgili bir teorileri vardır. Continantal Drift adı verilen bu teoriye göre, dünyanın kabuğunun soğuması ve yer kabuğu ile denizlerin belirlenmesinden sonra, ergimiş maden denizi olarak açıklanan Magma tabakası üzerinde, yer kabuğu hareketleri devam etmiş ve tek bir kıtadan yavaş yavaş bölünmeler olarak beş kıta ortaya çıkmıştır.
Bilginlerin araştırmaları Güney Amerika ile Afrika ve Avrupa arasında uygun kilit noktaları bulunması, kırılma noktaları olarak saptanan noktalardan alınan örneklerin ve tabakaların birbirlerini tutması üzerinedir. Kıtalar halen kaymaya devam etmektedirler ve her yıl birkaç santim bu uzaklaşma devam etmektedir.
Amerika ve eski dünya. Atlas Okyanusu üzerinde birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar, ama öte yandan, Büyük Okyanus doğrultusunda birbirlerine yaklaşmaktadırlar. Bunun sonunda nasıl bir felaket beklemektedir insanoğlunu? Ya da bir gün bitişmesi düşünülen Asya, Avustralya ve Amerika kıtaları arasında kalan yerlerde yaşayanlar ne olacaklardır?
Japonların çevirmiş oldukları Deprem, bunun sonuçlarım ele alıp inceleyen ve dokümanter özellikleri taşıyan bir bilim kurgu filmidir. Japon yapımlarındaki maket çalışmalarının ne denli başarılı olduğu bilinmektedir. Burada da en zayıf yer olarak bilgisayarlarca saptanan Japon adalarının parçalanması, magmanın denizden fışkırışı, kentlerin mahvoluşu güzel bir şekilde resimlendirilmiş. Bunun yanında, yönetmen Moritani'nin başka bir konuyu hicvetmeye çalıştığı görülmektedir. Japonya'nın mahvolacağım fark eden yöneticiler, tüm dünyadan yardım isterler. Birleşmiş Milletlerin tepkisi şudur: Hele bir hareket başlasın ve felaketin gerçekliği saptansın ondan sonra yardıma hazırız! Ve Moritani, yöneticilerin ağzından şu soruyu sormaktadır, herkese:
«İlle de bir gerçeğin «gerçek» olduğunu ispatlamak için, milyarlarca insanın ölmesi mi gerekir?»
Günümüzün diplomasi oyunları, politik kavgaları, insan yaşamının bedelini ne denli hafife almaktadır... ve birçok konuya, iş işten geçtikten sonra el atılmaktadır; bundan böyle de yine aynı yöntem uygulanacaktır. Bu arada birçok masum insan ölecektir, kimin umurudur, bu?
Şu var ki, Moritani, bir bilim kurgu filmi ortaya koyarken, fazla bilimselliğe kaymış ve sonuçta sıkıcı bir film çıkarmıştır piyasaya. Konunun içine sıkıştırılmış hissini veren iki sevgilinin gelecek hayalleri ise pek eğreti durmaktadır ve inandırıcı olmamaktadır. Ve seyirci filmin sonunda dokümanter bir toplum dramı seyrettiğinin yorgunluğu ile sinemayı terk etmektedir.
@
KUMSALDA
(On the Beach)
Yönetmen: Stanley Kramer
Oyuncular: Gregory Peck, Ava Gardner, Anthony Perkins, Donna Anderson.
22 Ocak 1977 Cumartesi gecesi, 1964 yılında çevrilmiş güzel bir bilimkurgu filmi seyrettik. Nevil Shute'in aynı adlı romanından beyaz perdeye aktarılan konuyu, bir zamanların ünlü oyuncuları canlandırmaktaydılar.
II. Dünya Savaşı bitiminde, savaş ve atom bombası aleyhtarı gelişen kamu tepkileri sırasında ele alınan romanda, doğu ve batı blokları arasında bir hiç yüzünden başlayan atom savaşı sonrası konu edilmektedir. Radyasyon tüm kıtalardaki yaşamı silip süpürmüş bir avuç insan, Avustralya'ya sığınmıştır. Özlemleri, sevgileri, kıskançlıkları, korkuları ve zevkleri ile bir avuç insan... ve onlar, ölümün adım adım yaklaşmakta olduğunu bilmekte, çaresizlik içinde yaşamlarını kendi elleriyle son vermek için, umudu ölüm haplarında bulmaktadırlar.
Petrol kaynakları tükenmiş bir dünyada bisikletle ya da atla yapılan ulaşım... Bir lüks ya da intihar şekline dönüşüveren araba yarışları... yakınlarının öldüklerim bildikleri halde, yine de onların yanına gitmeyi ve onlarla birlikte ölmeyi göze alan kişiler... Sonunda herkes bir yolunu bulacaktır, dünyadan göçmek için... araba kazaları, ölüm tabletleri ve keşif gezişi için son kez dalıp intihar edecek olan denizaltı...
Stanley Kramer, konuyu vurucu noktalarından yakalamış ve bir zamanlar epeyce adı edilen bir film ortaya koymuştur. Hele film sonundaki dünyanın insansız, bomboş hali gerçekten etkileyici sahneler sergilemektedir.
Başarılı bir bilimkurgu filmidir, kumsalda. Eski de olsa TV idaresinin bu tip filimlere yer vermesini gönülden dileriz.
@
-devam-
|
|
|
|